birgün

18° AÇIK

GÜNCEL 03.12.2020 12:57

İlahiyat profesörü, İslamcıların linç kampanyası ardından istifa etti

Kuran’daki ayetlere dair bir konuşmasından kısa bir bölüm sosyal medyada gündem olan ve İslamcılar tarafından linç edilen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olan Karar gazetesi yazarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, görevinden istifa etti. Öztürk, “Kurumsal dine dair, dini tartışmalara dair zaten uzun süredir susuyordum artık temelli susacağım” dedi.

İlahiyat profesörü, İslamcıların linç kampanyası ardından istifa etti

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olan Karar gazetesi yazarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kuran hakkında yaptığı bir konuşmadan video kaydının ortaya çıkması ardından başlayan linç kampanyası sonunda üniversitedeki görevinden istifa etti.

Sosyal medyada yayınlanan görüntülerde Öztürk, değiştirilen ifadelerin olduğu iddia ederek, “Kuran'da 23 sene Velid bin Mugire aşağı As bin Vail yukarı deyip bütün kadrajını Hicaz-Taif-Medine'ye sıkıştırmış ve insanlığa son söyleyeceği sözün çapı oradaki 3-5 lavuk müşrik. Ve o müşriğe Kuran'da öyle küfürler var ki. Bir tanesini okuyayım mı size Kalem Suresi... (Hem kel hem fodul ve p.ç)" dedi.

Ayetler için böyle yazılmamalı diyen Öztürk "Bu Allah dili olabilir mi?" diye sordu. Öztürk'ün bu sözleri üzerine sosyal medyada linç kampanyası başlatıldı. Kampanyaya, ‘Cübbeli Ahmet Hoca’ olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü de destek verdi.

Cübbeli, "Kur'ân'ın vahiy olduğunu inkâr eden Mustafa Öztürk'ün ilâhiyatta hâlâ çocuklarımızı zehirlemesine ne kadar daha göz yumacaksınız?" dedi.

Öztürk, yükselen linç ardından, "Bugün itibariyle akademiye, akademisyenliğe ve ilahiyat alemine veda ediyorum. Artık yeter. Benden bu kadar" açıklaması yaparak görevinden istifa ettiğini duyurdu.

AÇIKLAMA YAPTI

Konuşma kaydının sosyal medyada gündeme oturmasının ardından Prof. Dr. Mustafa Öztürk iddialara cevap verdi.

Independent Türkçe’den Bülent Şahin Erdeğer’e konuşan Prof. Öztürk, “Rant kavganız sizin olsun artık ben yokum” ifadelerini kullandı.

Öztürk, tepki toplayan ifadelerinin uzun bir zaman önce yaptığı detaylı bir konuşmadan “cımbızlandığını” söyledi.

Akademik hayatını sonlandırdığını açıklayan Öztürk, konunun bilimsel zeminde doğruya ulaşma amaçlı tartışılmadığını aksine bir karalama kampanyasına malzeme olarak araçsallaştırıldığını ifade etti.

Öztürk, asıl tartışılması gerekenin “örgütlü linç kampanyası”nı olduğunu kaydetti.

Öztürk’ün açıklamaları şöyle:

TEPKİLERİ NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

"Türkiye’de son yıllarda yükseltilen bir hava var. Totalitarizmin toplumun tüm katmanlarınca sindirilmesi her kesimin kendisi gibi düşünmeyeni bastırmak için devletin kolluk kuvvetlerini, savcıları ve diğer kurumlarını müdahaleye çağırması… Bunu sosyal medyada organize linç kampanyalarıyla yapması, bu kötü ahlaksızlığın huy haline gelmesi maalesef. Atılsın, tutuklansın, susturulsun, yasaklansın, linç kampanyaları...

Bazı tarikat yapıları, dönem dönem yaptığım ilmi çalışmalara karşı karalama kampanyaları düzenliyor. Bunlar sistematik biçimde organize edilen, sözlerimin, konferans konuşmalarımın kırpılması, kitaplarımdan bazı satıların bağlamlarından kopartılarak çarpıtılması gibi taktikler.

Bugüne kadar üniversitede hiç kadrolaşmadım, kimseye bir zarar vermedim, kimseyi işinden etmedim, kimseye iftira etmedim. Peki, benden ne istiyorlar? Ben kitlesi olmayan sadece tek bir kişiden ibaret olan sadece fikir üreten bir akademisyenim. Düşüncelerimi delilleriyle beraber makale ve kitaplarımda ortaya koyuyorum.

GÖRÜNTÜLERE NE DİYORSUNUZ?

Bundan bir süre önce yine böyle bir itibarsızlaştırma kampanyası yükseltilmiş yine kellem istenmişti. Ben de bu kadar iftira ve gıybet ile ahlaki yozlaşma içinde olan bir ortamda bu mevzulara artık girmemeye karar vermiştim. Kimi dini yapıların insanların ailevi namuslarına kadar uzandığı, çocuk istismarlarının yaşandığı zamanlarda ağzını açmayan Diyanet bir de baktım bir akademisyen hakkında detaylı uzunca bir açıklama yayınlamıştı.

Bir kaşık suda kopartılan fırtına Kur’an vahyinin keyfiyeti konusuydu. Bu yüzyıllardır tartışılan üzerine birçok söz söylenmiş bir konu. Ben o konuyu Kur'an Dili ve Retoriği ve 2016’da Ankara Okulu Yayınları’ndan çıkan “Kur’an, Vahiy, Nüzul” adlı kitabımda detaylı biçimde izah ettim. O yüzden bu konuya yanlış anlaşılacağını bildiğimden uzun süredir girmiyorum ve gündemleştirmiyorum.

PEKİ SİZİN KAPATTIĞINIZ KONUYU KİM YA DA KİMLER TEKRAR GÜNDEME SOKUYOR

Sanırım Karar gazetesinde son 2-3 aydır yayınlanan makalelerim organize kampanya düzenleyen yapıları rahatsız etmiş olacak ki yıllar önce bir dost meclisinde yaptığım 1,5 saatlik konuşmadan çekilmiş bir kaç dakikalık çekim tekrar servis edilmiş.

Gerçekten yoruldum. Kurumsal dine dair, dini tartışmalara dair zaten uzun süredir susuyordum artık temelli susacağım. Sizin olsun dini polemikleriniz, alanda pay kapma çabalarınız, ayak oyunlarınız, kampanyalarınız, iktidar mücadeleleriniz... Tek çabası bilgi olan hiçbir dünyalık çıkarı olmayan biri sırf aykırı ses çıkartıyor diye tahammül edemiyorsanız sizin olsun tüm dinsel alanlar, din konular. Ben tüm bunlardan yoruldum, cevap vermek de anlamsız. Ne düşündüğüm derli toplu kitaplarımda yazıyor. Kur’an’a yönelik ilmi çabam da ‘İlahi Hitabın Tefsiri’nde ortaya konuyor. Çok merak eden oraya müracaat eder. Eleştirisi olan orayı eleştirir karşı çıkar cevap verir. Yıllar önce yapılan 1,5 saatlik bir konuşmadan 1,5 dakika kopartıp yıllar sonra onun üzerinden patırtı kopartıyorsa onun niyeti iyi değildir. Kur’an muhatabına hayattaki ayetlere, doğadaki ayetlere git bak diyor. Ama dindar gidip mushafın içine gömülüyor. Mushafı fetişleştiriyor. Mushafın içinde sıkışıp kalıyor. Ben de o konuşmada bu sıkışıp kalmaktan bahsediyorum. Ama uzunca anlatıyorum derdimi. Çeken ise insanların tek başına duyulduğunda tepki göstereceği kısmı kesip servis ediyor.

"ARTIK KONUŞMANIN BİR ANLAMI YOK"

O patırtıyı beni işten attırmaksa işiniz de sizin olsun der giderim. Gidiyorum da. Rabbim ile baş başa kalır onunla dertleşirim. Evet çok yoruldum.

Millet canıyla uğraşırken koronavirüs salgınıyla mücadele ederken ben böyle bir meseleyi güncel olarak gündeme getirsem, “kardeşim senin derdin ne niye bu konuları gündeme getiriyorsun” diye sorsanız haklı olursunuz. Ama birileri kasten bunu ısıtıp ısıtıp gündeme sokuşturuyorsa asıl bu örgütlü kötülüğü konuşmamız gerekir. Nasıl bir kin ki bu Kur’an üzerine birçok kitap yazmış, hayatı boyunca Kur’an ile meşgul olmuş birine Kur’an’a dil uzatıyor diye saldırılıyor, hedef gösteriliyor, ölüm tehditleri yollanıyor. Önceden hazırlanıldığı belli. Önce yıllar önceki bir kayıt tekrar servis ediliyor sonra troller organize biçimde Twitter’da hashtag açıyor. Sonra bir bakmışsınız Diyanet TV’ de hakkımda meğer program yayına hazırlanmış bile.

Dini talan edilecek dünyalık bir hazine olarak gördüler. Beni de rantlarına ortak sandılar oysa başından beri benim ne öyle bir niyetim ne de çabam yoktu. İşte şimdi sevinebilirler tepe tepe, talan edebilirler kurumsal dini…

O yüzden susuyorum. Artık konuşmanın bir anlamı yok."

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol