‘İşyerinde Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Sözleşmesi’ ILO gündeminde

13.06.2019 10:08 EKONOMİ
Konuk Yazar: Nuran Gülenç Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) en yüksek organı olan Uluslararası Çalışma Konferansı 10-21 Haziran 2019 tarihleri arasında Cenevre’de toplanıyor. Her yıl haziran ayında toplanan konferans bir yandan yeni çalışma kurallarını kabul ediyor öte yandan ILO sözleşmelerinin uygulanmasını denetliyor. ILO uluslararası alanda çalışma yaşamı için alt standartlar belirleyen üç taraflı (işçi-işveren-devlet) bir örgüt. […]

Konuk Yazar: Nuran Gülenç

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) en yüksek organı olan Uluslararası Çalışma Konferansı 10-21 Haziran 2019 tarihleri arasında Cenevre’de toplanıyor. Her yıl haziran ayında toplanan konferans bir yandan yeni çalışma kurallarını kabul ediyor öte yandan ILO sözleşmelerinin uygulanmasını denetliyor. ILO uluslararası alanda çalışma yaşamı için alt standartlar belirleyen üç taraflı (işçi-işveren-devlet) bir örgüt. ILO’nun 100. yılına denk gelen bu yılki konferansta “işyerlerinde şiddet ve tacizin sona erdirilmesi” sözleşmesi konferans delegasyonunun onayına sunulacak. Uzun bir hazırlık sürecinden sonra ve ülkelerden alınan veriler ışığında bir sözleşme taslağı hazırlandı. ILO’nun Standart Belirleme Komitesi tarafından hazırlanan sözleşme taslağı, konferans süresince düzenlenen oturumlarda tartışılacak. Son hazırlıkları tamamlandıktan sonra 21 Haziran’da üye devletlerin onayına sunulacak.

Konferans delegasyonu her ülkeden iki hükümet, bir işçi ve bir işveren temsilcisinden oluşuyor. Yürütülen tartışmalar sonucunda eğer konferansa katılan delegelerin 2/3’ü olumlu oy verirse sözleşme taslağını kabul edilmiş olacak. Olumlu oy verenlerin oranı 2/3’ün altında ve salt çoğunluğun üstünde olursa sözleşme taslağı tavsiye kararına dönüşebilecek. Ancak sözleşmenin konferansa kabulü yetmiyor. Ayrıca üye ülkeler tarafından kendi ulusal mevzuatlarına göre onaylanmaları gerekiyor. Tavsiye kararları ise adı üstünde onaya sunulmayan yol gösterici bir belge niteliğinde. Amaçlanan konferansın taslağı bir sözleşme olarak kabul etmesi. Bunun için uluslararası alanda sendikalar, hükümetler ve işveren örgütleri üzerinde lobi çalışmalarına devam ediyor.

Bağlayıcı sonuçları olacak bir sözleşme üzerinde uzlaşılması önemli, çünkü sözleşme üye ülkelerin onayından sonra ülkelerin mevzuatının bir parçası haline gelecek. Üye ülkelerin kendi mevzuatlarını ILO sözleşmesine uygun hale getirmesi beklenecek. Belki “ILO sözleşmesi olsa ne olur, olmasa ne olur” denebilir ama uluslararası sözleşmelerin varlığının mücadelemizde elimizi daha güçlü kılacağını kabul etmek gerek.

İŞYERLERİNDE DURUM VAHİM

İşyerinde şiddet tüm çalışanlar için önemli bir konu. Erkek egemen alanlar olan işyerlerinde şiddet, sözlü taciz, cinsel tacize ve mobbinge en çok maruz kalanların kadın işçiler ve farklı cinsel kimlik ve cinsel yönelimi olan işçiler olduğu biliniyor. ILO’nun konuya ilişkin verileri üye ülkelerdeki durumun vahim tablosunu ortaya koyuyor. ILO Standart Belirleme Komitesi tarafından hazırlanan bu rapora göre; Birleşik Krallık Sendikalar Kongresi (TUC) tarafından cinsel taciz hakkında 2016’da gerçekleştirilen bir ankette, cinsel tacize maruz kaldıklarını söyleyenlerin yüzde 54’ü faillerin eşit düzeydeki iş arkadaşları ve yüzde 3’ünün de daha kıdemsiz iş arkadaşları, yüzde 17’sinin ise yönetici ya da yetki sahibi kişiler olduğunu belirtiliyor.

Yine aynı raporda başka kadınlar hakkında cinsiyetçi söylemler duyduğunu bildirenlerin kadınların oranı yüzde 35, hoş karşılaşılmayan şakalar ve cinsel nitelikli sataşmalar duyduğunu bildirenlerin oranı ise yüzde 32 olarak belirtilmiş. Ankete katılanların yaklaşık dörtte biri, istenmeyen dokunmalara ve beşte biri istenmeyen cinsel amaçlı girişime maruz kaldığını belirtiyor. Araştırmaya katılanların yüzde 1’i işyerinde ciddi bir cinsel saldırı veya tecavüz yaşadıklarını bildirmiş. Yaklaşık 10 kadından biri ise işyerinde pornografik materyallerin sergilendiğini gördüğünü belirtiyor.

Yine ILO, dünyanın dört bir tarafından elde edilen bulgulardan hareketle, hamile işçilerin yanı sıra annelik, babalık veya ebeveynlik izninden dönen kadın ve erkeklerin iş arkadaşları, astları veya yöneticileri tarafından tacize maruz kalabildiğini belirtiyor.

2018’de ABD’de yapılan bir araştırma 36 milyondan fazla insanın (ABD çalışanlarının yüzde 27’si) hayatları boyunca işyerinde istismar edici davranışa maruz kaldıklarını, Fransa’da 2005 yılında yapılan bir araştırma ise kadınların yüzde 8’inin erkeklerin ve yüzde 7’sinin işyerinde psikolojik şiddet yaşadıklarını ortaya koyuyor. 2012’de Japonya’da 4 bin 580 işletmeyi kapsayan bir araştırma ise işçilerin yüzde 45,2’sinin “güç tacizi”ne (psikolojik taciz) maruz kaldığını gösteriyor. Avustralya’da ise bu oranın yüzde 22 ile 33 arasında olduğu belirtiliyor.

Bir Eurofound çalışması (2013) fiziksel şiddet sonrasında çalışanların depresyon yaşama olasılığını 3 kat ve stres şikâyetinde bulunma olasılığının iki kat daha fazla olduğunu saptadı. Çalışmaya göre zorbalık veya tacize maruz kaldıktan sonra, işçilerin depresyon yaşama ihtimali dört kat, uyku problemi bildirme ihtimali üç kat ve stres şikâyetinde bulunma ihtimali ise iki kat daha fazla. Şiddet olayına şahit olanlar ile şiddet ve tacizin hedefinde olanların arkadaşları ve aile üyeleri de ağır stres ve psikolojik travma yaşayabiliyor.

İşyerlerinde yaşanan şiddet ve taciz, nihai olarak çalışanların belirli bir işyerini veya tamamen işgücü piyasasını terk etmelerine neden olabiliyor veya en uç durumlarda kendine zarar vermeye yol açabiliyor. İsveç’te her yıl intiharların yüzde 10-15’nin psikolojik tacizden kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Ekonomik açıdan cinsel şiddet ve taciz, kadınların işgücüne katılımını ve orada kalmasının önünde bir engel. Bu durum kadın işçilerin uzun vadeli kazanç kapasitelerinin düşmesine, kadın ve erkek arasında ücret eşitsizliğine neden oluyor. İtalya’da yapılan bir çalışmada, şiddete hedef olan çalışanların yüzde 16’sının istifa ettiği belirtiliyor. Aynı çalışma, kadınların istifa etme ihtimalinin erkeklerin iki katı olduğunu tespit ediyor.

Yukarıdaki veriler, ILO’nun işyerinde şiddet ve tacizin sona erdirilmesi için hazırlanan raporlardan alındı. Çok daha fazlasına ve ayrıntısına ILO’nun sitesinden ulaşmak mümkün.

SENDİKALARA BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR

Kadına yönelik şiddet ve taciz, hem özel alanda hem de kamusal alanda ciddi bir sorun. Erkek egemen alanlar olan işyerlerinde kadınların, farklı cinsel kimlik ve cinsel yönelime sahip olan kişilerin insan onuruna yakışır bir çalışma ortamına sahip olması; cinsiyet temelli şiddet ve tacizin önlenmesi, eşitsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ile mümkün. Bunun yolu da toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için mücadele etmekten geçiyor. Bugün gündemde olan ILO sözleşmesi de hem mevzuatta hem de uygulamada farkındalığı artıracak, bizlerin de elini güçlendirecek bir araç olacaktır.

Bu sözleşmenin kabul edilmesinde sendikalara önemli görevler düşüyor. Hükümet ve işverenler üzerinde lobi çalışmalarını tüm ülkelerde sendikalar ve kadın örgütleri yürütüyor. Sendikaların rolü sadece uluslararası bir sözleşmenin Cenevre’de kabul edilmesine çalışmakla bitmiyor. Ellerindeki en önemli araç olan toplu sözleşmeler aracılığı ile işyerlerinde bu sözleşmenin uygulanmasını sağlamaları gerekiyor. Bu sözleşmenin uygulanıp uygulanmadığının takipçisi olma görevi en çok da sendikalara düşüyor.

ILO’nun 100. yılında gündeme gelen şiddet ve taciz sözleşmesinin arkasında sendikaların, kadın örgütlerinin, feministlerin emeği çok büyük. Özellikle, 2017’nin son aylarında gündeme gelen ve uzun süreli kampanyaya dönüşen MeToo hareketi de böylesi bir ihtiyacın büyüklüğünü gösterdi.

Şimdi önümüzde, işyerlerinde şiddet, sözlü taciz, cinsel taciz ve mobbingin önlenmesi için tarihi bir fırsat var. IndustriALL Küresel Sendikalar Genel Sekreter Yardımcısı Jenny Holdcroft’un ifadesiyle “Yeni sözleşme, özellikle kadın işçiler olmak üzere, milyonlarca işçinin korunmasındaki boşluğu doldurmak için tarihi bir fırsat. Kaçırmamalıyız. Hiçbir işçi korumasız bırakılmamalı…”

Türkiye’den ILO’ya katılan tüm delegasyonun da işyerlerinde şiddet ve tacizin önlenmesi sözleşmesini kabul etmesini bekliyoruz.