birgün

18° PARÇALI AZ BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 03.08.2020 11:05

İyi ki yaşadın Cüneyt!

Gazetemizin yazarlarından Cüneyt Cebenoyan’ın ölümünün ardından 1 yıl geçti. Trafik kazası sonucu 59 yaşında yaşamını yitiren Cebenoyan’ı dostlarından dinledik

İyi ki yaşadın Cüneyt!

Işıl ÇALIŞKAN

GAZETECİ, sinema yazarı ve film eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan, bundan tam 1 yıl önce Konya’nın Seydişehir ilçesinde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. 1960 yılı Konya doğumlu Cebenoyan, Boğaziçi Üniversitesi’nde Ekonomi okudu. ‘Dar Elbise’, ‘Gözümün Nuru’ ve ‘Hayatboyu’ filmlerinde oynayan usta isim, bir dönem oyunculuk yaptı. Uzun yıllar gazetemizde köşe yazarlığı yapan Cebenoyan, sinema yazıları ve film eleştirileri yazdı.

Cebenoyan, aynı zamanda Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyesi bir yazardı. Onu yakınlarından dinledik.

ELBET BİR GÜN BULUŞACAĞIZ

♦​ Murat Meriç: Cüneyt’le 1995 yılında tanıştık. Ablası Yasemin’i kaybettiği saldırının hemen sonrasıydı. Metin Solmaz’la birlikte Ankara’da bir gazetede çalışıyorduk, Cüneyt de İstanbul’dan katkı sağlamak üzere gönderilmişti. Soyadı dikkatimizi çekti, merak ettik ama soramadık… Böyle bir şey nasıl sorulabilir ki? Neyse ki hızla çözdü işi: İkinci ya da üçüncü gelişinde “Sormak istediğiniz şeyi biliyorum, Yasemin ablamdı” dedi. Sonrasında sıkı fıkı olduk zaten. Onunla o kadar çok şey yaptık ki, burada anlatmak mümkün değil. Roll mesaimiz ve ortak beğenilerimiz sayesinde İstanbul’da bol bol karşılaşıyorduk. Sadece İstanbul değil, davetli olduğumuz festivallerde de çok vakit geçiriyorduk. Sürekli kıskandığım hareketler yapıyordu: Hayranı olduğum insanlarla fotoğraf çektirip bana gönderiyordu ya da sevdiğim filmlerin bir sahnesinden çıkıveriyordu. Son Nick Cave konserinde sahneye fırlamış, onunla birlikte şarkı söylemişti; sahne önünden gıptayla izlemiştik.

iyi-ki-yasadin-cuneyt-763872-1.

Her şey bir yana, onunla Ankara’da geçirdiğimiz günlerin yeri ayrı. Bir de Karaburun Şenliği’nin. Her yıl ağustos başlarında Karaburun’a gider, Gökhan Akçura’nın hepimizi buluşturduğu şenlikte çalışırdık; kimimiz DJ’lik yapardık, kimimiz panelde konuşurduk… Bir yıl, Rauf Kösemen’in ateşlemesiyle adı Torlak olan bir fanzin bile yaptık! Cüneyt, Torlak için kendince bir Karaburun tarihi uydurmuş, gemilerle gelerek oraya yerleşen “koca Karaburunlu adamlar”ı anlattığı inanılmaz bir hikâye kurmuştu. Öyle ki okuyanlar inanıyordu.

Saatlerce otursanız bile sıkılmayacağınız tek insandı belki de. Konudan konuya atlar, muhabbeti dallandırır, kendinizi ummadığınız yerlerde bulurdunuz. Her şey bu kadar şahane değildi elbette hayatımızda: Çok zaman büyük kavgalar ettik, birbirimizi kızdırdık, kısa süreli küslükler yaşadık ama bu küslükler kelebek ömrü gibiydi, hemen geçiyordu. Gönül almayı bilirdi, gönlünü almayı bilirdik.

Onu son görüşüm, İstanbul Caz Festivali bünyesinde düzenlenen Mozaik konseri. Onları takdim görevi bana verilmişti. Sahneye çıktım, heyecandan ölmek üzereyken en önde Sevin Ablayı ve Ayşegül’le oturan Cüneyt’i gördüm. Adımı bağırarak yaptığı tezahürat hâlâ kulağımda… Bir anda bütün heyecanım dindi ve her şeyi Cüneyt’e anlatır gibi anlattım. Konser bittiğinde selam vermek için onu aradım, bulamadım. Hemen öncesinde, ortak dostumuz Burak Abatay’ın düğününde dertleşmiştik. Son zamanlarımızda art arda birkaç düğün ve cenazede karşılaşmıştık. “Bregoviç müziği gibi olduk, düğün ve cenazeler olmasa görüşemeyeceğiz” demişti. Burak’ın düğününden sonra yeni bir düğünde karşılaşmak üzere sözleştik, olmadı. Sonrası malum: Bütün dostları, onun cenazesinde buluştuk. Gördüğüm en kalabalık cenazelerden biriydi. Bu bile Cüneyt’in ne kadar güzel bir insan olduğunu anlatıyor. Yine de keşke bu hiç olmasaydı… Güzel arkadaşım Cüneyt… Elbet bir gün yine buluşacağız. O güne dek hayatımızda bıraktığın o büyük boşluk hiçbir zaman dolmayacak. Seni çok özlüyoruz, öyle böyle değil. Ah be Cüneyt!

KISA ÖMRÜNE BİRDEN FAZLA HAYAT SIĞDIRDI

♦​ Metin Solmaz: Ölümle sağlıklı bir ilişki kurulabilir mi hakikaten? Ölüm ve sağlık kelimeleri aynı cümlede acayip duruyor. Her arkadaşım öldüğünde bir parçamın eksildiğini görüyorum. Ama hayat öyle bir şey ki bunların eksiltse de tüketemeyeceğini, neşemi alamayacağını da biliyorum. Alsa, Cüneyt’in alırdı. Son nefesine kadar eğlendi, eğlendirdi Cüneyt. Ayşegül’ün Elif’in en kötü zamanlarında bile travma değil nezaket ve sevgi sızdırmaları da boşuna değil. Hayat sürüyor. Binlerce güzel şeye bin beterinin eşlik ettiği, dünyanın çivisinin çıkık olduğu ortada.

iyi-ki-yasadin-cuneyt-763873-1.

Velhasıl her ölüm bana bir kere daha gösterdi ki hayat aşırı kafaya takılmayacak kadar gevşek, boşlamayaca gelmeyecek kadar da ciddi bir şey. Buna siz denge mi dersiniz, münasebetsizlik mi bilemem. Ama her durumda hayata gelmenin istisnai bir durum olduğu kesin. Ben iki saatliğine dahi şu dünyaya gelmenin gelmemeye tercih edilebilir bir kıymeti olduğunu düşünüyorum. Cüneyt’in bu kıymeti bildiğini, kısa ömrüne birden fazla hayat sığdırdığını biliyorum.

Cüneyt hiç yaşamamış olsa kültür hayatımızın başka türlü akacağını, pek çoğumuzun hayatının başka türlü şekilleneceğini de biliyorum. İyi ki yaşadın Cüneyt! Geçen bir yılda hepimiz gördük arkanda ne kadar güzel bir iz bıraktığını. Ne kadar kalpten sevildiğini…

BİZE CİDDİ BİR DÜŞÜNSEL BİRİKİM BIRAKTI

İbrahim Aydın: “Her ölüm erken ölümdür” derler. Cüneyt’in ölüm haberini aldığımızda bu sözün yetersizliği geldi aklıma; erken değil çok ama çok erken dedim içimden. BirGün gazetesiyle özdeşleşen yazarlarımızdan biriydi Cüneyt. Kesintisiz ve hiçbir maddi beklentisi olmadan 15 yıllık bir emek verdi bu gazeteye. Türkiye’nin en iyi sinema eleştirmenlerinden bir olarak kabul edilen Cüneyt, sağlam, entelektüel bir birikime dayalı eleştirel üslubuyla bizlerin ve okurlarımızın çok değer verdiği yazarlarımızdan birisiydi. Son yıllarda ise birçok uluslararası sinema film festivallerinin değişmeyen jüri üyelerinden bir konumundaydı. Maddi problemlerimiz vardı, bazen dayanışmayla sorunu çözdük bazen çözemedik ve birçok festivale sırf bu yüzden gidemediğimiz de oldu.

iyi-ki-yasadin-cuneyt-763874-1.

Her sosyalist gibi Dünya’nın ve Türkiye'nin sorunlarına duyarlıydı. 99 seçimlerinde ÖDP’den milletvekili adaylığı böyle bir duyarlılığa dayanır. 2000’li yılların sol liberal savrulmalarına karşı devrimci duruşu belki de en az dikkat çeken ama en özgün özelliklerinden birisidir. Kimlik siyaseti ve ona dayalı kör terör eleştirisi birçok çevrenin hışmını da üzerine çekmeye yetmişti.

Bu topraklarda her sol-sosyalistin yaşadığı trajik yaşam deneyimini belki de hepimizden fazlasıyla o yaşadı. Bütün bu kahredici koşullara rağmen O hep bizler için yaşama dört elle sarılan, direnen, irade ve kararlılık örneğiydi. Hep cesaret ve umut veren, pozitif enerjisiyle ve gülümsemesiyle herkese sevgisini gösteren şahane bir arkadaşımızdı.

Her devrimci gibi Cüneyt de yaşam verili koşullarına teslim olmadan onu değiştirmenin çabası içindeydi. Düşündü, üretti, eleştirdi, bazen bize de kızdığı oldu ama ciddi bir düşünsel birikim bıraktı bizlere. Yaşamak, yaşatmak ve unutulmamak böyle bir şey değil mi zaten. O hep bizlerle yaşamaya devam ediyor. Ölümün birinci yıl dönümünde saygı, sevgiyle anıyoruz.

***

HAYAT ONSUZ PEK YAVAN

iyi-ki-yasadin-cuneyt-763875-1.

♦ Eşi Ayşegül Cebenoyan: Cüneyt’le 36 yıl önce tanıştık. Arkadaş, sevgili, karı koca, ebeveyn olduk. Epey inişli çıkışlı bir hayatımız oldu, birlikte çok eğlendik, çok üzüldük. Cüneyt benim dışa açılan penceremdi. O sürekli yeni insanlar, yeni konular, “yeniler” getirir; bense onun getirdiklerini yerleştirmeye, içerdekilerle ilgilenmeye çalışırdım. O çocuksu merakıyla kimi zaman başını derde sokan keşiflere koşar, ben etrafı kolaçan eder, düştüğünde ayağa kalkmasına destek olurdum. O perdenin önünde olmayı severdi; ben arkasında. Bunca farklılığa karşın birlikte geçirdiğimiz 33 yıl boyunca ikimiz de kendi meşrebimizce hayatı savunmayı ve birbirimize tutunup, birbirimizden güç alarak direnmeyi seçtik. Cüneyt, kişiliğine uygun bir şekilde tavizsizce, kimi zaman birçok kişiyi rahatsız etmek pahasına hayatı; bütün canlıların hayat hakkını, eşitliği ve adaleti savundu. Bütün benliğiyle hiçbir gerekçenin bir insanın hayatını yok etmeyi mazur gösteremeyeceğine inandı, her yerde, her koşulda bunu söyledi. Yaşadığımız iklim nüansları yok edecek, yeterince anlaşılmasını/anlamasını engelleyecek kadar sertleştikçe kendini yalnız hissetmeye başladı. Beni en çok üzen şey, kendisini yalnız hissedecek en son kişi olmasına rağmen son dönemde bu duyguları yaşadığını bilmek. Tesellimse ölümünün ardından biraz daha anlaşıldığını görmek. Ömrümüzün neredeyse üçte ikisini birlikte geçirmişiz. İyi ki birlikte geçirmişiz, iyi ki onu tanımışım, iyi ki yaşamış Cüneyt. Keşke bu kadar erken gitmeseymiş, hayat onsuz pek yavan.

***

UYSAL BİR COĞRAFYAYDI

Cem Sorguç: Eksiği yok fazlası var, 25 yıl birimizin bitirdiği cümle diğerimizin başladığıydı. Açık Radyo’da yaptığımız programları dinleyenler hem sesimizi duymak hem de hangimizin konuştuğunu ayırt etmek için hoparlöre kulak dayadıklarından bahsediyorlardı. Müzisyenler, yazarlar, çizerler, sinemacılardan bir ilişkiler yumağı oluşturmanın, birbirine dolamanın keyfini sürerdik. Başka bir taraftan karşılıklı susmanın keyfini bulmak da zordur. 17 Ağustos’ta sabaha karşı beni aradığında ‘Yalova’ya gidiyoruz’ dediğinde ve yaklaşık 1 saat sonra Yenikapı’da buluştuğumuz andan itibaren günler boyu gece gündüz olanca gürültünün içinde ağır sessizliği susmanın, dile gelememenin mecburiyeti ile yaşadık. Kucağımız boş İstanbul’a dönüp Sıracevizlerdeki küçük odada, yüzlerce kasetin arasında yolda olmanın metaforları üzerine ne çok konuştuk. Zamanın bir yerinde durdu ve şöyle dedi: ‘Arabayı değiştirmem lazım, plakasını hatırlıyor musun?’ Hatırlamıyordum. ‘JFK’ dedi. Kısa bir süre babası Hikmet Amca’nın eski model Mercedes’ini kullandı sonra onu da kullanmak istemedi, bana verdi. Birkaç ay sonra da satıldı. İçinde en son olduğu araba o ara edinildi.

iyi-ki-yasadin-cuneyt-763876-1.

Aslında hep bir çalamayanlar grubu kurmak isterdik. Şöyle matrak bir şey olsun, enstrüman çalmayı bilmeden bir şey keşfedebilir miyiz hülyaları sürerdik. ‘Gerçek kaybeden kaybettiğini bilmeyendir’ derdi Cüneyt. Henüz cümleden grup isimleri bugünkü gibi ortalığı sarmadan evvel 40, 50 harfi yan yana getirir sonra bunun açılımından grup ismi oluşturmaya çalışırdık. Bunlar çocukça görünse de her harf önümüze onlarca, yüzlerce müzik, film açardı. Cüneyt kıyılarda yaşadı. Karadan denize katılacakmış değil de denizden karaya çıkmış gibi. Ceplerinde derinliklerden getirdiklerini karada biriktirdikleri ile birbirine karıp yaşadı. Sert dalgaların vura vura keskinleştirdiği kayalar kararlığında, mutedil dalgaların pürüzsüz, yumuşak yüzeylerin oluşturduğu taşlar gibi uysal bir güzel coğrafyaydı. 3 Ağustos 2019 sabahı bir daha göremeyeceğimi, laflayamayacağımı, dokunamayacağımı bilmenin telefonu mesafeleri, özlemi başka bir tarife eviriyor. Aradaki boşluğu, dışarıdaki boşluğu koca bir iç boşluk olarak insanın içinde büyütüyor da büyütüyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız