birgün

7° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 30.06.2019 09:46

İradenin iyimserliği Saltanatın cinliği…

İradenin iyimserliği Saltanatın cinliği…

Çok çalışmakla iyi yaşamak arasındaki nedensellik bağı kopalı çok oldu; maddi yaşamın soğuk gerçeğinde emek değersizleşip gelecek belirsizleştikçe, başarı da iradi bir tercih sorununa dönüştü. Buna göre, bir şeyi ne kadar çok ister ve ne kadar iyimser olursanız, o kadar başarılı olursunuz…

Zaman, iradenin iyimserliğini bireyci motiflerle süsleyenlerin zamanı; beyaz camda en çok onlar izleniyor, raflarda en çok onların kitapları satıyor. “Her şey çok güzel olacak Ekrem abi” diye haykıran Berkay da, bu kültürel ortamda büyümedi mi? Neye niyet, neye kısmet! Berkay o yargı cümlesini öyle bir zamanda ve yerde dile getirdi ki, iradenin iyimserliği hem ortaklaşa paylaşılan muhalif bir ruh haline, hem de beş benzemezi harekete geçirebilen muazzam bir çağrıya dönüştü.

Psikolojik üstünlük ilk kez muhalefete geçti

Türkiye’nin politik psikolojisi değişiyor. Korkuyu yaygınlaştırarak, kaygıyı derinleştirerek, dehşeti normalleştirerek muhalif aklı içinden çıkılmaz bir kötümserliğe sürükleyen ve körelten mevcut iktidar etme tarzı, büyüsünü kaybediyor. Gramsci’den hallice sayılırız; aklımızın bıkkınlık veren kötümserliği, irademizin coşkulu ve geleceğe uzanan iyimserliği ile buluşmanın şaşkınlığını yaşıyor. Bunun işaret fişeği, bir önceki yerel seçimlerin hemen öncesinde, Gezi Direnişi ile atılmıştı. 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimi ile AKP iktidarı, liderinin şahsında cisimleşen psikolojik üstünlüğünü kaybetmiş bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iç siyasetteki her çatışma anında el yükselterek rakiplerini etkisizleştirdiği bilinir; unutulmasın ki hamle üstünlüğü, psikolojik üstünlüğün bir türevidir. İşleri olgu temelsiz algı yönetimi ile götürüyor görünmeleri de sözü edilen üstünlük duygusu ile yakından ilgilidir. Dolayısıyla İktidar makamı bakımından kaybedilen salt bir koltuk, hele de sembolik bir idareci koltuğu asla değildir. Şahsileşmiş bir güç merkezi olarak idarenin başı ve sonu haline gelen Cumhurbaşkanlığı makamı, psikolojik üstünlük gibi otoritesine rıza/tabiiyet üreten en önemli sütunu kaybetmiş durumdadır. Türkiye toplumunun gelişmişlik seviyesi gereği kurumsallaşarak kalıcılaşacağına –Prof. Burhan Kuzu dışında, zaten ihtimal verilmeyen mevcut hükümet sistemi, fiilen sonlanmıştır; önümüzdeki günler bunun hukuki olarak ne zaman tescilleneceği tartışmalarına sahne olacaktır.

Birleşerek saflaşmak, saflaşarak birleşmek

Siyasal mücadele, doğası gereği toplumu saflaştırma mücadelesidir; siyasetin sanat kısmı da, saflaştırırken birleştirebilmesiyle ilgilidir. Toplumun hangi motiflerle nasıl saflaştığı, hangi çıkarların genel ya da müşterek çıkarlar olarak toplumu birleştireceğini de belirler. Türkiye toplumu siyasal bakımdan saflaşmış, ama henüz birliğini yeniden tesis edememiş bir toplum görünümündedir. Türkiye; uluslararası kapitalizme eklemlenme tarzını yeniden derinleştiren neoliberal politikalar ve tarihinden gelen kimi sorunlar nedeniyle toplum olarak çözülmüş olduğu içindir ki, bir arada yaşama arzu ve kabiliyetini yeniden kazanmaya meyletmiş kadın ve erkeklerin de ülkesidir. Bildiğimiz terimlerle ifade etmek gerekirse, bu yönelimin adı yeniden uluslaşmadır.

Sarayın birlik/ulus inşa denklemi basittir: Toplumu en üst perdeden saflaştırırsın, kendi safını da ulus olarak ilan edersin; oldu, bitti, gitti. Ortada bir cinlik olduğu kesin, ama buna siyaset mühendisliği demek bile fazla kaçacaktır. Bu ülkenin en temel ve en acil sorunu, siyasal birliğini yeniden tesis etmesi / yeniden uluslaşmasıdır. AKP iktidarı, hem ideolojisi hem de siyaset tarzı itibarıyla bunu gerçekleştirebilecek en son aktör konumundadır.

23 Haziran seçimleri ile sözü edilen temel ve acil sorunun yanıtları da uç vermiştir; kendi iradesi ile kendi yazgısını belirlemek isteyen erkek ve kadınlar (halk egemenliği), farklılıkları ile birlikte özgür (laiklik) ve eşitlikçi (sosyal devlet) bir zeminde yeniden bir arada yaşama arzularını (üniter) güçlü bir şekilde ifade etmişlerdir.

Unutulmasın ki Türkiye’de sokaklar, siyasal kavrayış ve refleks bakımından siyaset kulislerinin fersah fersah ilerisindedir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız