birgün

26° PARÇALI BULUTLU

İstanbul Sözleşmesi davası: Savcı bir kez daha 'çekilme kararı iptal edilmeli' dedi

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali için açılan 15 davanın duruşmasına Danıştay 10. Dairesi'nde devam edildi. Duruşmada savunma yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, heyete seslendi ve "Türkiye’de milyonlarca kadın adına sizden sadece vicdanlı olmanızı talep ediyorum" dedi. SOL Parti Avukatı Gizem Özdem, "Cumhurbaşkanı Kararnamesi'nden sonra 495 kadın cinayeti işlendi. Bu size sayı gibi gelebilir ama bizim için 495 kız kardeş demek. Çekilme kararının usul dışında esastan da iptal edilmesini istiyoruz" ifadelerini kullandı. Danıştay Savcısı, bir kez daha İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararının iptalini talep etti. Mahkeme heyeti, kararın daha sonra açıklanacağını bildirdi.

KADIN 07.06.2022 09:26
İstanbul Sözleşmesi davası: Savcı bir kez daha 'çekilme kararı iptal edilmeli' dedi Fotoğraf: BirGün
Abone Ol google-news

Nisa KÜÇÜK

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir gecede aldığı İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı kadınlar sözleşmeden vazgeçmiyor. Erdoğan'ın kararıyla Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesine yönelik açılan 15 davanın duruşmasına bugün Danıştay 10’uncu Dairesi'nde devam edildi. Danıştay Savcısı Aytaç Kurt, mütalaasını tekrarladı. Kurt, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline karar verilmesini talep etti. Mahkeme heyeti, kararını sonra açıklayacağını söyledi.

Duruşmada savunma yapan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği adına Avukat Müjde Tozbey, "Dernek olarak kadın ve çocuk davalarına sadece avukat ataması yapmıyoruz. Biz buraya 20 ailemizle birlikte geldik. Öldürülen kız çocuklarının aileleri, annesi öldürülen çocuklar burada. Birkaçından bahsetmek istiyorum. Kızına cinsel istismarda bulunan eşinden ayrılan ve öldürülen Döndü Şengül'ün ailesi burada. Karabük'te defalarca kez karakola giden Vildan Akkaya korunmadı. Vildan'ın ailesi burada. Biz kadınları öldüren erkekleri sadece tutuklatmak istemiyoruz. Biz kadınların her alanda korunmasını istiyoruz. Öldürülen kadınların asıl katili devlettir. Çünkü kadınları yoksulluğa iten onları korumayan devlettir" ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: BirGünFotoğraf: BirGün

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği adına savunma yapan Avukat Hülya Gülbahar ise şunları ifade etti:

"Hukuki bir karmaşa yaratılmaya çalışılıyor. Anayasa'nın 90. maddesi gayet açık. Sözleşmeden çıkıldığı günden beri bütün kadınlar 90. maddeyi okuyor. Uluslararası sözleşmeler Meclis tarafından kabul edilir ve çıkılır. Kanunla yürürlüğü girer ve kanunla yürürlükten kaldırılır. Uluslararası sözleşmelerde Meclis'i bypass edemeyiz. Cumhurbaşkanı Kararnamesi hukuka aykırı. Biz bütün sözleşmeleri savunuyoruz. Biz aynı zamanda Anayasa'yı savunuyoruz. Bu sorumluluk heyetinizin üzerinde. Sözleşmeden çıkıldığından beri kadın cinayetleri arttı. Net bilgi yok ama her gün kadınlar öldürülüyor. İzmir'de 12 günde 12 kadın öldürüldü. Covid-19 affıyla birçok erkek serbest bırakıldı. Basına yansıyan kadarıyla afla çıkan erkekler 10 kadını, 3 çocuğu öldürüldü."

BULDAN'DAN HEYETE: SADECE VİCDANLI OLMANIZI TALEP EDİYORUM

Başvurucular arasında bulunan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, savunmasında, "Bugün sadece HDP'li kadınlar adına savunma yapmayacağım. Bütün kadınlar ve LGBTİ+'lar adına savunma yapacağım. Erkek hukuku değil gerçek yargı diyoruz. Sayın heyet öyle bir karar verin ki, ileride sizlerden vicdanlı yargıçlar olarak bahsedilsin" dedi.

Buldan, şöyle devam etti:

"İstanbul Sözleşmesi kadınların uzun soluklu mücadelesinin sonucu kazanılmış ve erkek şiddetine karşı mücadelenin yollarını adım adım örmüş temel bir sözleşmedir. Sözleşme din, dil, ırk farkından dolayı kapsadığı kesimlerin mağdur edilmemesini ister. Yine kapsadığı kesimlerin din, dil, ırk farklılıklarından dolayı mağdur edilmemesini esas alır. Bu esasın önemini daha önce maalesef Fatma Altınmakas davasında gördük. Evli olduğu erkek tarafından katledilen Fatma’nın Türkçe bilmediği için jandarma karakolunda kendisini ifade edemediği ortaya çıkmıştı. Bugün ülkede Türkçe bilmeyen belki milyonlarca kadın bulunmaktadır. Özellikle ülkede son dönemlerde kamu kurumlarında ve toplumda körüklenen ırkçılık Türkçe bilmeyen kadınların ölümüne de sebep olmaktadır. Ülkenin bu kadar dış göç aldığı ve kadınların savaş sonrası göç sürecinden en çok etkilenen kesim olduğu gerçeği göz önünde bulundurulunca İstanbul Sözleşmesi’nin devleti sorumlu kıldığı tercüme konusu hayati bir önem kazanmaktadır."

"GREVİO (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu), Türkiye’nin son derece başarısız ve yetersiz olduğunu tespit etmiştir" diyen Buldan, "İstanbul Sözleşmesi tüm devletlere, şiddet mağduru kadınlar için barınma, yaşamını sürdürme gibi her türlü ihtiyacını karşılayacak bütçeyi zorunlu kılar. Ancak; bugün Türkiye'de kadınların yaşadığı yoksulluk derinleşirken kadınların nafaka hakkı dahi gasp edilmek istenmektedir. İstanbul Sözleşmesi imzalanmış olsa da ne yazık ki hiçbir zaman etkin biçimde uygulanmamıştır.

"MİLYONLARCA KADIN ADINA VİCDANLI OLMANIZI TALEP EDİYORUM"

Buldan, şunları ifade etti:

"Bugün partimize açılmış Kobanî Kumpas Davası'nda, Gezi Davası'nda, 8 Mart ve 25 Kasım yürüyüşlerinin yargılandığı davalarda ve yüzlerce başka davada çok sayıda kadın ağır cezalarla yargılanmaktadır. Kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadın dernekleri ya ağır baskılar altında ya da kapatma davalarıyla sindirilmek istenmektedir. Kadınlar; demokratik toplumu savundukları için yargılanmaktadır. Kadınlar; tekçi erkek zihniyetin kendilerine çizdiği sınırları kabul etmediği, bu sınırlarla yaşamak istemediği için yargılanmaktadır. Kadınlar; 'artık ölmek istemiyoruz', 'şiddet, baskı altında yaşamak istemiyoruz', 'özgür ve eşit bir yaşam istiyoruz' dedikleri için yargılanmaktadır. Kadınlar; doğasına-suyuna, yaşam alanlarına sahip çıktığı için yargılanmaktadır. Kadınlar; en kutsal mücadele olan barış mücadelesini yürüttüğü için yargılanmaktadır. Kadınlar; kadın özgürlükçü, demokratik bir toplumu savundukları için yargılanmaktadır. Kadınlar; faşizme biat etmedikleri için yargılanmaktadır. Kadınlar; faşizme, tekçiliğe, ırkçılığa ve nefret siyasetine karşı öncü bir mücadele yürüttükleri için yargılanmaktadır. Sözleşme etkin bir şekilde uygulanıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz. Yani kadınlar; mücadeleleriyle İstanbul Sözleşmesi'ni somut olarak uygulamaya çalıştıkları için yargılanmaktadır. Bu nedenle her zaman söylediğimiz gibi erkek yargı değil, gerçek yargı diyoruz! Güçlülerin hukuku değil, haklıların hukuku diyoruz! Erkeklerin üstünlüğünü değil, eşitliğin üstünlüğünü gözeten bir yargı sistemi diyoruz! Eşitlik gözetilsin ki adalet olsun diyoruz! Bu nedenle; eşitlik için, adalet için, yaşam için İstanbul Sözleşmesi'ni bugüne kadar her alanda ve platformda nasıl savunduysak bugün de en inançlı ve kararlı şekilde savunuyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya da etkin bir şekilde uygulanıncaya kadar mücadele etmeye de devam edeceğiz. Ortak kadın mücadelemiz engellenemez, durdurulamaz! Türkiye’de milyonlarca kadın adına sizden sadece vicdanlı olmanızı talep ediyorum."

AVUKAT SARUHAN: KÜRSÜDE TEK KADIN OTURUYOR

Aksaray Barosu adına Avukat Şenal Saruhan, "Sayın heyet, bugün sizin görmediğiniz bir sahne var. Kadınlar bugün başka illerden gelip Danıştay önünde birbirlerine sarıldı. Siz de bilirsiniz, 'Yasalar sokaklarda, alanlarda yazılır' denir. İstanbul Sözleşmesi de alanlarda yazıldı. Kadınlar ne yazık ki her yerde ikincil konumda. Kürsüde de tek kadın arkadaşımız oturuyor. Bu bile cinsiyet temelli eşitsizliği ortaya seriyor. Biz son 20 yılı sevmiyoruz. Sevdiğimiz bir şey var, bir aradayız. Biz kazanacağız biliyorum. Bunu vicdanlı hukukçular sayesinde de kazanacağız. Kararı verirken çok sevdiğiniz annenizi, kızınızı, eşinizi düşünmenizi istiyorum" ifadelerini kullandı.

İDİL TETİK: ÇEKİLME KARARI ANAYASA'YA AYKIRI

Avukat İdil Tetik ise şunları kaydetti: "Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Bu, bize okulda öğretilen ilk şeydir. Çekilme kararı Anayasa'ya aykırı. Bu karar, temel yasamızı gözardı ediyor. Mevcut yasalar mağdurları korumakta yetersiz. İstanbul Sözleşmesi'yle kadınları koruyabiliriz. Kararı verirken öldürülen kadınları düşünmenizi istiyorum."

Kırklareli Barosu'ndan Avukat Oylum Yaman, şöyle konuştu: "Sayın heyet, baroların adli yardım birimlerinde bir gün geçirmenizi isterdim. Biz avukatlar mesleğimiz ve yeminimiz gereği kadınlara, çocuklara bu hizmeti seve seve veriyoruz. Cübbemizi şiddet mağduru kadınlara siper etmekten asla gocunmuyoruz. Ancak ülkemizin kadınları korumamasından gocunuyoruz. Bugün anıt ağaca baktım. 2022 yılında 162 kadın öldünülmüş. Bundan gocunuyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nin yükümlülüklerinin yerine getirildiği bir Türkiye'de 162 kadın öldürülmez. Bunu biliyoruz. Bizler, 'Yargı bağımsızdır. Bu kadar da ispatıdır' demek istiyoruz.

CHP'Lİ ÖZGÜR ÖZEL: DAVA AÇMAMIN İKİ SEBEBİ VAR

Başvurucular arasında bulunan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, duruşmada savunma yaptı.

"Dava açmamın iki sebebi var" diyen Özel, "Bunlardan biri kadın meselesi. Ancak bu mesele sadece bir kadın meselesi değil, son derece kritik mesele. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı fiilen ayaklar altına alınmış durumda. Anayasal güvencelerin aleyhine adımlar atılıyor, nereye gideceğiz? Anayasal özgürlüklerle ilgili Cumhurbaşkanı'na bir yetki tanınmamaktadır. Uluslararası anlaşmalar, Meclis tarafından yürürlülüğe konmaktadır. Diğer fıkralar bu anlamı güçlendiren fıkralardır, başka bir yere çekilemez. Bugün sizin sırtınızdaki yükümlülük ortadadır" ifadelerini kullandı.

Özel, "Kendini ifade edemeyecek, o dili bilmeyen, belki de tamamen dilsiz kadınların hakkını savunmak gibi bir onur ve tarihi görevi sırtınızda hissediyor olduğunuzdan eminim" diye konuştu.

AYLİN NAZLIAKA: KADINLARIN NE KADAR GÜVENCESİZ OLDUĞU ORTADA

CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka, savunmasında, "Şiddet failleri sıklıkla, ‘Ne olacak canım, seni öldürsem de 3-5 ay yatar çıkarım' cümlesini kuruyor. Fesih kararından sonra kadınların ne kadar güvencesiz olduğu ortadadır" ifadelerini kullandı.

Nazlıaka, şöyle devam etti: "Buradaki kadınlara, ‘Yolda yürürken ayak sesi duyduğunuzda tedirgin olmayan var mı?’ diye sorsam bir kişi bile elini kaldıramaz. Siz hiç bir kadının bir erkeğe ikinci eş olmayı teklif ettiğini, erkek bunu kabul etmeyince kadının onu öldürdüğünü duydunuz mu? Siz bir kadının yemek yapmadı diye erkeği öldürdüğünü gördünüz mü? Siz hiç bir kadının bir erkek ona karşılık vermeyince çok sevdiği için öldürdüğünü duydunuz mu? Hatice Kaçmaz’ın katiline ‘tutku indirimi’ verildi. Yargıtay, 'Eğer Hatice Kaçmaz, teklifi kabul etseydi bugün hayatta olurdu' şeklinde bir karar verdi. Bugün size, tarihi ve önemli bir sorumluluk düşüyor. Vereceğiniz karar kadınların yaşam hakkını savunmakla ölüm arasında bir karardır."

SOL PARTİ AVUKATI ÖZDEM: ÇEKİLME KARARI ESASTAN İPTAL EDİLMELİ

SOL Parti Avukatı Gizem Özdem, şunları söyledi: "Şiddete, tacize, tecavüze maruz bırakılan kadınlar ve LGBTİ+'lar adına konuşacağım. SOL Parti tüzüğünde erkek şiddetine karşı olduğunu belirtiyor. Uğruna mücadele ettiğimiz değer için dava açtık. Bu davanın siyasi konjektürden bağımsız olmadığını bilsem de Anayasa'mız hala duruyor. Birçok avukat arkadaşım, sözleşmeden çekilme kararının usule aykırı olduğu belirtti. Evet, çekilme usule aykırı. Çekilme kararı usule uygun olsa itiraz etmeyecek miydik? Cumhurbaşkanı Kararnamesi'nden sonra 495 kadın cinayeti işlendi. Bu size sayı gibi gelebilir ama bizim için 495 kız kardeş demek, evlere düşen ateş demek. Çekilme kararının usul dışında esastan da iptal edilmesini istiyoruz."

SOL Parti Avukatı Damla Atalay da "Yaşam hakkı en temel haktır. Devlet, yurttaşın yaşama hakkını korumak zorundadır. Ülkemiz kadın ve çocuk mezarlığına dönüştü. Kadınlar her yerde erkek şiddetine maruz bırakılıyor. Devlet erkek şiddetini önlemek şöyle dursun faillirin sırtını sıvazlıyor" diye konuştu.

SELİN NAKIPOĞLU: BU DAVA HEPİMİZİN DAVASI

SOL Parti adına savunma yapan Selin Nakıpoğlu, "İktidar partisi, 'İlk imzacısıyım' diye 2011 ila 2014’lerde reklamını yaptığı, ilk imzacısı olmaktan dolayı gurur duyduğunu açıkladığı, hatta dönemin başbakanının 'Bu sözleşmenin destekçisiyim, diğer ülkelerin onaylanmasında taşları da döşeyeceğim' diyerek öncüsü olduğu düzenlemeyi uygulamadı. Ve nihayetinde 19 Mart gece saatlerinde Cumhurbaşkanı kararıyla Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden imzayı çektiği açıklandı. Bir süredir bazı kesimlerce hedef haline getirilen İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olarak verilen bu karar tarihin kara sayfalarında yerini bulmuştur. İmza çekildikten sonra teşekkür sırasına giren tarikat ve cemaatlerin sözleşmeden çekilmenin sonuçlarını, başka bir yaşam biçimi tahayyülü ile değerlendirmelerine özel bir anlam yüklenmelidir. Ne acı! Bu sözleşmenin iptali bir zafer mi? Olsa olsa bu bir Pirus zaferidir. Kaybedeni de Türkiye’deki kadınlar, çocuklar, LGBTİ+'lardır" dedi.

"İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmek; kadınlara, çocuklara, LGBTİ+'lara yönelik erkek şiddetine karşı mücadele etmekten vazgeçmektir, hukuki güvenceden yoksun bırakmaktır" diyen Nakıpoğlu, şunları vurguladı: "Bir somut 'devlet bakışı' olarak koruma iradesini geri çekmektir. Şiddeti fıtrattan saymaktır. Kadın-erkek eşitliğini inkar etmektir. Güçten ve güçlüden yana tavır koymaktır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığı, kadını boyun eğen, ram eden bir yurttaş olarak toplumsal yaşamın içinden çıkarıp eve hapseden bu zihniyetle ortak olamayız. Tablo bu."

Nakıpoğlu, son olarak şunları kaydetti: "Herkes bu salonda sözünü söyledikten sonra sıra siz sayın heyette. Üzerinizde tarihsel bir sorumluluk var. Lütfen esas duruma odaklanalım! Bu dava hepimizin davası. Vereceğiniz kararlar devleti kadın – erkek eşitliğini teşvik eden politikaların hayata geçirilmesi için önemli bir adım olacaktır. Bu kararı iptal edin ve içinde bulunduğumuz bu karanlığa bir ışık yakın."

Malatya Barosu adına Sibel Suiçmez savunma yaptı. Suiçmez, şunları kaydetti: "Sözün bittiği yerdeyiz, ya hukuk? Hukukun bittiği yerde miyiz? Hukukun bittiği yerde olup olmadığımızı siz değerli yargıçlar gösterecektir. Korku aslında çok insani bir duygudur. Bilinçli ve sistematik olarak korkutmak için kullanıldığında yıldırır, biat ettirir. Korkuyu ancak umut ortadan kaldırabilir. Umut en büyük güçtür. Alanda mücadele eden biz kadın hakları savunucuları korkunun karşısındayız. Susmuyoruz, korkmuyoruz, biat etmiyoruz. Korkuya teslim olmayacak tek meslek grubu hukukçulardır. 'Bizim yanımızda devlet yok' diyen kadınların yanında olmanızı istiyoruz. Oradan bize bakınca bizi nasıl gördüğünüzü bilmiyorum ancak biz buradan bakınca siyasi iradenin temsilcisi olarak değil devlet adına karar veren bağımsız güçlü bir yüksek mahkeme olarak görüyoruz. O nedenle ısrarla sizden cesareti ve umudu yükseltecek bir karar istiyoruz. Ankara'da Danıştay var denilecek kararı bekliyoruz. Sizden çok mu şey bekliyoruz?"

CUMHURBAŞKANLIĞI ÇEKİLME KARARINI SAVUNDU

Dava açan kurumların ardından Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü Milletlerarası Anlaşmalar Daire Başkanı Emre Topal, Cumhurbaşkanlığı kararını savundu. Sözleşmede çekilme kararıyla şiddetle mücadelenin aksatılmadığını savunan Topal, şunları söyledi:

"Yasalarımız yürürlüktedir. Bunun altını çizmek istiyorum. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmek kadınla şiddetle mücadeleye engel değildir. Sözleşmenin feshinin hukuka aykırı olduğu iddia edildi. Fesih kararının Türk hukukuna uygun olduğunu savunuyoruz. Sona erme çatı bir kavramdır. Bir uluslararası sözleşmenin sonlandırılmasına dair birçok yöntem vardır. Ayrıca, İngilizce ve Fransızca çevirden kaynaklı fesih kelimesini kullandık. Fesih yerine çekilme kullanılsa da bir şey değişmeyecekti. Savunma yapan bir avukat, 'Katil devlet' cümlesini kurdu. Bu cümleyi kabul etmiyoruz. İstanbul Sözleşmesi doğrudan uygulanabilen bir sözleşme değildir. Yabancı literatür de böyle söyler. Bu yüzden ülkemizde 6284 sayılı kanun yürürlüktedir. 6284 sayılı Kanun'da İstanbul Sözleşmesi'nde atıf yapılması bizim fesih işlemimizi değiştirmez. Cumhurbaşkanımızın kararlarını Avrupa sözleşmelerinin kararları ile ölçmüyoruz. Türkiye gibi olan ülkelerde, fesih parlamentodan geçmek zorunda değil. ABD, Kanada, İtalya ve Portekiz'in de aralarında olduğu çok sayıda ülkede bu şekilde."

Topal, savunmasını yaparken mahkeme heyeti basın mensuplarından görüntü almamasını, aldığı görüntüleri silmesini istedi. Topal da görüntülerinin çekilmesini kabul etmediğini belirtti.

Cevap hakkını kullanan Avukat Özge Yücel, "Karşı taraf, kararın nasıl alındığını anlattı ama neden alındığını anlatmadı. Bu kararda kamu yararı yoktur" yanıtını verdi.

Cevap hakkını kullanan Avukat Selin Nakıpoğlu, şunları söyledi: "Davalı tarafın savunmasını kabul etmiyoruz. İkna olacağımız söylendi ama bu mümkün değil. Normlar hiyerarşisi ilkesi uyarınca hukuk kuralları yukardan aşağı sıralanır. Biz en üstte olan Anayasa'nın izinden gidiyoruz, Cumhurbaşkanı kararının değil."

KARAR SONRA AÇIKLANACAK

Danıştay Savcısı Aytaç Kurt, mütalaasını tekrarladı. Kurt, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline karar verilmesini talep etti.

Mahkeme heyeti, kararını sonra açıklayacağını söyledi.


| DURUŞMA ÖNCESİ KADINLARDAN AÇIKLAMALAR |

"DAYANIŞMAYA GÜVENİYORUZ"

Duruşma öncesinde Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Platform adına basın açıklamasını Avukat Selin Nakıpoğlu okudu. İlk duruşmaya bin avukatın katıldığını hatırlatan Söyleyen Nakıpoğlu, şunları ifade etti:

“Mahkeme salonu içeresindeki onlarca, adliye önündeki yüzlerce, ülke çapında ise milyonlarca kadının meşru talebi karara bağlanacak. Bir tarafta tek kişilik kararlar varsa diğer tarafta biz milyonlarız. Biz imzanın çekildiği günden önce de sonra da ‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’ diyoruz. Her daim söylediğimiz gibi, eşit yurttaşlık kavramına tahammülleri olamayanların yapmış olduğu karalama ve saptırmalarla Sözleşme’den imza çekildi. Ve şimdi sıra ‘ben istedim oldu’ kararına karşı açtığımız davaların duruşmasına katılmaya geldi. Neden bu kadar emek? Neden bu kadar mücadele? Çünkü bu kavga karanlıkla aydınlığın kavgası. Hukukun gücüne, adalete, toplumsal cinsiyet eşitliğine inananların mücadelesi. Bu değerlere inanan herkesin bu mücadelede olması gerekir. Kadına yönelik erkek şiddetinin en yaygını en çok yaşanılanıdır; küfre, hakarete maruz kalmak, aşağılanmak… Örneğin birkaç gün önce Cumhurbaşkanı’nın geziye katılan vatandaşlar için sarf ettiği sözü duyunca şaşırmadık. Evet duyduklarımızın en kötüsüydü ama ülkenin yarısına yöneltilen ilk hakaret değildi. ŞYıllardır dediğimiz gibi, siyasal iktidarın şiddet içeren, bağırıp çağıran dili, erkeklerin cesaretlenmesine yol açıyor. AKP iktidarında kadına yönelik şiddetin bu kadar artmasının en önemli nedenlerinden biridir bu. Geçen hafta, 1 Haziran günü kadın cinayetlerini durdurmak amacıyla kurulmuş olan bir derneğin, hiç bir somut olguya dayanmayan kapatma davasının ilk duruşması yapıldı. Siyasi iktidar, muhalif kesimlere, ve özelde kadın siyasetçilere, kadın ve LGBTİ hakları savunucularına, kadın sanatçılara sistematik olarak taciz ve baskı uyguluyor; kadına karşı eril şiddeti teşvik de ediyor.Hukuk devleti olma yolundan uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz.

Fotoğraf: BirGünFotoğraf: BirGün

Sizi dört gün önceye götürmek istiyoruz; dört gün önce 6. Yargı Paketi niteliğindeki 24 maddelik “Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Teklifte “Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun, Danıştay içerisinde seçim ile belirlemesi” nin ertelenmesini öneren maddeler var. Bu durum Yürütmenin Anayasa’ya ve yargı bağımsızlığına çok açık müdahalesidir. Anımsayacağımız gibi söz konusu mevcut üye yapısıyla Kurul, İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili kararlarında Cumhurbaşkanlığı lehine tavır koymuştu. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi kararında görüldüğü üzere yürütme; kendi lehine karar alabilecek üye sayısı ve yapısında değişiklik olmamasını sağlamaya çalışıyor. Kurulda sayısal olarak iktidar ağırlığı devam etsin çabasıyla birlikte unutulmamalı ki bu kurul İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin dava sürecinde yine son sözü söyleyecek. Bizler nasıl bir eşitlik karşıtı iklim içinde olduğumuzun çok farkındayız. Tıpkı İstanbul Sözleşmesi’nin feshi gibi hiçbir şeyin güncel siyasi oyunlar uğruna yapılmadığını biliyoruz. Hiçbir şeyi hafife almıyoruz, ama umutluyuz. Cesaretimize, mücadele azmimize ve dayanışmamıza güveniyoruz."

ERDEN: SÖZLEŞME UYGULANMADI

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Müjde Tozbey Erden, burada yaptığı açıklamada, "Bugün 20 farklı şehirden 20 farklı aileyi getirdik buraya. Kızları, çocukları, eşleri öldürülen 20 aile... Şu an burada fotoğraflarının taşıyorlar kızlarının. Diyarbakır'dan, Mardin'den, İzmir'den, Giresun'dan, Karabük'ten, Bursa'dan, Balıkesir'den ve daha sayamayacağımız birçok şehirden aileler geldi. İstanbul Sözleşmemiz vardı ama bu kadınlarımız korunmadı. Çünkü İstanbul Sözleşmesi uygulanmadı. Kadınlarımız öldürüldü" ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: BirGünFotoğraf: BirGün

NAZLIAKA: ÇIKACAK KARAR YAŞAM İLE ÖLÜM ARASINDA BİR TERCİHTİR

CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka ise açılamasında, "Buraya gelme sebebimiz yaşam hakkımıza sahip çıkmaktır. İstanbul Sözleşmesi bir günde imzalandı, bir günde feshedildi" dedi. Nazlıaka, şöyle devam etti: "Bugün burada bir tarih yazılıyor. Çıkacak olan karar yaşam ile ölüm arasında bir tercihtir. Çıkacak olan karar hukukun üstünlüğü ile üstünlerin hukuku arasında bir tercihtir. Çıkacak olan karar bu ülkede yaşayan 42 milyon kadın ile tek adam arasında bir tercihtir."

BULDAN: SÖZLEŞMEYİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise açıklamasında, "Kadınların uzun yıllar vermiş olduğu mücadele sonucu emekleriyle, bedenleriyle, sözleriyle ve ödemiş oldukları bedellerle birlikte kazanmıl oldukları bir hak olan İstanbul Sözleşmesi'ni bir gece yarısı yarısı bir erkek tarafından feshedilmesini asla kabul etmediğimizi her yerde ifade ettik, bugün burada bir kez daha söylemek isteriz" diye konuştu.

"İstanbul Sözleşmesi, bir erkeğin iki dudağı arasından çıkacak bir söz, eline aldığı kalemle, attı��ı bir imzayla asla feshedilecek ve yok sayılacak bir sözleşme değildir" diyen Buldan, "Bugün Türkiye'de binlerce kadın, erkek şiddetine mağruz kalırken; binlerce kadın, erkek şiddetiyle canını feda ederken, katledilirken, yaşamını yitirirken böylesi önemli bir sözleşmenin bir gece yarısı feshedilmesini asla kabul etmeyeceğiz ve bunu savunmaya her yerde devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

SOL PARTİLİ CENGİZ: ONLAR GİDECEK, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KALACAK!

SOL Parti MYK Üyesi Göksu Cengiz, "Biz SOL Parti olarak diyoruz ki; kadın cinayetleri politiktir. Neden politiktir? Çünkü tek adam bu ülkeyi bir karanlığa sürüklemeye çalışırken doğrudan kadınları hedef almaktadır" dedi.

"Mücadeleyle, hepimizin alın teri ile kazanılan haklarımızı bugün bir tane adam iptal edebileceğini düşünüyor" diyen Cengiz, şunları kaydetti:

"Tek bir adam milyonlarca kadının hakkını, milyonlarca kadının yaşamını tehlikeye atabileceğini düşünüyor. Sanmasınlar ki milyonlarca kadın mücadeleyle kazandığı haklarından bir adım bile geri atacak, sanmasınlar ki bu memleketi karanlığa teslim edecek, sanmasınlar ki bu gerici karanlık bu memleketten söküp atılmayacak!"

Cengiz, son olarak şunları vurguladı:

"SOL Parti olarak diyoruz ki; hep beraber, omuz omuza, kadın dayanışmasıyla hem bu iktidardan kurtulacağız hem de bu memleketi aydınlığa çıkartacağız. Onlar gidecek, İstanbul Sözleşmesi kalacak!"

Fotoğraf: BirGünFotoğraf: BirGün

NE OLMUŞTU?

Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nden 20 Mart 2021'de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile çıkıldı.

Sözleşmeden çekilme kararının iptali ve yürütmenin durdurulması yönünde Danıştay'a 200'ü aşkın dava açıldı.

Danıştay 10. Dairesi, 29 Haziran 2021'de yürütmenin durdurulması istemini oy çokluğuyla reddetti, bu karara yapılan itirazın da 18 Kasım 2021'de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından reddine karar verildi.

Sözleşmeden çekilme kararının iptali için açılan davaların 10'u 28 Nisan'da görüldü. Davaya bini aşkın avukat katıldı. Duruşmada, Danıştay savcısı çekilme kararına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin iptalini istedi.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol