Google Play Store
App Store

Yönetmen Tuna Kaptan, kısa filmi İshak’ta IŞİD sonrası dönemin görünmeyen yaralarını bir büyükanne ile torunu arasındaki ilişki üzerinden anlatıyor. Film, savaşın yarattığı travmanın kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını ve Avrupa–Ortadoğu hattındaki tarihsel yükü görünür kılıyor.

İshak: Savaş biter, travması kalır

Tuğçe ÇELİK

Irak’ın kalbinde geçen ve IŞİD sonrası dönemin görünmeyen yaralarına odaklanan “İshak”, aile, aidiyet ve sorumluluk kavramlarını bir büyükanne ile torunu arasındaki kırılgan ilişki üzerinden tartışmaya açıyor. Belgesel ile kurmaca sinemanın sınırlarında dolaşan özgün diliyle tanınan yönetmen Tuna Kaptan kısa filminde savaşın doğrudan görüntülerinden çok, kuşaklar arası aktarılan travmayı ve ahlaki çıkmazları görünür kılıyor. Kuzey Irak’ta çekilen ve uluslararası ortak yapım olarak hayata geçirilen film, Avrupa ile Ortadoğu arasında kurduğu çok katmanlı karşılaşma üzerinden seyirciyi zor sorularla baş başa bırakırken; biz de Kaptan’la “İshak”ın çıkış noktasını, anlatı tercihlerini ve filmin politik arka planını konuştuk.

Yönetmen Tuna Kaptan

Kürtçe, Arapça, Almanca ve İngilizce çekilen film Türkiye prömiyerini 45. İstanbul Film Festivali kapsamında gerçekleştirecek. Festivalin kısa film yarışma bölümünde yer alan İshak, 15 Nisan’da Beyoğlu Sineması’nda, 17 Nisan’da ise Kadıköy Sineması’nda gösterilecek.

“İshak”ı yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu hikâyeye sizi ne çekti?

2019 yılında IŞİD’e katılmış Avrupa kökenli kişilerin geri dönüş talepleri kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. Beni en çok etkileyen şey, ebeveynlerini kaybetmiş çocukların durumuydu.

Bir anda büyükanne ve büyükbabaların yeniden ebeveyn rolünü üstlenmek zorunda kalmaları ilgimi çekmişti. Kızını travmatik bir şekilde kaybetmiş bir büyükanne, torununa yeniden annelik etmek zorunda kaldığında bununla nasıl başa çıkar? Kendi korkularıyla nasıl yüzleşir ve sınırlarına nerede ulaşır? Bu sorulardan yola çıkarak uzun bir araştırma sürecinin ardından Ishak’ın önce kısa, ardından uzun metraj senaryosunu geliştirmeye başladım.

Filmde savaş doğrudan gösterilmiyor ama etkisi sürekli hissediliyor. Bunu özellikle mi tercih ettiniz?

Evet. Savaşın en yıkıcı etkisi çoğu zaman görünmeyen, ama yıllar boyunca süren travmatik izleridir. Bu etkiler farklı kuşaklara aktarılır ve insanların psikolojisini derinden şekillendirir.

IŞİD’in uluslararası yapısı ve çatışmanın Irak ve Suriye sınırlarını aşan boyutu, bu travmayı küresel bir hale getirdi. Filmde doğrudan savaş sahneleri yerine, bu görünmeyen ama sürekli hissedilen etkileri anlatmayı tercih ettim.

Film Avrupa ile Ortadoğu arasında bir karşılaşma kuruyor. Bunu bir yüzleşme olarak mı görüyorsunuz?

Bu karşılaşma tek boyutlu bir yüzleşme değil. Karakterler her iki coğrafyayla da travmatik bağlar taşıyor. Batı’nın Ortadoğu üzerindeki tarihsel kolonyalist etkileri, bugün hâlâ bireylerin hayatlarına yansıyor. Bu filmde bu tarihsel arka planı doğrudan tartışmaktan çok, onun bir aile içindeki yansımalarını incelemek istedim.

Aşk, korku ve sorumluluk gibi evrensel duygular arasında sıkışan bir büyükannenin bu durumla nasıl basa çıkacağını araştırmak istedim. Kültürel farklar bu gerilimi artırıyor, ancak filmi yalnızca bir kültürel çatışma olarak okumak bana fazla indirgemeci geliyor.

İshak karakterini kurarken onu bir çocuk olarak mı, yoksa bir hafıza taşıyıcısı olarak mı düşündünüz?

Savaş ortamında büyüyen çocuklar, çocukluklarının önemli bir parçasını kaybederler: saflıklarını, hafifliklerini ve güvende olma hissini. Bu nedenle İshak’ı, çocukluğundan erken kopmuş bir karakter olarak düşündüm. Aynı zamanda o, büyükannenin kaybettiği kızına olan en somut bağdır. Bu yüzden geçmişin, suçluluk duygularının ve korkuların taşıyıcısı hâline gelir. Bu anlamda İshak henüz bir çocuk olmasına rağmen, aynı zamanda bir hafıza figürüdür.

Filmde farklı diller kullanılıyor. Bu tercih karakterler arasındaki mesafeyi nasıl etkiledi?

Dil, dünyayı algılama biçimimizi doğrudan etkiler. İshak iki dil arasında büyümüş bir karakter. Almanca onun annesinin dili olduğu için duygusal bir yakınlık taşıyor, ancak uzun süre konuşmadığı için aynı zamanda bir mesafe de barındırıyor.

Bu iki dil arasında gidip gelmesi, onun kimlik ve aidiyet duygusundaki kırılmayı görünür kılıyor. Karakterin bu arada kalmışlığı beni çok ilgilendiriyor.

Bu tür politik bir hikâye anlatırken tarafsız kalmak mümkün mü?

Tarafsız olmak gibi bir hedefim yok. Bu filmde, uluslararası bir çatışmanın farklı coğrafyalara bağlı aileler üzerindeki insani etkilerini anlatmak istedim. Bir çözüm önermekten çok, bu durumun yarattığı baskıyı ve çelişkileri görünür kılmak benim için daha önemliydi. Film, seyirciyi hazır cevaplar sunmak yerine, bu çelişkiler üzerine düşünmeye davet ediyor. Bence bir filmin yapabileceği en iyi şey bu.