İlkbaharın ilk Ege albümü Bozcaada’dan!

MUSTAFA DERMANLI / BOZCAADA
Tülay ve Şükrü Kospançalı çifti Bozcaada’ya dair biriktirdikleri ezgileri ‘Bizce Ada’ adlı albümde bir araya getirdiler. Ada ezgileri, Fuat Saka düzenlemeleri ile buluşunca da keyifli bir bahar albümü ortaya çıkmış. 90’lardan beri gidip geldikleri Bozcaada’ya 2013 yılında tamamen taşınan ve böyle bir albümle baharı müjdeleyen Kospançalı çiftini tanımak, hem de albümlerinin hikâyesini dinlemek için keyifli bir söyleşi yaptık.

Biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben Şükrü. Albümdeki neredeyse tüm parçaların söz ve müziği bana ait. İstanbul Kızıltoprak’da müzik ve sanatla iç içe olan bir çevrede büyüdüm. İlk şarkı sözüm olan ‘Gümüş Para’yı ilkokul yıllarında yazdım. İlerleyen yıllarda şarkı sözü yazmaya ve yazdıklarımı bestelemeye devam ettim. Gençlik yıllarımda müziğe ulaşmanın en kolay yolu olarak gördüğüm müzik evlerinde çalıştım.

Tülay hanım ya siz?
Benim çocukluğum de Ziverbey’de geçti. Sanatsal olan her şey yaşamımda hep önde yer aldı. Çocukluk dönemimdeki ilk enstrümanım mandolin yerini ortaokul ve lise yıllarımda okul korolarındaki vokale bıraktı. İlerleyen yıllardaysa iyi bir müzik dinleyicisiyken bir anda kendimi perküsyonun içinde buldum. Bongo ve bendir çalarak uzun yıllar Engin Gürkey Perküsyon Atölyesi’ne devam ettim. En büyük keyfim, eşim çalıp söylerken ona eşlik ederek beraber söylemek
Bu albüm nasıl oluştu?
Açık söylemek gerekirse, hiçbir zaman aklımızda böyle bir şey yoktu. Biz tamamen amatör olarak arkadaş çevremizde bir araya geldiğimizde ya da kendi kendimizeyken birlikte çalıp söylemekten keyif alıyorduk. Ama bir gün kendimizi Datça Palamutbükü’nde tanışma fırsatı bulduğumuz Fuat Saka’nın stüdyosunda parçalarımızı kayıt yaparken bulduk ve biz bile inanamadık. Halen daha inanamıyoruz rüya gibi bir şey.

Fuat Saka’nın albümün oluşumunda nasıl bir etkisi oldu?
Bu soru bizim için çok anlamlı. Neden derseniz… Datça Palamutbükü’nde yaşayan ve bizler için bir abi, bir abla kadar yakın olan dostlarımız Fisun ve Barbaros Görkem aracılığı ile kendisine ve müziğine her zaman hayran olduğumuz, gönlü güzel, yüreği büyük, gerçek anlamda bir müzisyen olan Fuat Saka ile tanışma fırsatımız oldu. Birlikte olduğumuz bir akşam biz her zaman olduğu gibi yine o gece elimizde gitar şarkılar çalıp söylerken bazen araya utana sıkıla kendi parçalarımızı da katıyorduk. Bir an geldi ve Fuat abi bize, “Uşaklar kendi parçalarınızı çalın söyleyin, bunlar çok naif ve özel şeyler. Mütevazı olmayın, onları dinleyelim” dedi.
Peki, sonra siz ne yaptınız?
Biz biraz daha rahatlamış olarak o güne kadar yazdığımız ve bestelediğimiz ne şarkı var ise çalıp söylemeye başladık. Daha sonraki yıllarda İstanbul’da olsun Datça Palamutbükü’nde olsun hep bir araya geldik ve çaldık, söyledik, dinledik. Bir akşam Fuat abinin eşi Gülsen abla, “Fuat sen bu çocuklara neden albüm yapmıyorsun?” demesiyle biz kendimizi stüdyoda bulduk.

Fuat Saka’nın büyük katkısıyla bu album ortaya çıktı da diyebiliriz…
Ben bu güne kadar söz yazdım, beste yaptım ve bunları eşim ile birlikte keyifle çaldık söyledik. Ama Fuat Saka bu parçaları aldı, öyle bir hale getirdi ki biz bile kendimize inanamadık. Yani bize inandı, bu albümü var etti, çaldı, düzenledi, mixledi ve sizlere kadar ulaşması için ne gerekiyorsa esirgemeyerek elinden geleni yapt
Bu albüm sadece Bozcaada’yı mı anlatıyor?
Bozcaada ile tanıştığımız günden itibaren yazmış olduğumuz ve bestelediğimiz şarkıların hemen hepsinde bir Bozcaada esintisi muhakkak kendini ön plana çıkartmıştır. Özellikle Bozcaada, Hasret ve Yakar Kaptan şarkılarında bu daha belirgin olarak ön plana çıkarken, albümde yer alan bir diğer parça Gümüş Para ise tamamen ilkokul yıllarında yazdığım çocukluk yıllarımın anılarını içinde barındırıyor. Kısaca bu albüm Bozcaada’yı tanısın ya da tanımasın her kesimden insanın keyif alarak ve Ege kokusunu hisederek dinleyeceği etnik bir yapı barındırıyor içinde.
Peki bu Bozcaada aşkı nereden geliyor?
90’lı yıllarda ziyaret ettiğimiz Bozcaada, doğası, bakirliği, denizi, rüzgarı ve insanları ile bizi o kadar çok etkiledi ki artık bizim için vazgeçilmez bir yer olmuştu. Bozcaada’ya gide gele zamanla burada bir çok insanla tanışma fırsatımız oldu ve bir çok ortak dostumuz çıktı. Gönlü güzel, yüreği sıcak, birini diğerinden ayrı görmeyen, yardım sever, birlik bilinci yüksek ve sevgi dolu bu insanlar, bizlerin şehrin karmaşası içinde kaybolmuşluk duygularımızın yerine koyabileceğimiz o çocukluk yıllarımızdan anılarımızda kalan küçük evlerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımızın bulunduğu mahallelerin içindeki mutlu günlerimize geri dönebileceğimizi gösterdiler.
Ve siz de adada yaşamaya başladınız, öyle mi?
Biz de o zaman kurumsal çalışma hayatımıza bir nokta koyup, hâlâ burnumuzun ucunda geçmişin güzel kokuları varken, bu güzel insanlarla ve bu cennet adada yeni bir başlangıç yapmak üzere adada yaşamaya başladık. İkimiz de bankacılık sektöründe görev yaparken 2013 yılında çalışma hayatımızı kendi isteğimiz ile sonlandırıp müzik, sanat, yoga ve doğa ile birlikte olmak üzere Bozcaada’ya yerleştik.
Bozcaada’da hayatınız nasıl geçiyor? Müziğin dışında neler yapıyorsunuz ?
2013 yılından beri yılın dokuz ayı Bozcaada’da yaşıyoruz. Mart ayının sonlarında adaya geçiyor ve yılbaşından sonra kısa süreliğine İstanbul’a geçiyoruz. Adaya yerleştiğimiz andan itibaren içimizde olan ve bugüne kadar şehir yaşantısında farketmediğimiz bir çok yönlerimiz ortaya çıktı. 2003 yılında bir yolculuğa çıktık, adı Yoga. Bu yolculuk bizi kendimiz ile ilgili güzel yerlere götürdü ve bir de bunu çevremizle paylaşmaya başladık ve Bozcaada’da buna devam ediyoruz. Evimiz ada merkezi dışında Çayır sahiline bakan bağların içinde bir yerde. Burada gözümüz gibi baktığımız küçük bir bağımız var ve doğanın bize verdiği mahsülden az miktarda da olsa şarap, pekmez ve kuru üzüm yapıyoruz. Kendimize yetecek kadar bir bahçe oluşturduk ve doğal sebzeler yetiştiriyoruz. Bağ ve bahçe işlerinden arta kalan zamanlarımızda ise adada gerçekleştirilen her türlü sanatsal etkinliğe katılıyor, dostlar ile birlikte oluyor, balığa çıkıyor, adanın serin ve güzel sularında denize giriyoruz. Bugüne kadar sistemin bize verdiği, üretmeden tükettiğimiz bir dünyada, şimdi artık üreterek, ona değer vererek, koruyarak ve sonraki nesillere aldığımız güzellikte devretmek üzere doğaya olan borcumuzu elimizden geldiği kadar ödemeye çalışıyoruz.

Albüm adalılar ile ne zaman buluşacak ve nereden temin edilebilir?
Bu yıl Nisan ayı içinde Bozcaada’da bir etkinlik dahilinde albümümüzü güzel adamız ile tanıştırma ve adalı dostlarımızla paylaşma fırsatımız olacak. Bu etkinliğin tarihi şimdilik süpriz olarak bizde kalsın. Albüm Marka Dağıtım aracılığı ile birçok müzik markette herkesin beğenisine sunulmak üzere yeni çıkanlar standındaki yerini aldı.


