Google Play Store
App Store

Ülkedeki şehir içi planlamalar engelli yurttaşlar için yetersiz. Yurttaşlar, iktidarın engellilere yönelik politikalarının eksikliklerle dolu olduğunu söyledi: İşin öznesiyle çalışmadan hiçbir soruna çözüm bulunmaz.

İstanbul sokaklarında engelli yurttaşla bir gün geçirdik: Engellenen bireyler
Fotoğraf: BirGün
İlayda Kaya
İlayda Kaya
ilaydakaya@birgun.net

Her gün görünmez engelleri aşmaya çalışan milyonlarca insan var… Aslında “engelli” değil, daha doğru bir ifadeyle “engellenenler”… Fiziksel, sosyal ve zihinsel bariyerlere rağmen hayata sıkı sıkıya tutunan engelli yurttaşlardan biri de 59 yaşındaki Ece Devrim.

Almanya’dan Türkiye’ye geldiğinde 15 yaşında olan Ece Devrim, uzun yıllardır tek başına yaşıyor. 14 yaşına kadar çeşitli kas hastalıkları sebebiyle irili ufaklı ameliyat olan Devrim, Şişli’de 2014 yılında karşıdan karşıya geçerken hızla gelen aracın çarpması sonucu yürüyemez hale geldi. Ece Devrim’in bacağındaki engeli, kazadan sonra yüzde 70’e çıktı. Bir sene yatağa bağımlı yaşadı. Arkadaşlarının desteğiyle o günleri geçirdi.

DESTEKSİZ ÇIKAMIYORUZ

O günden bu güne de arkadaşlarının yurtdışından getirttiği tekerlekli sandalyeyle dışarı çıkıyor. Ece; LGBTİ+, kadın, insan hakları eylemlerinde hep en ön saflarda.

Ancak bu kez 3 Aralık Dünya Engelliler Günü kapsamında kent planlamasını konuşmak, incelemek üzere bir araya geliyoruz Ece’yle… Osmanbey’den başlayıp Şişli’ye doğru yola çıkıyoruz.

Ece, tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’dan bahsediyor önce. Şahan’dan önceki belediye başkanlarının da engelliler için çalışmalar yürüttüğünü söylüyor, ancak Şahan döneminde yapılan rampaların ve açılan yolların çok daha iyi olduğunu vurguluyor. Ne var ki, belediyeye atanan kayyumla birlikte çalışmaların durduğunu ve denetimlerin tamamen sona erdiğini belirtiyor. O sırada engelli rampalarının önünün zabıtalar tarafından kapatıldığını gösteriyor: “Bak, hep böyle yolu kapatıyorlar. Kimse de denetlemiyor, umursamıyor. Yol yok, nereden geçelim şimdi?”

Yine de Ece, hemen yol buluyor ve buruk bir gülümsemeyle ekliyor: “Maalesef yolumuzu uzatıyoruz!”

Ece, bir yandan gezerken bir yandan da kent planlamasının engelli yurttaşlara uygun yapılmamasını ve denetimsizliği eleştiriyor. O sırada fazlasıyla dik duran ve yürüyen bir yurttaşın kolaylıkla takılıp düşebileceği bir rampanın önünde duruyor ve şunları anlatıyor: “Sadece Şişli’de değil, kent hatta ülke genelinde engelli rampaları çok dik ve eksik. Bazıları bozuk, bazıları hiç yapılmamış. Destek almadan çıkamıyoruz; birinin sandalyemin arkasına geçmesi gerekiyor. Ulaşım ayrı bir sorun. Otobüslerde düğmeye bastığımızda şoförün gelerek rampayı kaldırması lazım ki inebilelim. Şoförlere eğitim verilmiyor mu, yoksa denetim eksikliği mi var bilinmez ama çoğu rampayı kaldırmıyor. Metro, Marmaray kullansak asansörler ayın 10 günü bozuk. Geçen aylarda sandalyemin arkasına geçerek yürüyen merdivenden çıkardılar beni.”

RAMPALARIN ÖNÜNDE ARAÇLAR

Yol boyunca ilerlerken, kaldırımlardaki engelli rampalarının önüne park etmiş araçlar sık sık karşımıza çıkıyor. Ece, bu araçları aşamadığı için mecburen ana caddeye çıkıyor ve süratli araçların arasından ilerliyor. Peşinden yetişmeye çalışırken Ece şunları söylüyor: “Kendi canımı riske atmak zorunda kalıyorum. Bazen o kadar kalabalık oluyor ki nereden geçeceğimi bilmiyorum. Bu araçlara ceza yazılmalı ama kimse uyarmıyor bile. Hep bir B planı yapmam gerekiyor. Sabaha kadar burada kalacak bu araçlar. Park ediyorlar ve gidiyorlar. Biz kendimize yedek rotalar oluşturmazsak bu şehirde yaşamak imkânsız olur.” Ece, engelli park yerlerinin de sık sık işgal edildiğini hatırlatıyor: “Engelli park alanlarının işgal edilmesinin de önüne geçilmesi gerekiyor. Orası bizim hakkımız.”

Tehlikeyi atlattıktan sonra Ece ara sokaklara da işaret ediyor ve devam ediyor: “Bir de esnafın yollara taşırdığı masalar var. Kaldırımlar zaten her yerde dar. Onlar masa sandalyelerini dışarı koyunca ya da stant açınca bizim sandalyeyle geçme ihtimalimiz iyice azalıyor.”

Yeni yapılan evleri de gösteren Ece, binaların engellilere uygun yapılmadığını söylüyor: “Engelli geçişleri, rampaları bile eksik yapılıyor. Otoparklar bile uygun değil.”

‘DEVLET BİZİ UNUTTU’

Şişli Kaymakamlığı’nın önünde buluyoruz kendimizi. Ece, Kaymakamlık binasını işaret ederek soruyor: “Hani nerede rampa?”

Binanın önünde yalnızca merdivenler göze çarpıyor. Ece “Memur bey/ hanım yardımcı olur musunuz?’ diye seslenmem, yardım almam gerekiyor. Kendi başıma merdivenleri aşamam. Burada çok sık işimiz oluyor, engelli maaşıyla ilgili süreç buradan yürütülüyor. Nasıl girip çıkacağım? Kamu binalarında engelli rampaları yapılacağı söylenmişti. Böyle mi sözlerini tuttular?” diye yaşadıklarını aktarıyor. Kazada yüzde 70 olan engeli yüzde 90’a çıkmış Ece’nin. Bu süreçte devletten destek göremediğini söyleyen Ece şöyle devam ediyor: “6 bin 400 TL maaş alıyorum. Neyime yeter bu para? Kirama mı ilaçlarıma mı? Hayatta kalmak için ihtiyacım olan giderime mi? Sadaka gibi bir para. Devlet hakkım olanı bana verdiğini unutuyor. En basiti elektriğe, suya para veriyorum, bu şekilde bile vergi veriyorum. Bana benim olanı eksiklikleriyle, lütuf gibi veriyor. Bu doğru değil. Part time çalışıyorum. Bize istihdam da sağlanmıyor. Kaç kere İŞKUR’a başvurdum sonuç yok. ‘İş var beğenmiyorsunuz’ diyorlar. Geçen bir bacağı olmayan engelliye yük taşıtmak istediler. Uygun gördükleri iş bu mu? Yaptıkları normal mi? Ekonomik olarak önceden önümüzü görürdük. Şimdi sadece gün kurtarır olduk.”

İKTİDAR SINIFTA KALDI

Havanın kararmasına yakın aynı yollardan dönerken kaldırımların da araçlarla işgal edildiğini görüyoruz. Ece, dönüş yolunda gün içinde yaşadığı sorunları anlatmaya başlıyor bu kez. Sık sık hastaneye gittiğini söyleyen Ece “Sağlıkta çağ atladık’ diyorlar. Çöküş yaşıyoruz. Hastaneye yalnız gidemiyorum. Çekimlerim olsa birinin yardımı gerekli. İnsanlar beni tomografi, MR masasına kucaklarında çıkarıyorlar. Sağlık benim en temel hakkım ama ulaşamıyorum” diyor. AKP iktidarının eğitimden sağlığa, yollardan, denetime kadar her alanda sınıfta kaldığını belirten Ece, işin öznesiyle sorunlara çözüm bulunabileceğini söylüyor.Yetkilileri göreve çağıran Ece şöyle devam ediyor: “Bugünün anlam ve önemi kapsamında 2-3 kişi sahneye çıkacak ve açıklama yapacak. İşin öznesi olan engelliler aralarında olmayacak, sorunlarımıza çözüm bulunmayacak, yarın konu kapanacak. O konuşacak kişiler yaşadığımız sorunları bilmezler, saraylarından çıkmamışlardır. Yaptım oldu anlayışıyla iş yapılmamalı. Çevre Bakanlığı, tüm belediyeler ve yetkililer işin öznesiyle çalışmalı. Birileri çıkıp herkes adına karar veriyor. Bu ülkede hiç engelli mimar, mühendis yok mu? Bu sorunları yaşayandan başkası çözemez.”

***

GERİ PLANDA KALIYORLAR!

Yapılan araştırmalar da engelli yurttaşların eğitimden, sağlığa, ulaşımdan istihdama kadar birçok alanda geri planda kaldıklarını gösteriyor. Engelli Kadın Derneği, UN Women Türkiye ve TÜİK araştırmalarından öne çıkan son veriler şöyle:

Eğitim: Engelli kadınlar arasında okuryazarlık oranı %62, engelli erkeklerde ise %84. Engelli bireylerin %70’e yakını hiçbir mesleki eğitime erişemiyor. Ortaöğretime ve liseye geçişte engelli çocukların en az yarısı eğitimi bırakıyor. Üniversitelerde engelli öğrenci oranı %0,7’nin altında, yani her 100 öğrenciden yalnızca 1’i bile engelli değil.

Sağlık: Engellilerin neredeyse yarısı sağlık hizmetine erişimde zorluk yaşıyor. Görme engellilerin büyük çoğunluğu hastanelerde "yönlendirme yok, personel desteği yetersiz" diyor. Engelli bireylerin %60’ı gerekli yardımcı cihazlara (baston, ortez, protez, akülü sandalye vb.) maddi nedenlerle erişemiyor.

Ayrımcılık: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na yapılan tüm başvurularda birinci sırada engellilik temelli ayrımcılık var. 2021–2025 arasında gelen en yüksek şikâyet kategorisi “engelliye ayrımcılık” (işe alım, eğitim, kamu hizmeti, ulaşım, özel sektör).

İstihdam: Kamu ve özel sektörde çalışabilir yaştaki engellilerin sadece %12–15’i iş sahibi. Yasaya rağmen özel sektördeki engelli kotası çok büyük oranda ihlal ediliyor. Çalışan engellilerin önemli kısmı düşük ücretli işlerde ve yükselme imkânları sınırlı.

Ekonomik: Engelli hanelerinde yoksulluk oranı Türkiye ortalamasından çok daha yüksek. Pek çok engelli, aldığı aylığın önemli bir kısmını tıbbi masraf, cihaz, bakım hizmetine harcıyor. Engelli kadının hem engellilik hem cinsiyet nedeniyle çifte yoksulluk yaşadığı vurgulanıyor.

Erişilebilirlik: Engellilerin yarısı "kamusal alan bana uygun değil” diyor. Belediyelerde yapılan denetimlerde binaların, kaldırımların, ulaşımın büyük kısmı erişilebilir değil. Toplu taşımada engelli rampası olsa bile çoğu çalışmıyor veya yanlış tasarlanmış.

***

ENGELLERİ KALDIRAN BİR KENT POLİTİKASI GELİŞTİRİLMESİ ŞART

TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Akif Burak Atlar:

Engelli yurttaşların gündelik yaşama başkalarının yardımına ihtiyaç duymadan katılabilmesi, çağdaş şehircilik anlayışının temel koşuludur. Konutlardan ulaşım sistemlerine, yeşil alanlardan kamusal binalara kadar tüm kentsel mekânların; engelli, yaşlı, çocuk, hamile ya da geçici hareket kısıtlılığı bulunan herkes için erişilebilir olması gerekir. Kentlerimize dair karar ve uygulama süreçlerini yürüten yetkili idarelerin, mevzuatta tanımlı erişilebilirlik standartlarını tavsiye değil zorunlu bir kamusal sorumluluk olarak ele alması şarttır.

Engelsiz kentlerin hayata geçirilmesi; yeni kentsel alanlarda erişilebilir tasarımın baştan uygulanmasını, mevcut mekânlarda ise erişilebilirliğin sistemli biçimde iyileştirilmesini gerektirir. Bunun için meslek disiplinlerinin ortak çalışması, engelli yurttaşların ve ilgili sivil toplum örgütlerinin karar süreçlerine katılımı, kent yönetimlerinde teknik ve mali kapasitenin güçlendirilmesi, toplumda güçlü bir farkındalık oluşturulması ve etkin bir denetim mekanizmasının kurulması zorunludur.

Engelsiz kent, yalnızca bir planlama hedefi değil; eşit yurttaşlık hakkının temel bir gereğidir. Bu nedenle toplumun tüm kesimleri ile yerel ve merkezi yönetimler, engelleri çoğaltan değil, ortadan kaldıran bir kent politikası için sorumluluk almak zorundadır.

***

MEVZUAT İLE GERÇEK YAŞAM ARASINDAKİ MAKAS ÇOK AÇIK!

İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Başkanı Av. Deniz Yazgan:

Türkiye’de engelli bireyler açısından mevzuat ile gerçek yaşam arasındaki makas hâlâ çok geniş. Ulusal hukukta –özellikle 5378 Sayılı Kanun, Anayasal eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı ve idarenin erişilebilirlik yükümlülükleri– ile BM Engelli Hakları Sözleşmesi (CRPD) birleştiğinde aslında oldukça ilerici bir normatif çerçeve ortaya çıkıyor. Yaklaşık 15 yıldır bağlayıcı bir insan hakları sözleşmesinin tarafı. Sözleşme normları gereği idare, ‘lütuf’ değil, hak temelli bir eşitlik politikası izlemek zorunda. Fakat bu çerçeve uygulamada sistemik aksaklıklarla karşılaşıyor. Mevzuat kısmen uygulanıyor. Bazı alanlarda sınırlı ilerlemeler görünse de bunların hiçbiri sözleşmenin öngördüğü “makul düzenleme”, “erişilebilirlik”, “bağımsız yaşayabilme”, “toplum temelli hizmet” standartlarının gerisine düşen pratikleri dönüştürebilmiş değil. Temel sorun, uygulamanın “idarenin takdirine bırakılmış bir sosyal yardım modeli” gibi algılanması; oysa CRPD devlete ölçülebilir, hesap verilebilir yükümlülükler yüklüyor.

Normatif düzeyde ilerici olmakla birlikte yeterli değil, çünkü: Mevzuatın büyük kısmı eşitlik ve erişilebilirlik için bağlayıcı yaptırımlar içermiyor. Örneğin; Sözleşmenin en kritik maddelerinden biri olan kişisel asistan hakkı Türkiye’de hâlen tanınmış değil. Hizmetler hâlâ kurum temelli bakım anlayışının etkisinde; toplum temelli destek çok sınırlı.