Google Play Store
App Store

Acı yemek bir “tat meselesi” değil. Biberin içindeki etkin madde kapsaisin, memelilerin bitki tohumlarını çiğneyip yok etmesini engellemek için evrimleşmiş doğal bir savunma mekanizması. Bu madde, dildeki ve boğazdaki özel sinir uçlarına bağlanarak doğrudan sinir sistemine “tehlike” sinyali gönderiyor.

Kaynak: Haber Merkezi
İnsanlar neden acıyı bu kadar seviyor?

Bilim insanları, baharatlı yiyeceklerin yarattığı acının aslında beynimizin keyif aldığı bir “güvenli tehlike” sinyali olabileceğini söylüyor. Gözyaşı, ter ve yanan bir boğaz... Vücudun her hücresi sanki tek bir mesaj veriyor: “Bu acıdan kurtul!” Peki buna rağmen neden milyonlarca insan, ağzını yakan biberleri, acı sosları ya da köriyi keyifle yiyor?

TAT DEĞİL, SİNİR SİSTEMİ MESELESİ

Aslında acı yemek bir “tat meselesi” değil. Biberin içindeki etkin madde kapsaisin, memelilerin bitki tohumlarını çiğneyip yok etmesini engellemek için evrimleşmiş doğal bir savunma mekanizması. Bu madde, dildeki ve boğazdaki özel sinir uçlarına bağlanarak doğrudan sinir sistemine “tehlike” sinyali gönderiyor.

The Guardian'da yer alan habere göre University College London’dan sinirbilimci Dr. Liam Browne, “Kapsaisin, TRPV1 adı verilen bir reseptöre bağlanıyor. Bu reseptör genellikle vücuda zarar verebilecek ısı veya kimyasal uyarıları algılıyor” diyor. Sonuç: Vücut, terleme, gözyaşı ya da burun akıntısı gibi reflekslerle “zararlıyı dışarı atmaya” çalışıyor.

ACI İLE DANS EDEN SİNİRLER

TRPV1 reseptörü yalnızca biberle değil, 42 derecenin üzerindeki sıcaklıkla da aktive oluyor. Bu da acı hissinin neden “yanma” şeklinde algılandığını açıklıyor. Siyah biberdeki piperin daha hafif bir tepki yaratırken, hardal ve wasabi gibi yiyecekler farklı reseptörler (TRPA1) üzerinden etki ediyor.

Browne, “Bazı bitkilerde kapsaisinden bin kat daha güçlü maddeler var. Euphorbia resinifera isimli bitki, ‘resiniferatoksin’ denen ve gerçekten tehlikeli bir bileşik içeriyor” diyor.

BİNLERCE YILLIK BİR ALIŞKANLIK

İlk biber tüketimi izleri M.Ö. 7000 yılına kadar uzanıyor. Meksika ve Orta Amerika’da başlayan bu gelenek, 16. yüzyılda Avrupa’ya ulaştı. Bugünse küresel acı sos pazarı 2030’a kadar 5 milyar dolarlık hacme ulaşacak.

Browne’a göre cevap, beynin öğrenme biçiminde gizli: “Beyin, güvenli ve tehlikeli şeyleri sürekli yeniden sınıflandırır. Acı yiyecekleri defalarca yediğinizde, bu sinyalin aslında tehlikeli olmadığını öğrenir. İlk baştaki alarm etkisi azalır, yerini keyfe bırakır.”

Bu süreç, psikolojide “benign mazoşizm” olarak bilinen kavramla açıklanıyor: Korku filmleri izlemek, hız trenine binmek ya da acı biber yemek-hepsi tehlikesiz bir korkunun verdiği tatlı adrenalinle ilgilidir.

Üstelik bu sırada vücut endorfin salgılıyor, yani doğal bir mutluluk hormonu. Kısacası, ağzınızı yakan o Kore usulü kanatları yerken aslında ufak bir “doğal keyif” patlaması yaşıyorsunuz.

ACIYLA BAŞ ETMENİN BİLİMİ

Acıya yenik düşenler için bilim de çözüm sunuyor: Kapsaisin yağda çözünen bir madde. Bu yüzden su içmek işe yaramaz, sadece acıyı yayar. En etkili çözüm: Süt veya yoğurt. Bu ürünlerdeki yağ ve protein, kapsaisini bağlayıp etkisiz hale getiriyor.
Dr. Browne, “En iyi seçeneklerden biri naneli dondurma. Hem süt yağını içeriyor hem de TRPM8 reseptörlerini aktive ederek serinlik hissi yaratıyor” diyor.