birgün

21° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 02.06.2021 04:00

İnsan olmanın acısı…

Colson Whitehead'in 'Yeraltı Demiryolu' romanı etkileyiciydi, romandan uyarlanan TV dizisi de köle olma hissini görsel ve işitsel bir yoğunluk ile yansıtabilmiş. Diziyi, koronanın neden olduğu kapalılık ve ülkedeki hadiselerin verdiği sıkışmışlık hissinin üzerine izleyince, epey bir ağırlık çöküyor insanın üzerine. Dizinin yönetmeni Barry Jenkins, ağır şiddet sahneleri ve yarattığı karanlık atmosferle, aslında istediği amaca ulaşmış, sabredip diziyi sonuna kadar izleyenler, kölelik ve her türlü ayrımcılık ve şiddet üzerine derin düşüncelere dalabilir.

TOPLUMSAL ÇÖKÜNTÜ…

Roman ve dizi doğal olarak birbirinden çok farklı. Barry Jenkins, neredeyse serbest bir uyarlama yapmış, romanın mücadeleci ruhundan çok, insanın karanlık yanına yoğunlaşmış. Anlamlar, ortak duygular ve toplumsal olarak koşullandırılmış ilişkiler değişse de, değişmeyen şeylerin ağırlığı, köleliğin mülkiyetle ilişkisi, ötekileştirilenlerin birbirlerine olan düşmanlığı, örneğin o dönem sonradan kıtaya geldikleri için ücretli köleler olan İrlandalıların siyahlara olan düşmanlığı... Belki de izlerken dizinin verdiği duygusal ağırlık, tam da bu açmazda gizli, dünyayı cehenneme çeviren bilinçsizlik, önyargılar ve simgelere koşulsuz bağlılık... Aslında dizideki atmosferin, her ne kadar 1800'lü yılları anlatsa da, günümüzle bağları kolaylıkla kurulabilir. Toplumsal bir çöküntünün yaşandığı zamanlarda, güvensizlik ve huzursuzluk her şeye hâkim olur ve bu karmaşa içinde özdeşleşmeler ve saldırganlık da artar.

ACIDAN KAÇMAK İÇİN ACI

Romanın karakterleri derinlikleriyle verilmiş dizide. Köle avcısı Ridgeway'in babasıyla, Cora'nın annesiyle ilişkisine dair bilgiler, psikanalitik yorumlara çok açık. Yaşananların sosyal ve siyasal boyutları dışında psikolojik boyutuna yer veriliyor olması, eserin etkisini daha da güçlü kılıyor. Aslında köle avcısının da, köle avcısının ayakçılığını yapan o siyah çocuğun da mağdur olduğunu, kendi acılarıyla ilişkilerinin koptuğunu görürüz. Bütün bu suçlular, kendi mağdur olma durumlarından ve zayıflıklarından ancak başkalarına acı çektirerek kurtulmaya çalışırlar. Plantasyondan kaçan kölesini, diğer çiftlik sahipleriyle bir sofrada oturup, onların ve diğer kölelerin gözü önünde önce öldüresiye kırbaçlattıran, sonra da ateşe verdirip öldürten Randall, gerçekte kendi suçluluk duygusunu kurbana aktarmaktadır. Daha doğrusu, Arno Gruen'in tespitlerini düşünerek şöyle de-mek daha doğru olur: Kendisini, o kişiyi cezalandırmak zorunda olduğuna inandıracak kadar mağdur hissetmektedir Randall, bu onun kendisinde gördüğü bir haktır. Şiddet uyguladıkça vicdanının sesini bastırmak için daha da ileriye gider o kişi.

GERÇEK BİR İLİŞKİ

Köle avcısı Ridgeway de, benzer bir ruh hali içindedir, kurban olarak kimseye karşı bağlılık borcu hissetmez. İnandığı tek şey, 'Amerikan ruhu' dediği şeydir. Ridgeway, annesinin ölümü ve babasının eleştirel ve soğuk varlığı yüzünden yalnız ve çaresiz hissetmiş, hiçbir zaman gerçek bir ilişki yaşayamamıştır. Arno Gruen'in 'Empatinin Yitimi'nde yazdığı gibi, “Gerçek bir ilişki yaşamadan hiçbir zaman gerçek bir insan olamayız.” Cora, hem ananesinden kalan o küçük bahçeyle, hem içselleştirdiği anneyle, hem de diğer insanlarla gerçek ilişkiler kurabildiği için zorluklar karşısın-da daha dayanıklıdır ve içindeki çocukla da bağını hiçbir zaman koparmaz, vicdanını yitirmez... Kendi acısının bilincine vardıkça insan olmayı başarır, Ridgeway gibi kendi acısından kaçmak için intikam peşinde koşmaz. İnsanın içindeki acıyı hissetmesi, kendi bireyselliğine ve canlılığına kavuşması için gereklidir, ötekilere ve yaşama karşı sevgiye ancak bu sayede ulaşılabilir.

ACISIZ DÜNYA…

Modern dünyanın en büyük yanılsaması da bu değil mi, sanki acı ve kayıp olmadan büyüyebilirmişiz, üstelik büyüyüp de ölmeyebilirmişiz gibi bir ruh hali... Büyürken sanki bizi hep iyi şeyler bekliyormuş, fedakârlık yapmadan sevilebiliyormuş, sanki her şeyde özgürce karar verip sürekli mutlu olmamız gerekiyormuş gibi... 'Yeraltı Demiryolu', insan olmanın acısıyla yüzleştiriyor; gerçek özgürlüğe, içimizdeki çocukla bağ kurup ötekinin acısını hissedebildiğimizde ulaşabileceğimizi gösteriyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol