İzmir'in Liman Kalesi

06.11.2019 10:43 EGE'DE BİRGÜN
Liman/Ok Kalesi 1871 yılında yıkıldı; bulunduğu alanda çok kısa bir sürede, bugün Egemenlik Evi olarak kullanılan, eski İzmir Belediyesi binası da dahil olmak üzere yeni binalar inşa edildi. Liman kalesinden günümüze, bir zamanlar hemen yanında bulunan alana verdiği isim kaldı: Hisar Meydan.

Dr. Erkan Serçe

İzmir’in şehir efsanelerinden biri olarak hala halk arasında dolaşır; Kadifekale çevresinde gemilerin bağlanması için babalar varmış, deniz bir zamanlar kalenin surlarının dibine kadar gelirmiş, sonra sular çekilmiş ve kale tepede kalmış. Jeolojik zamanları bilmem, ancak tarihsel dönemlerde denizin Pagos tepesinin zirvesine kadar ulaşması söz konusu değildir. Bu, aslında 19. yüzyılın son çeyreğine kadar fiziksel varlığını koruyan “Aşağı Kale”nin toplumsal hafızada bıraktığı hatıranın, aynı işleve sahip bir başka mekâna yakıştırılmasından başka bir şey değildir. Peki, tarihsel/toplumsal hafızada bu kadar etkili iz bırakan Aşağı Kale neresidir ve İzmir tarihinde nasıl bir macera yaşamıştır?

Helenistik dönemde inşa edildiği bilinen Kadifekale akropol/iç kale ve dış surlarıyla bin yıldan daha uzun bir süre İzmir şehrinin güvenliğini sağladı. Günümüzde iç kalesi hâlâ ayakta olan Kadifekale’nin batı duvarlarından başlayan dış surlar şehri çepeçevre sarmakta ve iç limanın kuzey ve güneyinde denize kavuşmaktaydı. Bu dönemde şehrin Efes ve Magnesia yönlerine açılan iki ana kapısı bulunuyordu. Bunların dışında iç liman şehre doğrudan girişi sağlayan bir kapı işlevi görüyordu.

Helenistik ve Roma dönemlerinde iç liman kıyı hattının nerelere kadar uzandığını bilmiyoruz. Ancak İzmir’in Efes’le rekabet etmesini sağlayacak kadar güvenli olduğu vurgulanan iç liman, istendiğinde kapatılabilir donanıma sahipti. 4. yüzyılda yaşamış olan Latin şair Cladius Cladianus liman için şöyle yazmış:

“Kent, uzakta, bir taç takınmış dağdan,

Eteklerinde sakin bir deniz;

hilal gibi bir liman,

Ve sakin dalga silahtan

arınmış, kara tarafından

kapanıyor, öğreniyor

huzurlu kalmayı.”

Tarihsel süreç içinde sürekli dolan ve küçülmeye devam eden iç limanın Osmanlı dönemindeki kıyı hareketliliğini izleyebiliyoruz. Kemeraltı çarşısının günümüzde Anafartalar olarak bilinen ana caddesi üzerinde beş büyük cami (Kemeraltı, Başdurak, Kestanepazarı, Şadırvanaltı ve Hisar) ile sınırlanan bölümü iç limanın kıyı hattını da belirlemektedir. Roma döneminde daha geniş olan bu limanın girişinde bir de fener bulunduğu dönemin kaynaklarında kaydedilmektedir. Kale yapısı bu iç limanın kuzey kıyısının ucunda, olasılıkla da fenerin bulunduğu yerde inşa edilmişti.

Liman Kalesi’nin inşası…

Bizans döneminde Neon Kastron (Yeni Kale) olarak anılan kalenin tam olarak ne zaman inşa edildiği bilinmemektedir. Kale büyük olasılıkla, Bizans’ın imparatorluğun merkezi olan Konstantinopolis/İstanbul’u Latinlere kaptırdığı 1204 yılından sonraya aittir. Latinlerin Konstantinopolis’i almaları sonrasında İznik’e çekilen Bizanslılar, imparatorluğun elinde kalan Anadolu topraklarındaki stratejik yerleşim bölgelerine ağırlık vermeye başladılar. Bu süreçte Nymphaion’da (Nif/Kemalpaşa) yazlık bir saray inşa ettikleri gibi Ionnes III. Vatatzes döneminde burasını idari merkez haline getirdiler. Aynı dönemde Kadifekale surları tahkim edilerek İzmir’in dış saldırılara karşı daha korunaklı bir yer haline getirilmesine çalışıldı. Bu çerçevede İzmir Limanı girişindeki kalenin de III. Vatatzes tarafından, 1231-1235 arasında inşa edildiği ileri sürülmektedir.

Konstantinopolis 1261’de yeniden Bizanslıların eline geçti ve imparatorluğun yeniden merkezi oldu. Aynı yıl Cenevizlilerle bir anlaşma imzalayarak Batı Anadolu’nun kıyı güvenliğini büyük ölçüde onlara bıraktılar. Nymphaion (Nif) adıyla bilinen anlaşmanın İzmir’le ilgili bölümüne göre; yönetim Bizanslılarda kalmak şartıyla hem İzmir Limanı hem de limanı koruyan kalenin muhafazası Cenevizlilere bırakıldı. Cenevizlilerin elinde kaldığı süre içinde kale, San Petrus Hisarı, Cenevizliler Hisarı ya da Cenevizliler Kulesi adıyla anıldı.

Türkler İzmir önlerinde…

13. yüzyılın sonlarında Tire-Birgi çevresinde kurulan Aydınoğulları’nın beyi Mehmet Bey kısa süre sonra İzmir’i zorlamaya başladı. 1317 civarında Kadifekale ve çevresini ele geçiren Aydınoğulları’yla Liman Kalesi’ni elinde tutan Hıristiyan güçler arasındaki mücadeleler yaklaşık yüzyıllık bir süreye yayıldı. Aydınoğlu Umur Bey iki yıl süren bir uğraş sonunda 1329’da Liman Kalesi’ni ele geçirdi. Fakat Ege Denizi’nde fetih hareketlerine ağırlık veren Umur Bey, Liman Kalesi’ni uzun süre elinde tutamadı; 1344’de Papalık tarafından yönlendirilen bir Haçlı gücü kaleyi geri aldı. Umur Bey ve 1890’da Aydınoğulları Beyliği’ni ortadan kaldıran I. Bayezid, Rodos şövalyelerinin korumasına bırakılan kaleyi ele geçirmek için uğraştılarsa da başarılı olamadılar.

1402’de Ankara Savaşı’nda I. Bayezid’i yenilgiye uğratan Timur aynı yılın sonlarına doğru İzmir önlerine geldi ve Aralık 1402’de 15 gün gibi kısa sayılabilecek bir kuşatma sonucunda kaleyi ele geçirdi. Kaynaklar Timur’un, içindeki herkesi öldürttüğü gibi kaleyi ve çevresindeki binaları temellerine kadar yıktırdığını aktarır. Timur büyük olasılıkla kalenin tamamını değil, savunmasını sağlayan burçlarını ve kulelerini yıktırmıştı. Fatih II. Mehmet döneminde Osmanlı-Venedik savaşları sırasında, 1472’de İzmir’in Venedikli komutan Pietro Mocanigo tarafından yağmalanması ve Osmanlı garnizonunun yok edilmesi üzerine, şehrin savunması için kalenin kapsamlı bir onarımdan geçirildiği anlaşılıyor. Nitekim kale, Piri Reis’in 1519’da kaleme aldığı Kitab-ı Bahriye’de İzmir Kalesi olarak, savunmanın bir parçası olarak anılmaktadır.

1670’de İzmir’e gelen Evliya Çelebi bize kalenin ayrıntılı bir tanımını vermektedir: Deniz kıyısında, alçak düz bir yerde dört köşe, taş bina olarak tanımladığı kalenin etrafı 1280 adımdır. Kara tarafında üç adım derin bir hendeği olan kalenin diğer tarafları denizdir. İki kat demir kanatlı güçlü ana kapısı kuzey duvarında bulunmaktadır. Bir dizdar ve 80 asker tarafından korunan kalenin içinde bir mescit ve askerlerin ikametine mahsus evler bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin İzmir’e geldiği sıralarda şehir yeni bir değişim sürecine girmişti; yeni bir gümrük binası, bedesten, han ve yeni suyollarının yanı sıra, Girit kuşatması nedeniyle İzmir’i denizden tehdit eden Venedik saldırılarına karşı, Sancakburnu’nda yeni bir kale – Sancak Kale – inşa edilmişti. Körfezin son derece stratejik bir noktasında inşa edilen bu yeni kale, artık Liman Kalesi’ne ihtiyaç duyulmayacak şekilde kentin güvenliğini sağladı. Nitekim o güne kadar Soğan(lı) Kale, Kala-i Bahir, Aşağı Kale, Ok Kalesi, Liman Kalesi gibi isimlerle anılan kale, bu yeni kalenin yapımından itibaren “Kale-i Atik” yani Eski Kale ifadesini isimlerine ekledi. Hiç kuşkusuz öneminin azalmasında İç Liman’ın gittikçe dolması ve Kale çevresinin ticaret nedeniyle gittikçe büyüyen iş alanlarına eklemlenmesinin de payı bulunmaktaydı.

Liman/Ok Kalesi 1871 yılında yıkıldı; bulunduğu alanda çok kısa bir sürede, bugün Egemenlik Evi olarak kullanılan, eski İzmir Belediyesi binası da dâhil olmak üzere yeni binalar inşa edildi. Liman kalesinden günümüze, bir zamanlar hemen yanında bulunan alana verdiği isim kaldı: Hisar Meydanı.