birgün

17° AÇIK

author

İlk iki cemre düştü!

Pembe beyaz bahar dallarının aydınlatamayacağı gönül var mıdır? Ne yazık ki vardır. O köz ateşin doğrudan düştüğü evler vardır. Uzak diyarlarda kaybedilenler, genç yaşta hoyrat ellere, toprağa verilenler, ekmek parası uğruna kendine kıyanlar vardır. Artık değil her bahar, hiçbir bahar aşık olamayacaklardır.

BİRGÜN PAZAR 01.03.2020 10:49
İlk iki cemre düştü!
Abone Ol google-news

GÜZEL HAVALAR
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Orhan Veli (1914-1950)

Kökü Arapça olan “Cemre” sözcüğünün kelime anlamı “kor, köz halinde ateş” demek. “Cemre” sözcüğü, ayrıca şubat ayı sonu başlayıp, yedi gün ara ile havaya, suya ve toprağa düşerek doğayı ısıtan başlangıç için kullanılıyor. Belki de işte o “kor halindeki ateş” düşüp gelip doğayı ısıtıyor. Üç cemre düşüyor ve yavaş yavaş ilkbahar geliyor.

2020 yılı başladığından beri olan tek iyi şey 20 Şubat’ta havaya, 27 Şubat’ta suya cemre düşmesi oldu sayın okur. Ama gene de siz siz olun, bahar geliyor diye sevindiğinizi pek belli etmeyin. Çünkü biliyoruz ki sevinçler itina ile kursakta bırakılır. Biraz sabır, her ne kadar beton olmayan bir karış toprak bulmak artık çok zor da olsa; 6 Mart’ta cemre toprağa düşecek. Bu cemreler buraya gelecek ve bahar başlayacak.

Pembe beyaz bahar dallarının aydınlatamayacağı gönül var mıdır? Ne yazık ki vardır. O köz ateşin doğrudan düştüğü evler vardır. Uzak diyarlarda kaybedilenler, genç yaşta hoyrat ellere, toprağa verilenler, ekmek parası uğruna kendine kıyanlar vardır. Artık değil her bahar, hiçbir bahar aşık olamayacaklardır.

Oysa Orhan Veli’nin şiiri gibi hep “...güzel havalar..” olsa, o güzel havalarda aşık olsak, sıkıldığımız işimizden istifa etsek diyeceğim ama tabii önce hepimizin bir işi olsa, sonra sıkılanlar istifa etse, hepimizin canı şiir yazmak istese. Bizi mahveden sadece bu güzel havalar olsa. Çocuklar, analar, babalar, eşler, sevgililer sağ salim evine dönse. Olsun yeter, ekmeği tuzu unutsa da. O da sadece güzel havalar yüzünden!

Havaları ve takvimi ilgilendiren bu meteorolojik konuda bir de İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Mikdat Kadıoğlu’nun bilimsel açıklamaları var. İlk cemre havaya düşüyor ama, güneş ışınları doğrudan havayı ısıtamıyor. Önce toprak ısınıyor, toprak kendine yakın yüzeydeki havayı ısıtıyor, bu ısınan hava yükselerek genişliyor, soğuk hava aşağı iniyor, havanın bu hareket ve değişimlerinden doğan ısı, atmosferi ısıtıyor. Özet olarak atmosferin alt kısımları aşağıdan yukarı doğru ısınıyor. İlk cemrenin havaya düşmesi, önce havanın ısındığını akla getirse de öyle olmuyor. Öte yandan, İstanbul’un 60 yıllık meteoroloji kayıtlarına göre yapılan araştırmada; cemrelerin kıştan bahara geçilirken ki sıcaklık yükselmelerinin başlamasına denk geldiği, cemre düşüşlerinde ısıda mevsim normalleri üzerine çıktığı, aralarında ise az da olsa düştüğü görülüyor.

Cemrelerin tarihi, eski takvimde kış ayını gösteren kasım ayının 105. gününden sonraya göre hesaplanıyor. Eski takvimde bir yıl, Kasım (kış) ve Hızır (yaz) diye ikiye ayrılıyor. Kış bölümü Kasım, şimdiki 8 Kasım'da başlıyor. Önce kırk gün anlamına gelen “erbain”(zemheri=zemherir= çok soğuk), sonra da elli gün anlamına gelen “hamsin” soğukları ile, Anadolu halk takviminin 90 günlük “kış doksanı”, yani en soğuk dönem bitiyor. Kasım 105’inde ilk cemre düşerek baharı başlatacak ısı yükselmeleri, 6 Mayıs'ta da Hıdırellez günü ile “Hızır” (yaz) başlıyor.

Ay ve güneşin tekrarlayan hareketleri, yıldızlar, dünyanın eğimi, meteoroloji olayları; bu gün hiç düşünmeden masa takviminden üzerini çiziverdiğimiz günler. Oysa takvim, medeniyetin tarihi kadar eski. Bu günkü halini alması binlerce yıl sürmüş. En eski atalarımız tarım yapmaya başlayınca ne zaman soğuk ne zaman sıcak, tohum ne zaman ekilip ne zaman toplanacak bilmek istemiş. Yerleşik düzen kurulunca idareciler, vergi toplayıcıları ne zaman vergi toplayacaklarını, din adamları ayin ve tören günlerini işaretlemek istemiş. Neredeyse her dinin kendi özel günlerini gösteren takvimi olmuş. İmparatorlar kendi takvimini yapmış, aylara isimlerini vermiş ama hiçbiri Julius Sezar ve İmparator Agustus kadar başarılı ve kalıcı olamamış. Sonra din kadar güçlü tek şey olan ticaret sayesinde bu gün bir çok ülke ortak bir takvim kullanmaya başlamış. Ancak birçok ülkede hâlâ daha bir yandan da dini takvimler varlığını korumuş. Ülkemizdeki, Ramazan ve dini bayramların takip edildiği Hicri Takvim gibi.

Günümüze kadar yüzlerce çeşidi yapılan takvimlerin hepsi de üç ana zaman birimi üzerine oturuyor; dünyanın kendi etrafında dönüşünden ‘gün’, ayın dünya çevresinde dönüşünden ‘ay’, dünyanın güneş etrafında dönüşünden ‘yıl’. Farklılıkları da ‘ay yılı’ ya da ‘güneş yılı’nın seçilmesine bağlı olarak değişiyor. Ayrıca, her kültür, her din kendine göre önemli bulduğu bir olayı ‘Milat’ olarak belirliyor. “Musevilerde ilk yaradılış günü (MÖ 3760), Yunanlarda ilk olimpiyatlar (MÖ 776), Romalılarda Roma’nın kuruluşu (MÖ 753), Hristiyanlarda Hz. İsa’nın doğumu (0), Müslümanlarda hicret (MS 622) başlangıç olarak alınmıştır.” Babil’de ise her saltanat dönemi yeni bir takvim başlangıcıydı.

Her kültürde olduğu gibi, Anadolu’da da günlük halk takvimi tamamen gözleme dayalı, iklimle, yaşamla, tarımla ilgili. Yaylaya çıkma günü, oğlakların doğumu ya da tohumu toprağa atma günü. Bunların kaydedilmesi ile ortaya çıkan günler, kocakarı soğukları, pastırma yazları, kırlangıç fırtınaları, filizkıranlar, turna geçişleri. Artık hepsi pencerelerimizin, şehirlerimizin dışında kaldı. Ankara’nın kırkikindileri, memur ıslatan oldu çıktı. Takvimlere işaretlediklerimiz ise, maaş günü, karne günü, sınav günü, doğum günü, taşıt vergisi günü. Belirli bir yaşın üzerinde olanlarımızın sürekli hesapladığı sihirli sayı, SGK, Sosyal Güvenlik Kurumları için hizmet günü sayısı.

Olsun, bahar gene gelecek, yüreğimiz gene sevecek, sevinecek.

Mevlana’nın topraklarında sevgiden başka hiçbir tohuma su verilmeyecek.

Hıdırellez de gelecek. Gül ağaçlarının altları, olmadı saksı dipleri dileklerle dolacak. Balkonlara mandallarla iş, okul, aşk çizilecek. Biz güllerin altına dilekleri koyarken, güller de bize gülecek. Belki de bir iç çekip, 'Ah siz her sene bunları koyarsınız ama inanın ben bunlarla ne yapacağım hiç bilmiyorum diyecek. Ona biz de biliyoruz aslında ama işte hep birlikte eğleniyoruz, umut ediyoruz, umut edince güzelleşiyoruz' diyeceğiz.

Bu satırları yazarken şimdi kar yağıyor dışarıda. Kış ortası bahar muhabbeti değil, züğürt tesellisi hiç değil. Bu günün dünyasında emin olduğumuz tek şey var ki kıştan sonra bahar gelir -iklim değişikliklerine bakılırsa o da şimdilik -. Bekleyip göreceğiz.

İlk iki cemre düştü!

Bir emir ile yasaklanmazsa sonuncu da düşecek... Yasaklanırsa ikinci bir emre kadar beklenecek...

İlkbahar da gelecek, Hıdırellez de gelecek!

Baharımız bol olsun sevgili okur!

Kaynakça:
*Aksu, B.T. (2018) “Sekizinci Yüzyıldan Günümüze Takvimlerimiz” Uluslararası Türk Lehçe Araştırmaları Dergisi(Türklad) 2. Cilt, 1. Sayı, 2018, (s: 382-413)
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/490546
Richards, E.G. (1998) MappingTime .Oxford University Press. İngiltere

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun