birgün

7° AÇIK

SİYASET 12.06.2020 04:00
author

Jeotermal enerji santralları ve yaşam mücadelesi

Gazetemizin “Yeşil BirGün” sayfasında “Ege’nin Kabusu: Jeotermal Santrallar” başlığıyla önemli bir yazı dizisi yayınlanıyor. Namık Alkan tarafından hazırlanan yazı dizisinde, son yıllarda başta Aydın olmak üzere bölgede doğal yaşamı ve canlılığı tehdit eden Jeotermal Enerji Santrallarına (JES) ilişkin hem uzmanların değerlendirmelerine hem de yöre halkının deneyimlerine yer veriliyor.

Ülkemizde tespit edilen jeotermal kaynakların enerjiye dönüştürülmesine ilişkin çalışmalar ve düzenlemeler diğer enerji kaynaklarına göre daha yakın tarihlere denk düşüyor. 2007 yılında “Jeotermal Kaynaklar ve Mineralli Sular Kanunu”nun kabul edilmesiyle birlikte santrallar birbiri ardına açılmaya başlandı.

Jeolojik konumundan kaynaklı olarak, bugüne değin ülkemizde bulunan en zengin jeotermal kaynaklar Ege Bölgemizde, özellikle de Büyük Menderes Grabeni olarak tanımlanan ve Aydın ilini içine alan havzada yer alıyor. Bugün ülkemizde devrede olan 48 Jeotermal Elektrik Santralının tamamı Ege Bölgesinde bulunuyor. Bunların 28’i Aydın ili sınırları içinde. Halen yatırım sürecinde olan, ön lisans ve planlama aşamasındaki 25 yeni JES de yine bu bölgede.

Esasen, doğal kaynaklar bilimsel ve teknik ilkeler ışığında kamu yararına kullanıldığı zaman hepimiz için bir zenginlik kaynağıdır. Bu zenginlik, uygunsuz tekniklerle ve kamusal çıkar gözetilmeden kullanıldığında toplumsal bir tehdide de dönüşebiliyor.

JES’ler açısından da durum böyledir. Jeotermal enerjinin yenilenebilir, sürdürülebilir ve ekolojik niteliklerini korumak için santralların yaşam alanlarının yakınına kurulmaması, yeraltından çıkan gazların atmosfere salınmaması ve yeraltından çıkan akışkanın yerüstüne deşarj edilmemesi temel gerekliliktir. Bu temel nitelikteki kurallara uyulmadığında ise Jeotermal enerji havamıza, suyumuza, toprağımıza, tarım ürünlerimize ve sağlığımıza ciddi zararlar verebilecek bir enerji kaynağıdır.

TMMOB olarak sürecin başından itibaren JES’ler konusunda atılan her adımı yakından takip ettik. Yasada ve uygulamada gördüğümüz yanlışlıkları 2007, 2009 ve 2015 yılında gerçekleştirdiğimiz TMMOB Jeotermal Kongrelerimizde ve 2009 yılında gerçekleştirdiğimiz Aydın Kent Sempozyumun da dile getirmeye çalıştık. Ne yazık ki, tüm uyarı ve çözüm önerilerimize rağmen mevzuatta ve uygulamadaki sorunlar giderilmedi.

Geçtiğimiz yıl Temmuz ayı içerisinde de TMMOB bünyesinde oluşturulan bir heyet Aydın ili ve çevresinde incelemelerde bulundu ve bir rapor yayınladı.

Bu raporla, mevcut jeotermal santral kuyu ve iletim hatlarının bilimsel ve teknik gerekliliklere aykırılıklar içerdiği, yer seçimi, ÇED süreçleri, işletme ruhsatı verilmesi, işletme ve denetim aşamalarının hiçbirisinde mevzuat hükümlerine uyulmadığı, ölçüm sonuçları konusunda da bilgilendirme ve şeffaflık ilkelerinin ihlal edildiği kamuoyu ve yetkililerle bir kez daha paylaşıldı.

Raporda da belirtildiği üzere, bugün ülkemizde, Jeotermal Enerji alanında salt kâr odaklı, çevresel tahribatların görmezden gelindiği ve her türlü mevzuatın ihlal edildiği bir uygulama söz konusudur.

Özellikle Aydın’da bu durum bölgedeki ekolojik sistemi ve tarımsal üretimi geri dönülemez derecede tahribata uğratmıştır. Havaya salınan gazlar ve koku rahatsız edici boyutlara ulaşmış, inciriyle, zeytiniyle, pamuğuyla meşhur bu yörede tarımsal ürünü kalitesi ve verimi hızla düşmüştür.

“Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı” hepimizin anayasal hakkıdır. Bu hakkını savunmak için, havasını, suyunu, doğasını savunmak için verilen tüm mücadelelerin yanındayız. Jeotermal Enerji Santrallarına karşı başta Kızılcaköy, Kıyıköy ve diğer yöre halklarının sergilediği haklı tepki ve mücadelesinin destekçisi ve takipçisiyiz.

Sorunun daha da büyümemesi için mevcut Jeotermal Enerji Santralları etkin bir şekilde denetlenmelidir. Yanlış yerde yanlış projelendirilen ya da yanlış uygulamalarla işletilen santrallar kapatılmalıdır. Kapasite aşımı nedeniyle Aydın ilinde yeni JES yatırımlarına izin verilmemelidir.

TMMOB olarak doğayı ve insan hayatını yok sayan bu üretim anlayışına karşı hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz. Kamu yararı görmediğimiz ihale ilanlarına karşı açtığımız davalar görülmeye devam ediyor. Bu davaların peşini bırakmayacağız.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız