İnsanlığın utancı zorla kaybetmedir
Gözaltında kaybedilenler, Dünya Zorla Kaybedilme Mağdurları Günü’nde anıldı. Türkiye’de 1980’li yıllardan bu yana en az 1388 kişi gözaltında kaybedildi. Cumartesi Anneleri ise “Zorla kaybetme insanlığın utancıdır” dedi.

HABER MERKEZİ
Dün 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilme Mağdurları Günüydü. Bugün, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nca 21 Aralık 2010’da alınan 65/209 sayılı kararla “Uluslararası Zorla Kaybedilme Mağdurları Günü” olarak ilan edildi.
1990’lı yıllardan itibaren çok karşılaşılan zorla kaybetmeler, özellikle Kürt meselesinin askeri ve güvenlikçi yöntemlerle ele alındığı dönemlerde yaşanırken ülkede 1980’den bu yana 1388 kişi kaybedildi. Birçok kişi, devletin paramiliter güçleri tarafından hedef alınarak faili meçhul cinayetlerin ya da zorla kaybedilmelerin mağduru oldu. Türkiye ise hâlâ BM’nin ‘Herkesin Zorla Kaybetmelere Karşı Korunması Hakkında Uluslararası Sözleşme’sini imzalamadı.
Gözaltına kaybedilen ve faili meçhul cinayetlerin kurbanları olanların yakınları Cumartesi Anneleri ise 30 yılı aşkın süredir kayıpların bulunması ve faillerin yargılanması talebiyle seslerini duyurmaya çalışıyor. Ancak resmi belgeler ve devlet görevlilerinin itiraflarıyla doğrulanan bu vakaların dava dosyaları kimi zamanaşımı gerekçesi ile tozlu raflara kaldırılırken kimi ise hâlâ tam anlamıyla araştırılmıyor.
Meclis'te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda da görüşlerini paylaşan Cumartesi Anneleri’nden Besna Tosun sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “30 Ağustos Dünya Zorla Kaybetmeler Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyoruz: Zorla kaybetmeler insanlığa karşı bir suçtur ve zamanaşımına uğratılamaz.”
BELİRSİZLİKTE BIRAKILDIK
Cumartesi Anneleri ise Uluslararası Zorla Kaybedilme Mağdurları Günü’nde eylemlerinin 1066’ncı haftasında İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini bir kez daha sordu. Yapılan açıklamada konuşan Cumartesi Anneleri’nden Sebla Arcan, “30 Ağustos, yalnızca geçmişin acılarını hatırlatmaz, aynı zamanda gelecekte benzer ihlallerin yaşanmaması için farkındalık yaratmayı da amaçlar. Biz biliyoruz, yaşadık: Gözaltında kaybetmeler sadece kaybedilenlerin değil, onların yakınlarının da hayatını paramparça eder. Kayıp yakınlarını belirsizlik içinde yaşamaya mahkûm eder. Bu belirsizlik, acıların en büyüğüdür. Kaybedilenlerin akıbetinin karanlıkta bırakılması, fail ve sorumluların cezasızlık zırhıyla korunması, yaraların sarılmasını engeller. Hakikatin gizlenmesi ise toplumsal hafızada derin yaralar açar, kuşaklar arası travmayı kalıcı hale getirir” dedi.
“Barışın sürdürülebilirliği sadece çatışmaların sona ermesiyle değil, geçmişin adil bir şekilde aydınlatılmasıyla mümkündür” diye konuşan Arcan, “Hakikatin ortaya çıkarılması; ailelerin acısını, toplumun güvensizlik duygusunu onarır. Cezasızlık kültürünü kırar, toplumu barış inşa süreçlerine inandırır. Söyledik, söylemeye devam edeceğiz: Barışın sürdürülebilirliği sadece çatışmaların sona ermesiyle değil, geçmişin adil bir şekilde aydınlatılmasıyla mümkündür” ifadelerini kullandı.

TALEPLER YERİNE GETİRİLMELİ
İnsan hakları savunucularının zorla kaybedilmelere karşı talepleri ise şu şekilde:
• “Kayıpların nerede oldukları açıklansın, mezarları bulunsun, hakikat ortaya çıkarılsın. • Fail ve sorumlular yargılansın, cezasızlık sona ersin, adalet sağlansın.
• Devlet geçmişle yüzleşsin, hesap verebilirlik sağlansın.
• Gözaltında kaybetmelerin tekrarlanmasını önleyecek yasal düzenlemeler yapılsın, etkin mekanizmalar kurulsun.
• Türkiye, imzalamaktan kaçındığı, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme ile Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni Kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın.
• Türkiye BM Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu başta olmak üzere bu alanda çalışan insan hakları kurumları ve uzmanlarının çalışmalarını kolaylaştırıp ve iş birliği içinde hareket etsin.”


