birgün

28° AÇIK

GÜNCEL 02.07.2020 14:03

İnsanlığın üstüne ateşin düştüğü gün; 2 Temmuz

İnsanlığın üstüne ateşin düştüğü gün; 2 Temmuz

Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Gülender Akça, Metin Altıok, Mehmet Atay, Sehergül Ateş, Behçet Sefa Aysan, Erdal Ayrancı, Asım Bezirci, Belkıs Çakır, Serpil Canik, Muammer Çiçek, Nesimi Çimen, Carina Cunana Thuijs, Serkan Doğan, Hasret Gültekin, Murat Gündüz, Gülsüm Karababa, Uğur Kaynar, Asaf Koçak, Koray Kaya, Menekşe Kaya, Handan Metin, Sait Metin, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Ahmet Özyurt, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Asuman Sivri, Yasemin Sivri, Edibe Sulari, İnci Türk anısına… sevgiyle, saygıyla, özlemle…

Sıcak bir ay seçmişlerdi; Temmuz.

Bir gün seçtiler; Cuma.

Kutsal katliamları için bir de başlangıç; Cuma namazı.

Derinlerde planlanmış hedefleride vardı; İnsan yakmak!

İnsanlık avına çıktılar; Madımak otelinde bulunan, 10 yaşından 77 yaşına insanları seçtiler.

Cihad için insan yakmanın farz olduğuna inanmışlardı. Şeriat istiyorlardı.

Örgütlü şeriatçı, ırkçı güruh Sivas’ta buluşup, halkın dinsel duygularını tahrik ettiler.

Zaten günler öncesinden tahrik edici ve kışkırtıcı bildiriler dağıtılmış, yerel gazetelere manşet atılmış; Madımak Otelinin önüne taşlar yığılmıştı.

Benzin bidonları hazır eldedir..

Tüm bunlar halkın ve devletin gözü önünde gerçekleşir.

Tekbir getiriyorlardı; “Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek” türünden sloganlar atıyorlardı.

Yangın..

Saat 19.50; Oteli ve içindeki insanları yakmaya başladılar.

İtfaiyeye su sıkması için emir verilmişti.

Ama itfaiye gitmedi.

Yanan insanların üzerine su sıkmadı..

33 insan güneşin gözyaşları altında yakılarak katledildi.

Ogün bedenleride ateş, boğazlarında karaduman dolmuş insanlar çığlık atarken, birileri zafer çığılığı atıyordu.

Birileri susuyordu.

Birileri izliyordu..

Birileri vicdan ve adalet için yalvarıyordu..

Devlet ise katliamı hasıraltı etmeye çalışıyordu.

27 yıl geçti…

Yangın yerindeki ateş sönmek bilmiyordu.

Ateş yüreğe kor gibi düşmüştü..

Takvimler 2 Temmuz gününü siyah göstermeye devam ediyordu.

Birileri ise 2 Temmuz’u aklamaya çalışıyordu.

Önce katilleri kolladılar, korudular.

Can siper olup katilleri ve katliamın yanında yer aldılar.

Mükafat olarak, milletvekili, bakan oldular.

İnsanlık suçu bir katliamı, zaman aşımıyla aklamaya çalıştılar. Oysa bilmezler ki, kağıt üzerindeki zaman aşımı, vicdanlarda hükmü yoktur.

Vicdanları ve hakikatleri, karanlığın perdesiyle örtmek istediler.

İnsana, aydınlığa, demokrasiye, laikliğe, sanata, kültüre ve farklı kültürel kimliklere saldıran zihniyet kirliliğine sığındılar.

33 İnsanı hayatına son verirlerken, toplumsal çürümeye, cehalete ve şeriata yol verdiler.

O gün Sivas’ta dile gelen Türkülerin içindeki çiçeklerin, umutların, adaletin ve barışın kokusunu yangın ateşi sardı..

Bin yıldır bu topraklarda direnen, şiirlere, türkülere, sanata, semaha, kitaplara, aydınlığa ve bağlamaya ateş düştü.

O gün yaşayan vicdanlar dağladı ve utandı.

Sivas’ta yükselen kara dumanlar, 27 yıldır örtemedi işlenmiş insanlık suçlarını, günahlarını..

Pir Sultan Abdalın ocağıdır Sivas.

Adalet ve hak arayan ozanlar kentidir.

Kadimden bu yana inadına adalet ararlar.

Bilirler ki, bozuk düzen adalet dağıtmaz.

Çünkü bilir Pir sultan, adaletsizliğin kaynağını;

Haykırır;

“Bozuk düzende sağlam çark olmaz” diye.

27 yıl önce..

2 Temmuz 1993’te yine Sivas’ta,

Aydınlarımız, ozanlarımız, gençlerimiz, şairlerimiz,

Sanatçılarımız ve ressamlarımız, âşıklarımız, dedelerimiz

Sözlerini, nefesleri ve türkülerini söyleyecektiler..

Kardeşlik ve bir arada yaşam için, şiirler okuyacaklardı.. 72 millete can sözüyle seslenecektiler!

Ozanca dilleriyle; “Gelin canlar bir olalım” diye..

72 milletle gelindi o gün Sivas’a

Bağlamasıyla

Türküleriyle

Semahlarıyla

Ozanlarıyla,

Yazarlarıyla

Şairleriyle,

Tiyatrocularıyla,

Karikatüristleriyle

Kadınıyla

Genciyle

Erkeğiyle

Yaşlısıyla..

Hepsi insan suretindeydiler...

El uzattılar Sivas’ta

Dostluğa,

Kardeşliğe,

Barışa

Sevgiye

Güneşe

Bulutlara

Doğaya

İnsana

Uzanan eller boşlukta kaldı öylesine..

Oysa kalplerinde sevgi, akıllarında aydınlık düşünceleri taşıyorlardı.

Uzattıkları ellerinde ise insanlığın değerleri..

Kiminin elinde kalem,

kiminin fırça..

Kimi yazı yazar,

Kimi çizer olup biten hakikatleri.

Kimi, dedesi Pir Sultan'ı oynarken,

kimi kardeşlik türküleri söyler.

Saz çalar öteki...

Biri, aklın aydınlığına çağırır insanı.

Semahlar Türk, Kürt, Hollandalı ayırmaz.

Sünni, Alevi yoktur burada.

Sevgiyle dolmuştur salonlar.

İnsan, insanla elele.

Can canadır insanlar.

Pir Sultan aşkına.

Karanlığı yara yara...

Nasıl bir inançsa bu,

Bir ışıkla yok olup gideceği sanılır.

En ufak bir kışkırtmayla mağaralarından çıkar yobazlar.

Kandır, candır istedikleri.

Cansa dayanır durur bunca acıya...

Yangın yerinde Behçet Aysan’dan bir şiir yükseliyordu çığlık arasında;

“Yitik adreslere benzer ölüm,

yanık otlar gibi.
sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir

şehirde ölürüm.."

Bilmiyorlar ki, şiirler unutulmaz, türküler susmaz, insanlık yakılmaz!

Silmek istiyorlar tüm aşağılık rezilliklerini;

“Büyütmeyin!”

“Kaşımayın !”

“Anmayın!”

“Susun”

“Unutun!” diyorlar?

27 yıldır, halen “unutun” diyorlar!

“Kalpsizleşin, vicdansızlaşın, bağrınıza taş basın” diyorlar.

“Siz yandınız” diyorlar,

İstedikleri; Hafızasızlık..

Gerçeklerin çarpıtılsın,

Hakikatler örtülsün.

Unutturma üzerine kurulu hayat isteniyor.

Kaybedilmek ve unutturulmak istenen hakikatler ve adalettir.

Bitirilmek istenen ise insanlık..

2 Temmuz’da Sivas’ın üstüne çöken karanlığın izi, katliamın travması ve yüreğimizdeki yangın yeri yerine düşen kor sönmeyecektir. Sivas katliamından adalet sağlanmadan, gerçek sorumlulular yargı önüne çıkmadan, yangın yerinde dumanlar tütmeye devam edecektir.

İnsanlık bitmesin, adalet yaşasın, hakikatlerle yüzleşilsin diye, Sivas katliamının 27. yılında da vicdanların sesi, çığlığı ve mağdurların adalet arayışı daha güçlü şekilde dile getirilmeye, hak ve adalet temelli çığlık yükseltmeye devam edeceğiz.

Çünkü biliyoruz ki, Sivas’ı unutmak ihanettir. Unutursak yine hatırlatırlar.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız