birgün

12° AÇIK

AVRUPA 29.11.2019 17:39

İspanya’daki yönetim krizini solun ittifakı aşabilir mi?

İspanya’daki yönetim krizini solun ittifakı aşabilir mi?

Manel Lacuerda Morell

Sosyal demokratlar ile sol, tekrarlanan seçimlerin ardından daha fazla parçalanmış ve kutuplaşmış bir parlamentoya rağmen sol bir ittifak üzerine geçici bir anlaşmaya varabildiler.

En son 28 Nisan’da alınan sonuçlar, parlamentoda tek başına çoğunluğu sağlayamayan partilerin bir koalisyon hükümeti kuramamaları üzerine, geçtiğimiz pazar yeniden sandığa gidilmesine neden oldu. Bu, 2015 yılından bu yana İspanya’da gerçekleşen dördüncü seçim. Yönetim krizini açığa çıkaran durumların başında Birleşik Sol Podemos ve Liberal sağcı Ciudadanos gibi yeni partilerin önemli oy oranlarına ulaşabiliyor olması gösteriliyor. Bununla beraber İspanya Sosyalist Partisi ve muhafazakar Partido Popular gibi geleneksel partilerin tarihlerindeki en düşük oy oranını almış ve iktidar için gerekli yüzde elli çoğunluğuna ulaşamıyor olmaları İspanya’daki yönetme krizini daha da derinleştirdi.

Sağda ve solda açığa çıkan sınırları son derece keskin bu tartışma ortamı ve bloklaşma, giderek radikalleşirken, sağ cenahta baskın liberal eğilimler yerini aşırı sağcı intikam ifadelerine bırakmaya başladı. Periferide güçlenmeye başlayan nasyonalist eğilimler bölgesel ırkçı hareketleri parlamentoya taşırken, İspanya parlamentosu son derece parçalı ve uzlaşmaz bir toplam ile karşı karşıya kaldı. Tekrarlanan bu seçimler sonrası ortaya çıkan parlamentonun mevcut durumu, olası bir ittifak ile kurulacak hükümeti de bekleyen büyük güçlüklerin ve zorlukların habercisi denilebilir. Zira Katalonya krizi ki hiçbir dönem İspanya siyasetinde bu denli önemli ve yakıcı bir hal almamıştı, devam eden ve giderek derinleşmesi beklenen ekonomik kriz, sosyal kazanımları ortadan kaldıran tasarruf önlemleri ve 2010 yılından beri uygulanan ekonomi politikaları bu tablonun belirleyici unsurları olarak açığa çıktı.

SAĞ BLOKUN RADİKALLEŞMESİ

Son günlerin mevcut tartışmalarının çizdiği çerçeve, politik bloklar arasındaki yarılmanın giderek derinleştirdiği bir tabloyu ulusal düzeyde yaygınlaştırdı. Tıpkı Almanya’da bir benzerinin yaşandığı üzere ekonomik elitlerin ihtiyacına yanıt üretebilecek olan devlet politikasının devamını sağlayabilecek bir büyük koalisyonun parçası olabilecek olan Sosyal Demokratlar ile muhafazakarlar ya da liberaller arasında gerçekleşebilecek ittifak, sağ partilerin radikalleşmesi ile imkansız hale geldi.

Aşırı sağcı Vox Partisi’nin 2018’de yakaladığı büyük sıçramanın yarattığı ilgi İspanya’nın diğer iki sağ partisini ırkçı radikal söyleme sahip çıkma gibi son derece tehlikeli bir yola itti. Sadece Katalonya meselesi değil, her türlü sosyal ve sivil haklar üzerine, kadın hakları üzerine, göçmenlerin ve eşcinsellerin hakları üzerine üslendikleri yasakçı dil ve Vox Partisi’ni doğrulayan, sahip çıkan çabaları, üç otonom bölgede yaşandığı gibi üç sağcı partinin gelecekte ortak bir iktidarının arayışı olarak değerlendirilebilir. Seçim kampanyalarını sosyal demokrat Pedro Sanchez iktidarını, İspanya’nın mahvına sebep olabilecek düzeyde, Bolivya’daki sol iktidarı ve ayrılıkçı Katalanları desteklemesi iddiası üzerine oturttular ki bu iddialar sosyal demokrat iktidarın kendi seçmeninde dahi yankı uyandırdı. Bununla birlikte Nisan 2019 seçimlerinde 11 milyon 170 bin oy ve 147 sandalye kazanan sağ blok çoğunluk için gerekli 29 sandalyeye seçimlerin tekrarlanmasıyla ulaşabileceklerini düşündü. 10 Kasım’da tekrarlanan seçimlerde 11 milyon 150 bine gerileyen oy oranları 3 sağ partinin iktidar için gerekli çoğunluğa ulaşma planlarını suya düşürdü. Bunun dışında sağ liberal CS Partisi’nin ilk seçimde aldığı 47 milletvekili sayısını 10’a düşmesi suretiyle daha önce 24 milletvekilliği kazanmış aşırı sağcı Vox partisinin milletvekili sayısının 57’ye yükselmesine neden oldular ve böylesi bir partinin ciddi bir güç kazanmasını sağladılar. Bir yanıyla bütün bu çabalara rağmen büyük koalisyon için gerekli çoğunluğu yakalayamazken, İspanya sağının aşırı sağ bir radikal çizgiye dönüşmesine neden oldular.

PARLAMENTER SOLUN ZAYIF İTTİFAKI

Sol parti Unidas Podemos ile ittifak yerine, tekrar edilen seçimler ile birlikte sağ partilerden birinin dışardan desteği sayesinde tek başına iktidarı elde edebileceğini düşünen Sosyalist Parti de umduğunu bulamadı. Secim çalışmalarında Parti’nin liderliğini yeniden kazanmış olan Pedro Sanchez Sosyalist Parti’nin tarihsel ilerici yönünü yeniden açığa çıkarma iddiası ile birlikte, Nisan ayındaki seçimlerde oldukça ilerici bir programı kamuoyuna sundu. Podemos ile anlaşma yolları arayan ve onları anladığını ifade eden bir söylem, sosyal bir program ve Katalonya sorununa demokratik bir çözüm arayışı çerçevesi ile birlikte ile aslında seçim tartışmalarının yön vereni oldu fakat seçim sonrası ilk değiştirdiği de yine kendi söylemi oldu.

Katalonya bölgesinin en güçlü partisi olan Esquerra Republicana de Catalunya (ERC)’nın parlamentoda kazandığı 15 milletvekilinin olası bir Podemos ittifakının kurulabilmesi için çok değerli bir destek olmasına rağmen, Sanchez Katalonya meselesini görmezden gelen hareketsiz pozisyonuna geri döndü. Seçimler öncesi Podemos’un yaz boyunca yaptığı farklı önermelere rağmen ittifak görüşmelerini sürekli yokuşa sürüp ertelerken bir yandan da diğer iki sağ parti ile ittifak arayışı sağcılar tarafından her defasında reddedildi. Seçim sürecinde sol bir söylem ile soldan güç devşireceğini ve Podemos’dan devşireceği oylar ile sağ liberallerle ittifak kurabileceğini umdu. Fakat bu hesap tutmadı ve sosyalist parti 700 bin oy ve 3 milletvekilliği kaybederken, liberaller dibe vurdu ve Podemos 600 bin oy ve 7 milletvekilliği kaybetti.

Tekrarlanan seçimler sol bloku zayıflattı. Gerekli reformların gerçekleşebilmesi için parlamento çoğunluğu olan 175 sayısına seçimler öncesi çok yakın 165’i yakalamışken bugün 155 sayısına gerilemiş durumdalar. Sol parti Podemos birçok zorluğa rağmen ayakta kalmayı becerebilmişti. Lakin bugün çok daha zayıf bir noktada olduklarını söyleyebiliriz. Parti lideri Pablo Iglesias’in sosyal demokratların liderliğinde bir ittifakın gerekliliği üzerine inşa ettiği stratejisi parti içi tartışmaları da beraberinde getirdi. Sosyal demokratlarla ittifak görüşmelerinde ortaya koyulan program parti kurumları tarafından sağa kayış olarak değerlendirildi. PSOE ile kurulacak ittifakın zayıf ortağı olmak Brüksel’in neoliberal ajandasına teslim olmak anlamına geleceği de yapılan itirazlar arasında. Podemos mevcut durumun, partinin kuruluş ilkelerine uygunluğunun tartışıldığı bir pozisyon içerisinde. Bunun dışında partide yarılmaya yol açan Podemos’un önemli, tanınmış kurucuları arasında yer alan Inigo Errejon liderliğinde kurulan yeni sol parti Mas Pais’in tekrar edilen seçimlere ilk defa katılmış ve 3 milletvekilliği almış olması da Podemos’un kayıpları arasında.

KATALONYA SORUNU, SAĞCI VE ULUSALCI PARTİLERİN ZAFERİ

Tekrar edilen seçimlerin tartışmasız kazananı İspanya’nın periferinde kümelenmiş aşırı sağ ve ulusalcı partiler oldu. Katalonya’nın bağımsızlık referandumu sonrası özellikle Katalan liderlere verilen 9 ile 13 yıl arasındaki cezalar seçim kampanyalarının sürdüğü kasım ayı boyunca büyük protesto gösterilerine sahne oldu. Daha ilk günden barışçıl gösteriler güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımıyla bastırılmaya çalışıldı. On binlerce barışçıl göstericinin yanı sıra bir grup azınlığın benzeri biçimde ürettiği yanıtlar İspanyol medyasının da desteğiyle radikal sağ bloğun ekmeğine yağ süren bir ortamı yarattı. İspanyol halkının ulusal duygularını açığa çıkarmaya yönelik ve Katalanları kriminalize eden şiddet görüntüleri sistemli bir biçimde servis edildi. Bu durum İspanya çapında reaksiyoner seçmenin faşist sağ partilere yönelmesine neden oldu. Aşırı sağcılar seçim boyunca İspanya’daki Bask bölgesi de dahil otonom bölgelerin yok edilmesi için illegal, paramiliter yapıların kurulması gerektiği çağrısını açıktan yapabildiler.

Bununla birlikte böylesi bir atmosfer otonom bölgelerde yaşayanların üzerinde benzeri bir etkiyi tersten yarattığını söyleyebiliriz. Katalan ve Bask bölgesinde ki ulusalcı partiler lehine seçimlere katılımı önemli düzeyde yükseldi. Katalanya’daki Cumhuriyetçi parti ERC hala bölgenin en kuvvetli partisi olarak kalırken, antikapitalist, bağımsızlıkçı parti CUP’ye iki sandalye kaptırdı. Bunun dışında birçok irili ufaklı bölgesel parti parlamentonun parçası haline gelirken, 16 partinin yer aldığı parlamento İspanya siyaseti ve parlamentosunun parçalı yapısını açığa çıkardı. Bu sonuçlardan sonra Sosyalist Parti İspanya’nın federal yapısını korumak ve bölgesel otonomlar ile bir arada yaşamı sağlamak için nasıl bir strateji yürüteceği üzerine kafa yormak zorunda. Merkezi ve ulusal duruşları bir yandan aşırı sağın alevlendirdiği radikal çıkışlar diğer yandan Katalan ve Bask bölgesi partilerinin desteğine mecbur kalmanın yarattığı korkuyla boğuşmak zorunda.

SOL BİR İKTİDARIN GELECEĞİ

Böylesi sıkıntılı bir atmosfere ve parlamentoda yer alan 52 faşist milletvekilinin yarattığı basınca karşılık her iki ilerici parti 48 saat için birliktelik açıklaması yaptılar. Sosyal demokratlar seçim öncesi UP ile Nisan seçimleri öncesinde imkansız buldukları ittifakı şimdi daha zor bir parlamento ile gerçekleştirmek zorunda kaldılar. İkinci İspanya Cumhuriyeti tarihinde ilk defa sol bir organizasyon ve sosyal demokratların ittifakı gerçekleşiyor. Birlik açıklamasından kısa bir süre sonra İspanya işverenler birliğinden “dehşete düştük” açıklaması geldi, akabinde muhafazakar PP partisinin şimdiye kadar sürekli reddettikleri halde, sosyal demokratlarla görüşmeye hazır olduklarını yeter ki Podemos ile görüşmelere son verilmesini talep ettiklerini açıkladılar. Liberal CS partisi aşırı sağcı Vox hareketinin desteği ile Sosyal demokratlara hazır olduklarını, Podemos ile görüşmelere son vermeleri çağrısını yaptı.

Yeni yönetim her şeyden önce Katalonya sorunu başta olmak üzere, sosyal reformlar ve daha birçok farklı düşündükleri konuda anlaşmaya varmak zorunda. Zaman sosyal demokratların Nisan ayında kaçındıkları ileri rolü bu kez oynayıp oynayamayacaklarını göstererek, aynı anda Podemos’un kendi ajandasına ne kadar sadık kalıp kalamayacağını da göreceğiz. İspanya ilerici bir ittifak ile birlikte politik bir bilinmezliğe yelken açmış durumda.

BirGün için çeviren: Gencay Sözüdoğru

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız