birgün

24° AÇIK

GÜNCEL 03.06.2020 06:54

İngiltere’den ABD’ye, George Floyd’dan Mark Duggan’a cinayetlerin ortak kökeni: Yerleşik ırkçılık

İngiliz akademisyenler, iki farklı ülkede yaşanan ırkçı cinayetleri ve arkasından gelen isyan dalgasını BirGün’e değerlendi: “İki cinayette ortak bir köken var; ırkçılık ve polis vahşeti”

İngiltere’den ABD’ye, George Floyd’dan  Mark Duggan’a cinayetlerin ortak kökeni: Yerleşik ırkçılık

DİDEM MERCAN

ABD’deki George Floyd cinayetinin benzeri 2011’de İngiltere’nin başkenti Londra’da yaşanmış ve günler süren protestolar ülke geneline yayılmıştı. Mark Duggan’ın Londra’nın kuzeyindeki Tottenham semtinde çete üyesi olduğu gerekçesiyle polis tarafından vurularak öldürülmesi sonrası ülke genelinde haftalar süren protesto gösterileri yapıldı. Çıkan olaylarda beş kişi hayatını kaybederken 2 bine yakın kişi gözaltına alınmıştı. Duggan’ı “kendilerine ateş açacağına inandıkları için” vurup öldürerek ülke çapında isyana neden olan polisler üç yıl sonra mahkeme tarafından suçsuz bulunmuştu.

İki farklı ülkede yaşanan bu ırkçı cinayetleri ve arkasından gelen isyan dalgasını Nottingham Üniversitesi Modern İngiliz ve Sömürge Tarihçisi Dr. Sascha Auerbach, Birmingham Üniversitesi’nden Tarihçi Dr. Lorenzo Costaguta ve Warwich Üniversitesi’nden Tarihçi Dr. Lydia Plath BirGün’e değerlendi.

FLOYD CİNAYETİ YASADIŞI ÖLDÜRMENİN ÇOK AÇIK BİR ÖRNEĞİ

Ülkeler farklı olsa dahi cinayetlerin benzer olduğunu görüyoruz. Bu iki cinayeti ele alacak olursak, değerlendirmeniz ne olurdu?ingiltere-den-abd-ye-george-floyd-dan-mark-duggan-a-cinayetlerin-ortak-kokeni-yerlesik-irkcilik-739171-1.

S.A: İki cinayet arasında ciddi farklar görüyorum. Duggan cinayeti, kurbanın silahı olduğundan şüphelenildiği için meydana geldi sonunda kurbanın bir silahı olmadığı ortaya çıktı. Mark Duggan cinayeti çok hızlı bir şekilde oldu ve filme alınmadı. Buna karşılık George Floyd, öldürüldüğünde zaten kısıtlanmış ve çaresizdi. İkincisi, yasadışı bir öldürmenin çok açık bir örneğidir. Öte yandan, ABD ve İngiltere’de polis mesleğinin uygulanışında farklılıklar vardır. İngiltere’de polis kendilerini kamu güvenliği memurları olarak görüyor. Genellikle ateşli silah taşımazlar ve herhangi bir durumda hedefleri barışı korumak ve sıkıntıyı dağıtmaktır. ABD’de polis ise kendilerini toplumun yasadışı unsurlarına karşı bir güç olarak görüyor. ABD polisine güvenlikleri ve hatta yaşamları için tehdit oluşturabilecek silahlı, düşmanca ve tehlikeli bir nüfusla karşı karşıya oldukları öğretilir. Sorun genellikle çok iyi eğitilmemeleri ve herhangi bir yüzleşmede tam özerklik verilmesidir. Irksal önyargı polis memurları arasında yaygındır ve teorik olarak korumaları gereken topluluklar hakkında genellikle çok düşük bir fikre sahiptirler.

L.C: İki cinayette ortak bir köken var: Irkçılık ve polis vahşeti. Öldürülen her iki kişinin de, ölüm nedeni polis memurları tarafından aşırı şiddet kullanımı olan siyah adamlar. Hem ölümler hem de bunlara yol açan tepkiler, iki ülkenin siyah cemaatleri tarafından polis gücüne ciddi bir güven eksikliğini gösteriyor. İki cinayet arasında böylesine derin bir bağlantı var.

Aynı zamanda farklılıklar da var. ABD’de sokak şiddetinin ne kadar süreceğini tahmin etmek zor, ancak Floyd’un ölümü siyahi toplumun ötesine geçen tepki yarattı ve protestolar ırklar arası.

L.P: İki cinayetinde, kölelik döneminden bu yana İngiltere’de ve ABD’de devam eden anti-siyah ırkçılık ve kurumsallaşmış beyaz üstünlükle bağlantılı olduğunu söyleyebilirim. Irkçı şiddet 19. yüzyıldan beri polis memurları ve her iki ülkedeki beyaz insanlar tarafından işlenmektedir.

‘MEDYA POLİS ŞİDDETİNE ODAKLANMIYOR’

Her iki ülkede yaşanan protestoları, isyan ve yağma görüntülerini izledik. Neden protestocuların öfkelerini ifade etmek için bu yolu seçtiklerini düşünüyorsunuz?

S.A: “Protestocular” ve “isyancılar” arasında belirgin bir çizgi çizmek çok önemli. Protestocuların çoğu barışçıl ve siyasi görüşlerini ifade etmek için orada. Tutuklanmaya pasif bir şekilde direnecek ve trafiği veya izinsiz girişleri engelleyecek olsalar dahi, çok nadiren vandalizm veya şiddet eylemleri gerçekleştiriyorlar. İsyancılar ise protestocular içinde çok küçük bir alt gruptur ve hırsızlık ya da yıkım eylemleri kullanır. Barışçıl protestocuların çoğu isyancıların bu eylemlerini reddediyor.

L.C: Her iki cinayet sonrası yaşananlara baktığımızda, özellikle yağma ve isyan için sokaklarda yer alan insanların azınlıkta olduğunu görüyoruz. Bu olaylara karışan büyük çoğunluk, içinde buldukları sinir bozucu koşulları ve içlerinde duydukları öfkeyi ifade etmenin bir yolunu bulmak istiyor ve siyaset buna bir cevap bulamıyor. Bu protestolarda yer alan insanların onlarca yıldır göz ardı edilen sorunları var: Yoksulluk ve ırkçılık gibi. Son on yılların kamu bütçelerinde ve sosyal hizmetlerinde yapılan kesintilerden en çok etkilenenler kesim bu kesim. Hiçbir çıkış yolu olmayan, sosyal açıdan bakıldığında sıkışıp kalmış kişiler. ML King, 1967’de yaptığı konuşmasında bunu “Son tahlilde, isyan duyulmamış bir dildir” söylediğinde mükemmel bir şekilde ifade etti.

L.P: Şu anda isyan ya da yağmanın net olduğunu düşünmüyorum. Aslında bu karmaşık bir tablo ve birçok insanın farklı motivasyonlarla orada bulunuyor. Medya, tarihsel olarak protestocuları çok olumsuz bir şekilde tasvir ediyor ve protestoların kökünde bulunan siyahlık karşıtı şiddete değil, “isyan” ve maddi hasar odaklanma eğiliminde. Bu da protestolara tepki olarak polis şiddetinin artmasına neden oluyor. Yani bu durum sadece protestocuların hayal kırıklığını ve öfkesini şiddetlendirmeye hizmet ediyor.

2008 yılındaki Mortgage Krizinden en çok etkilenen İngiltere’de Mark Duggan protestoları ülkenin dört bir yanına yayıldı ve şimdi de aynı durum Covid-19 krizinden Floyd cinayeti ile ABD’de yaşanıyor. Sizce bu tarz krizler ya da ekonomik depresyonlar, toplumları yağma ya da isyanlara mı itiyor? Yani toplumlar bu şekilde bir çeşit deşarj mı oluyor?ingiltere-den-abd-ye-george-floyd-dan-mark-duggan-a-cinayetlerin-ortak-kokeni-yerlesik-irkcilik-739172-1.

S.A: Yağma ve protesto, genellikle farklı gruplar tarafından yürütülen tamamen ayrı iki eylemdir. Hem 2008 krizi hem de Covid-19, işsizlik yarattı ve daha fazla insanı protesto etmeye yöneltti ve tabi ki ekonomik uyum koşullarında sıkıntılar ortaya çıkardı. Bu da yağmalamayı beraberinde getirdi. Hem Covid-19 hem de 2008, Amerikan toplumundaki örneğin yoksullara, kalabalık şehir içi mahallelerde yaşayanlara yani en savunmasız gruplara zarar vermiştir. Ancak isyancıların birçoğu, yoksulluğun ve sıkıntıların yaygın olduğu zaten dezavantajlı bir geçmişlerden geliyor. Bu krizler daha da kötüleşebilir, kuşaksal yoksulluk bu krizler olmadan da oradaydı ve mevcut kriz sona erdikten sonra da çok uzun süre orada olmaya devam edecektir.

L.C: Net bağlantılar çizmek zor olsa da mükemmel nokta bir noktaya değindiniz. Afrika kökenli Amerikalıların ve siyah İngilizlerin 2008 krizinden en çok etkilendikleri ve Covid-19 salgınından yine siyahilerin etkilendiğini birçok uzman ve gözlemcinin bolca doğruladığı bir gerçektir. Tabi ki hiçbir şey kamu veya özel eşyaları yok etmek için mazeret göstermez. Ancak böylesine orantısız ölümlerin yaşandığını görmek ve hem Birleşik Krallık’ta hem de ABD’de siyahi insanların çok daha sık ölmesi kesinlikle bu topluluklardaki hayal kırıklığı hissini arttırıyor.

L.P: Bir tarihçi olarak, bireysel olayları daha geniş bir bağlamda anlamaya çalışmak her zaman önemlidir. Siyahi topluluğu orantısız bir şekilde etkileyen İngiltere’de yaşanan finansal kriz ve bunun sonucunda ortaya çıkan kemer sıkma önlemlerinin Mark Duggan protestoları etrafındaki içeriği anlamanın anahtarı olduğunu kabul ediyorum. İşler çok hızlı geliştiği için şu an mevcut protestoların nedenlerini söylemek zor ancak siyah protestocuların belirli hedefleri özel olarak seçmiş oldukları çok net görülüyor: Irksal Kapitalizm, Polis Departmanları, Beyaz Saray gibi. Siyahilerin ve diğer renk insanlarının Covid-19’dan orantısız bir şekilde etkilendikleri biliyoruz. Polis, sosyal mesafeli kuralları ihlal ettiği için siyahi insanları orantısız bir şekilde durdurdu. Bana öyle geliyor ki, daha geniş bağlam, son aylarda ve yıllardaki düzinelerce polis vahşeti olmasına rağmen, bu protestoların neden şimdi gerçekleştiğini anlamamıza yardımcı olacak gibi görünüyor.

IRKÇILIĞA KARŞI DEĞİŞİM SOSYAL VE KÜLTÜREL OLMALI

Yıl 2020 ancak biz hâlâ ırkçılığı konuşuyoruz. Hükümetler ırkçılığın önüne nasıl geçmeli, neler yapılmalı?ingiltere-den-abd-ye-george-floyd-dan-mark-duggan-a-cinayetlerin-ortak-kokeni-yerlesik-irkcilik-739173-1.

S.A: Direk yasa ile olacak şeyler değil bunlar. Açık ırkçılık eylemlerine karşı daha sert yasalar yürürlüğe koyabilirsiniz, ancak değişimin sosyal ve kültürel olması gerekiyor. İlk olarak, oy kullanan nüfusun ortada bir ırkçılık sorunu olduğunu kabul etmesi gerekiyor, o zaman sorunu ele alacak temsilcileri seçmek zorunda kalacaklardır. Şu anda birçok Amerikalı, özellikle Trump’ı destekleyen birçok beyaz Amerikalı, ırkçılığın ülkelerinde ciddi bir sorun olduğunu düşünmüyor. Bunun kurban siyaseti, “kültürel marksizm” veya bazı haberlerinden veya diğer sağcı medya kaynaklarının abartısı olduğunu düşünüyorlar. Örneğin hiçbir yasa, Amerikalıları kölelik miraslarını tanımaya zorlayamaz ya da şehir içi yoksulluğun ve işsizliğin başka bir nesli sefalete ve çaresizliğe mahkum ettiğini kabul ettiremez. Bu değişimin yüreklerinden ve zihinlerinden gelmesi gerekiyor ve şu anda birçok Amerikalı etraflarındaki bu acı gerçeği görmek konusunda oldukça isteksiz.

L.C: Irkçılık, İngiliz ve Amerikan toplumlarında yapısal olarak işlenmiştir. Irkçılığın sona erdirilmesi konusunda ciddiyseler, hükümetlerin anlaması gereken ilk şey, 20/30 yıl sonrasını düşünerek harekete geçmeleri olacaktır. Irkçılık sadece insanların kafasında olan bir şey değildir. Beyaz bir insanın siyah bir kişiye söylediği şey “ırkçı şey” değildir. Yapısal, sosyal ve ekonomik avantajdır. Ne yazık ki, ne Trump ne de Johnson, günlük kazanımların ötesine geçen herhangi bir inisiyatif almıyorlar.

L.P: Eğitim, öğretim ve olumlu eylem politikaları da dahil olmak üzere ırkçılığın zorluklarına çözümler sunan bir takım ırkçılık karşıtı örgütler vardır. Hükümetlerin bu grupları dinlemelerini ve protestocuları ciddiye almasını öneririm. En temelde, hükümetlerimiz siyahilerin yaşamının da önemli olduğunu anlamalı ve kabul etmelidir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız