Google Play Store
App Store

İtalyan sendikacı Valentina Orazzini, işçilerin birlikte seferber olmasından başka bir çıkar yolunun olmadığını belirterek, “Aksi halde 2008 ve 2014’te kemer sıkma politikalarıyla düştüğümüz tuzağa yeniden düşeriz” diyor.

İtalya Metal İşçileri Federasyonu’ndan Valentina Orazzini: Direniş de sınır tanımamalı
Valentina Orazzini ve sendikanın Genel Sekreteri Simone Vecchi, Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Ali Çeltek’in de katıldığı toplantıda dayanışma çağrısı yaptı.

Atahan UĞUR 

Sakarya Hendek'te faaliyet gösteren İtalya sermayeli SAG Hidrolik’te sendikal hakları için direnen işçilere dayanuşma ziyareti gerçekleştiren İtalya Metal İşçileri Federasyonu (FIOM-CGIL) Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Valentina Orazzini ile Avrupa’da işçi sınıfına yönelik saldırıları konuştuk.

SAG Hidrolik’te yaşanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Şirketin İtalyan sermayesi olması nedeniyle bizim açımızdan ayrı bir önemi var. İtalya'daki fabrikada işçilerle çok iyi ilişkiler içindeyiz. Orada örgütlülüğümüz mevcut. Buradaki fabrikanın ise sendikalaşma ve örgütlenme sürecinin engellendiğini, mahkemeye başvurulduğunu ve işçilerin işten çıkarıldığını öğrendiğimizde, atılan işçilerle dayanışmak için ziyaret etmeye karar verdik. Aynı zamanda İtalyan şirketle görüşüp Türkiye’de neler yaşandığını aktarmak, buradaki Birleşik Metal-İş sendikasını tanımalarını talep etmek ve fabrikanın geleceğini konuşmak istiyoruz. İtalya’daki fabrika ile Türkiye’deki fabrika arasında, doğrudan işçiler arasında bir bağ kurmak istiyoruz. Bu amaçla İtalya’daki şirket yönetimiyle temasa geçtik. Hedefimiz burada sendikanın tanınmasını sağlamak. Ayrıca İtalya’da işçilerle bir toplantı/işçi meclisi düzenlemeyi planlıyoruz. İlkbaharda da Türk sendikasını İtalya’ya davet ederek İtalyan işçilerle yüz yüze buluşturmak istiyoruz.

Avrupa’daki kemer sıkma politikalarını ve artan silahlanma harcamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sürecin emek üzerindeki etkileri neler? 

Sadece bizim örgütümüz açısından değil, Birleşik Metal-İş ile birlikte üyesi olduğumuz IndustriAll Europe açısından da durumu çok vahim buluyoruz. Avrupa şu anda Çin ve ABD arasında sıkışmış durumda. Onlar sanayiye devasa yatırımlar yaparken Avrupa ağırlığını kaybediyor. Biz de bu yüzden büyük ölçekli yatırımlar istedik; aynı zamanda istihdamı koruyacak, işleri güvenceye alacak araçlar talep ettik. Dönüşüm sürecinin işçilerin aleyhine kullanılıp fabrikalarda işten çıkarmaya gerekçe yapılmamasını savunduk. Avrupa düzeyinde seferber olduk, işçilerle Brüksel’e gittik, bu önlemleri talep ettik. Verdikleri yanıt ise “Avrupa’yı yeniden silahlandırmak” için 7 milyar avro ayırmak oldu. Bu, gerçekten dramatik bir tercih. Birincisi, Avrupa ortak savunmasını tartışmıyorlar; ulusal devletlerin ayrı ayrı silahlanmasını konuşuyorlar ki bu başlı başına bir sorun. İkincisi, bu bütçe sosyal harcamalar pahasına yapılacak. Üçüncüsü, savaş ekonomisine girildiğinde ilk talep edilen şey kuralsızlaştırmadır.

Bunu fiilen görmeye başladık. Avrupa’da “mermi üretimini artırmalıyız” denirken çalışma sürelerine ilişkin düzenlemelerde ilk adımlar atıldı. Sosyal haklar başlığı altında kabul ettirdiğimiz pek çok direktife yönelik bugün alınan tavırdan da kaygı duyuyoruz. Kemer sıkma politikaları aynı zamanda şunu gösteriyor: Ülkeler fon buluyor ama sanayiye doğru düzgün yatırım için değil; silah üretimini büyütmek için. Sonuçta, otomotiv fabrikalarının savunma sektörüne dönüştürülmesi gündeme geliyor. Biz buna kesinlikle karşıyız. Barıştan yanayız ve sendika olarak barış için seferber olduk. Kasım ayında Filistin için 8 saatlik genel grev yaptık; İtalya’da 2 milyon kişi sokağa çıktı. Bu, sendikanın genetiğinde var.

Meloni hükümetinin işçi hakları üzerine politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Açıkçası bu hükümet işçilere neredeyse hiçbir yanıt vermiyor. Sağ ve aşırı sağ koalisyon büyük bir söylemle seçildi; “işçi haklarını biz güvenceye alacağız, emeklilik yaşını düşüreceğiz” dediler. Ama bugün karşı çıktığımız bütçe yasasında emeklilik yaşını yükseltiyorlar. İşçiler açısından vergi düzenlemeleri yetersiz. Toplu pazarlığı güçlendirecek gerçek bir adım da yok. Hükümetin, toplu pazarlığı destekleyecek vergi düzenlemeleri yapmasını hâlâ bekliyoruz. Avrupa’da ve ülkede karşı çıktıkları asgari ücret direktifini de henüz yasalaştırmadılar. Bu yüzden hükümete karşı genel grev ilan ediyoruz. İşçilerin çıkarı söz konusu olduğunda, sol ya da sağ fark etmez genel greve gideriz. Partilerden bağımsızız. Hükümet “Güvenlik Yasası” adıyla bir paket geçirdi. Bu paket, fabrika önlerinde blokaj yapmayı, stratejik noktaları kapatmayı suç haline getiriyor. İşçilerin seferberliğini bastırmaya çalıştığınız anda, burada demokrasiyle ilgili de bir sorun vardır.

Filistin’le dayanışma kapsamında İtalya’da düzenlenen genel grev, “geç kalınmış bir adım” olarak eleştirildi. Siz bu eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz?  

Her şeyden önce Filistin için yapılan hareket çok kitleseldi ve tarihî bir grevdi. Konfederasyonun genel grev düzeyinde seferber olduğu ilk örnekti. Barış için düzenlenen son genel grev, muhtemelen Vietnam Savaşı dönemindeydi. Bu yüzden gerçekten tarihi. Harekete geçmek için geç mi kaldı, kalmadı mı elbette tartışılabilir. Ama önemli olan şu: Genel grev bürokratik bir işlem değildir. Biz insanların bu momentum etrafında toplandığını gördük ve bunun somutlaştırılabileceği bir anın geldiğini düşündük. Çünkü barış için genel grev örgütlediğinizde, grevin başarılı olmasını sağlamak gibi bir sorumluluğunuz vardır. Aksi halde, diyelim ki bir yıl önce örgütlediniz ama insanlar henüz sokağa çıkacak eşiğe gelmemişse; o zaman barışı büyütmekte başarısız olduğunuzu göstermiş olursunuz. Bu da, geç ama başarılı bir grev yapmaktan daha kötü bir sonuç doğurabilir. Bizim İtalya’da örgütlediğimiz bu genel grev, Avrupa’da barış için genel grev açısından neredeyse tekil bir örnekti. Önceki yıllarda da birkaç saatlik eylemler yaptık, barış için farklı anlarda seferber olduk. Genel grev, bir mobilizasyon dalgasının ardından geldi.

İtalya’daki mücadeleniz hakkında bilgi verir misiniz? 

Metal işçileri olarak ulusal toplu sözleşmemizi yeni imzaladık. İtalya’da ulusal toplu sözleşme, kuzeyden güneye tüm işçileri ücret ve haklar bakımından aynı temelde kapsar. Bir buçuk yıl müzakere ettik. Sözleşmeyi alabilmek için 40 saat grev yaptık ve 23 Kasım’da imzaladık. Metal işçileri bu yıl zaten bir buçuk haftaya denk düşen grev yaptı; çünkü 40 saatlik grevin yanı sıra Filistin için genel grev ve geçen hafta yaptığımız genel grev de var. 12 Aralık’ta CGIL’in çağrısıyla İtalya genelinde genel grev yaptık. Bu grev bütçe yasasına karşıydı: bütçenin savunmaya yığılması, işçilere yanıt verilmemesi, sağlık, eğitim ve sosyal alanlara yatırım yapılmaması gibi başlıklar nedeniyle seferber olduk. Bu yıl ayrıca tarihimiz açısından özel bir adım daha attık: Dört temel başlık için referandum süreci başlattık. Esas olarak haksız işten çıkarma halinde işe iade güvencesi, güvencesizliğe karşı önlemler gibi konularla ilgiliydi. Bir sendikanın ulusal referandum örgütlemesi tarihî bir karardı; ilk kez yaptık. İtalya’da referandumun geçerli sayılması için yüzde 50 katılım eşiği var; bunu aşamadık. Ama 15–20 milyon insanı harekete geçirmeyi başardık. Bizim için önemli olan, sendikanın insanlarla ülkeyi değiştirme ihtiyacını konuşabilmesiydi. Referandum, somut bir demokrasi egzersiziydi.

***

BU ENTERNASYONAL BİR DAYANIŞMA

Ali Çeltek (Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri): 

Birleşik Metal-İş Sendikası olarak İtalya’daki dostlarımıza buradaki süreci bildirdik. Türkiye’de olabilecek olan senaryoları yıllardan beri yaşadığımız için onları bilgilendirdik ve dolayısıyla burada işten çıkarmaların başlamasıyla beraber başta Valentina olmak üzere oradaki dostlarla görüşmeler yaptık. Şimdi bizim açımızdan Avrupa’daki sendikacı dostlarımızın müdahil olması, hatta ilgili süreçleri yakından takip etmesi, yanımıza gelmeleri ve yaşananları kendileri yerinde görmesi bizim için çok önemli ve çok kıymetli. Çünkü bu enternasyonal bir dayanışma. Dolayısıyla bu dayanışmayı biz ne kadar çok örersek, geliştirirsek ve sonuç itibarıyla işverene yapmış olduğu uygulamalarla ilgili istediği gibi davranamayacağını, burada yetkili Birleşik Metal-İş Sendikası olduğunu, Avrupa Metal Sendikaları Federasyonu’na bağlı sendikaların olduğunu ve dolayısıyla tabiri caizse "enselerinde olduğumuzu" biz verdiğimiz mücadeleyle ortaya koyuyoruz. O açıdan bugün dostlarımızın yanımızda olması, süreci takip etmesi, yerinde incelemesi ve Avrupa’ya buradaki hukuksuzluğu, bir yanıyla sosyal cinayeti ortaya koymaları çok kıymetli, anlamlı.