birgün

22° AZ BULUTLU

ARŞİV 20.01.2011 15:45

İleri demokrasi pilot uygulaması

YÖK başkanı öğrenci konseylerinin başkanları ile buluşuyor

YÖK başkanı öğrenci konseylerinin başkanları ile buluşuyor. Öğrencilerin dertlerini dinleyecek öğrencilerin “temsilci”lerinden. “Bu temsilciler nereden çıktı, neyin temsilcisi, kimin temsilcisi bunlar” demeyin şimdi. Ne zamandan beri YÖK toplanıyor mesela bu temsilcilerle; “toplanıp ne yapıyor?” diye de sormayın mümkünse. Bu bir ileri demokrasi uygulamasıdır zira. İleri demokrasi uygulamaları böyle olur. Karşınızda gerçek bir muhalefet varsa ve sizin pek de hoşnut olmayacağınız şeyleri söylüyor ve yapıyorsa karşınızdakileri suçlamak en önemli ilkedir. Bu suçlama faşistlik! olabilir, derin devletin her eyleminden mağdur da olsa karşınızdakiler, Ergenekonculuk! olabilir, PKK’lılık olabilir, teröristlik olabilir, beyinsizlik olabilir. Bu makbul olmayan öznelerin karşısına bir makbul özne öne sürersiniz. Mümkünse her dediğinize kafa sallayan. Mevcut değilse icat edersiniz. Destekler, kamu kaynaklarını bu öznenin inşasına ayırırsınız. El altından haber salarsınız: “Bu oluşumun içinde yer alın, ikbal kapıları açılacak” diye. Sonra bu özneler çıkar “sessiz çoğunluğun sesi olduklarını asıl ve en bi temsil yeteneğine kendilerinin sahip olduğunu, kalanların marjinaller olduklarını olay çıkardıklarını ileri sürerler. Zira kendileri meşru seçimlerle gelmişlerdir. Atanmamışlardır. Tam istediğiniz gibi, tam demokratik yani. Her şey süt liman. Ne güzel. İster Kürt açılımına uygulayın formülü ister öğrenciler meselesine, ister sendikalara. Durum tam olarak budur.

Öğrenciler arasında siyasi ayrımcılık

Öğrenciler defalarca ve defalarca basın açıklamaları ile başka türlü eylemleri ile olsun dertlerini anlatmaya çalıştıkça biber gazına copa ve dayağa tabi tutuldular. Bir de üzerlerine eli satırlıları salmak gibi daha eski bir yöntem de var bu arada. Daha da kötüsü dayak yedikleri yetmezmiş gibi bu şiddete maruz kaldıkları olaylardan soruşturuldular, okullarından uzaklaştırıldılar, atıldılar. Kendilerini ne zaman ifade etmeye kalksalar bir afiş, bir şarkı, bir bildiri, bir slogan hayatlarını mahvetmeye çalışmanın bir aracı olarak geri çevrildi suratlarına bu girişimler. Öğrenciler arasında siyasi ayrımcılık yapmakta el birliği etti pek çok üniversitenin yönetimi. Bu öğrenciler “solcu” olduklarından söyledikleri, dertleri ciddiye alınmadı, kendileri yok sayıldı, küçümsendiler kılık kıyafetlerine laf söylendi.. Sırf “solcu” olduklarından tüm bu muamelelere müstahak görüldüler. “Ayrımcılık” literatüründe ne varsa geldi başlarına.Ellerine yumurtaları alıp “artık yeter!” demeleri meseleyi kamuoyunun gündemine taşıdı. Tam bu sırada bir öğrenci temsilcileri konseyi olduğu keşfedildi nedense.

Nerden çıktı bu konseyler?

Bu konseylerin icadı da böyledir aslında. 1990’ların ortasında aralarında bulunduğumuz öğrenciler har(a)çlara yapılan ve yüzde üç yüzü bulan zamlara karşı ayağa kalkmışlardı. Mesele yalnız haraç meselesi değildi şüphesiz. Yoksulluk, yoksunluk ve bastırılmışlığa isyan hepsi bir arada. Kendi hayatımız hakkında bize sorulmadan alınan kararlara kararlı bir itiraz. Bu itirazın ilk somut karşılığı üniversitelerde tüm muhalif öğrencileri bir araya getirmeye çalışan “cepheler” oldu. Ama belki de bundan daha önemlisi bu muhalif öğrencilerin örgütledikleri tüm öğrencilerin doğal üyesi olarak çağrılı bulunduğu konsey tipi örgütlenmelerdi.-“Öğrenci misin?-Evet.-Niye öğrenci meclisine gelmiyorsun o zaman?-Naapcaz ki orada?-Naapcaz, kendi sorunlarımızı tartışcaz, bu kadar harç ödemekten memnun musun mesela?Geç ilan edilen final tarihleri mesela. Yönetmeliğe bakarsan 2 hafta önce ilan etmeleri lazımdı!...-Egeleyim ben de o zaman.-Satırla gelmiiiceceksen, gel tabii tek sınırlama bu.sağa sola satırla saldıranlar arkadaşlarımızı bıçaklayanlar gelemiyor yalnız, zira onlarla pratik olarak tartışmak mümkün değil….”

Temsili demokrasinin Hakkinen’i

Bu en geniş örgütlenmeler öğrenci olmaktan kaynaklı sorunlarını tartışıp kendi sorunlarını nasıl çözeceklerini tartıştıkları, karar aldıkları, aldıkları kararları uygulamaya çalıştıkları doğrudan demokrasinin işlediği inisiyatiflerdi. Adları her üniversitede farklı oldu belki: öğrenci konseyi, öğrenci inisiyatifi, öğrenci meclisi. Ama iktidar gelen tehlikeyi hızlıca fark etti, henüz bu inisiyatifler olgunlaşmadan. Bu sürecin sonu “biz kendimizi yönetiriz size ne gerek var”a kadar gider diye apar topar bir sandık koydu tüm öğrencilerin önüne. “İstediniz verdik işte! Öğrenci Temsilcileri Konseyi, hadi bakayım seçin temsilcileri temsil ettirin kendinizi kuzu kuzu”. Kimi muhalif öğrenciler bu tuzağa düşmeyelim dediler kimi seçimlere girelim dediler. En güzel yanıtlardan biri “sıradan öğrenci”lerinden geldi mesela İstanbul Siyasal’ın. Seçim sandığından en çok oy alan öğrencinin adı Mika Hakkinen olarak çıktı. Kim bu Hakkinen diye diye epey arandı seçimi yapmaktan sorumlu asistanlar. Öğrenciler epey gülmüştü “demokrasinin temsilisi mevzubahisse bizi ancak Formula 1 pilotu temsil eder” diye.

Biber Gazı ve Yumurta

Bu konseyler 2002 de çıkartılan bir yönetmelikle daha bir “hale yola” konuldu. Başarılı öğrenci olmayan aday olamıyor mesela. Maliyet muhasebesinden çaktıysan, demokrasiden de çakıyorsun otomatikman. Başarı kriteri ne? O kriteri “üniversite belirler.” Temsilciler üniversite senatosuna ya da yönetim kurullarına çağrılabilir. Ne için, sıra gelirse konuşmak sonra da kafa sallamak için. O kadar. Seçildiniz, binlerce oy aldınız mesela. Bir de çağrıldınız üstüne. Ne olacak? Bir oy hakkınız bile yok yani binler adına onların hayatına dair kararların alındığı yerde.

Hah şimdi YÖK bu “temsilciler”le toplanıyor. Masanın etrafında takım elbiseli erkekler. Evet her halleri ile örencileri temsil ediyorlar şüphesiz (!), tüm öğrenciler erkek ve takım elbiseli. Kapınızın önündeyiz. Kapının önünde kadın, erkek, fukara ve öğrenci bu demokrasiyi yemiyoruz. Evet biber gazı yediğimiz doğrudur. Ama oradan bakınca, sizin de epey daha yumurta yiyeceğiniz apaçık.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız