birgün

29° AÇIK

SPOR 02.08.2020 11:33

Jockey, bir Liverpool efsanesi

Takvim yaprakları 13 Haziran 1955’i gösterirken İskoçya’nın bozkırında yer alan Sauchie kasabasında dünyaya gelmiş. 2010’un Temmuz’unda, “The Observer” gazetesine verdiği söyleşisinde, madenci kasabasında çocukların top oynamaktan başka yapacak işleri olmadığını, topu olan çocukların şanslı sayıldığını anlatıyor. Lornshill akademisine devam ettiği çocukluk yıllarında sıkı bir Glasgow Rangers taraftarıymış ama futboldan daha çok voleybola meraklıymış. 15 yaşında okul takımında voleybol oynarken geçirdiği bir kaza sonucu sevdiği iki spordan da bir süre uzak durmak zorunda kalmış. O dönem de golf oyununa merak saldığı, hatta bu o zamanlardaki hayalinin profesyonel golfçu olmak olduğu biliniyor. Ancak babası ve ağabeyi onun gibi düşünmüyormuş ve onların iteklemesiyle henüz 17 yaşında İskoçya’nın köklü kulüplerinden Hibernian’nın seçmelerine katılmış. Bu vesileyle onları da hatırlamadan geçmeyelim. 1875 senesinin Ağustos’unda, Edinburgh’un kuzeyinde yer alan Cowgate kasabasının İrlandalıları tarafından kurulmuş. Adının kökeni olan “Hibernia”, Latincede İrlanda anlamına gelir. Tarihinde dört lig şampiyonluğu yaşamış (en son şampiyonluğu 1952 senesinde). Maçlarını 20.421 kapasiteli Easter Road Stadında oynayan siyah beyazlı takım 2019-20 sezonunda 12 takımlı İskoçya Premier ligini 7. sırada tamamladı…

Futbolcuya dönersek; o yıllarda Hibernian’ın teknik direktörlüğünü yapan Eddie Turnbull savunmanın ortasında yer verdiği 1.88’lik futbolcuya birkaç antrenmandan sonra profesyonel sözleşme önermiş ama kafasında golfçü olma hayali yatan genç futbolcu sözleşmeyi kabul etmemiş. Ağabeyinin de forma giydiği ilk profesyonel kulübü Partick Thistle’da 1973-77 seneleri arasında 86 maçta sahaya çıkmış. O dönemde genç stoperi defalarca izleyen Liverpool teknik direktörü Bob Paisley 1977-78 sezonunun başında kulübüne 110 bin Sterlin ödeyerek futbolcuyu kadrosuna katmış…

İzlemiş olanlar bilir, çok süratli olmamasına rağmen oyunu son derece iyi okur, soğukkanlı, zarif stili ile o dönemin sert, kaba saba “top geçer adam geçmez” savunmacılarından farklı bir portre çizerdi. Top ayağına yakışırdı, oyunu geriden kurar, önünde oynayan arkadaşlarına yol gösterirdi. “Jockey” lakabıyla nam salmıştı yeşil sahalarda, (halk dilinde “Jock”, İskoç anlamına gelir). Takımla ilk maçına 24 Eylül 1977’de Anfield Stadında, bir lig maçında çıkmış ve Liverpool o maçı tek golle kazanmış. İlk sezonunda 18 maçta oynamış ve o sezon Liverpool şampiyon Nottingham Forest’in ardından ligi 2. sırada tamamlamış. 1977–91 arasındaki Liverpool kariyerinde 434 maçta oynamış, sekiz kez İngiltere 1. Ligi şampiyonluğu yaşamış, iki kez Federasyon Kupasını, üç kez de Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasını (günümüzdeki adıyla Şampiyonlar Ligini) kazanmış.

***

Yeri gelmişken, o yılların Liverpool’unu da hatırlamadan geçmeyelim. 1970 ve 80’li yıllarda yalnız Ada’da değil Avrupa arenalarında da esip kükremişti Kırmızılı takım, asla yalnız yürümedikleri zamanlara yetişmiş olanlar o takımı izlemekten keyif alırdı. Kalede Grobbelaar, savunmada Phil Neal, Phil Thompson, Alan Kennedy ve takımın diğer stoperi Mark Lawrenson, orta sahada “Kanguru” Craig Johnston, Sammy Lee, Terry McDermott, Graeme Souness, hücumda Kenny Dalglish ve Ian Rush. Ancak kötü zamanlar da yaşadılar, 15 Nisan 1989 Hillsborough faciası o günlerden biriydi, muhtemel en kötüsü. O gün takımda yerini almıştı stoper, sonraları kaleme aldığı biyografisinde o günü hayatının en karanlık günü olarak anlatıyordu. Katıldığı bir televizyon programında o günü soranlara, “O gün ruhumuzda açılmış yaralar sonsuza kadar kapanmayacak” cevabıyla acısını anlatmıştı…

Futbolu 1991 senesinin mart ayında bıraktı. Takım arkadaşı Kenny Dalglish teknik direktörlük görevinden istifa etmiş yerine geçici Ronnie Moran gelmişti. Takım taraftarları takımın başına onun getirilmesini istiyor, ancak o teknik direktörlüğü düşünmediğini, Liverpool sevdalısı olmasına rağmen kulübün yönetiminde yer almak istemediğini dile getiriyordu. Ona göre teknik direktörlük adamı hızlı yaşlandırırdı. “Saçlarımın ağırlaşmasını istemiyorum diyormuş” soranlara…

Önceleri Sky televizyonunda, sonraları BBC’nin radyo programlarında yorumcu olarak çalıştı. 1991-92 sezonunun başında, 1964 senesinden beri izleyenlere keyif veren, cumartesi akşamlarının değişilmezi, zamanının önemli futbolcularının sunduğu o enfes futbol programına katıldı. Cumartesi akşamları saat 22.30’da BBC’de başlayan, o gün oynanmış tüm maçları özet halinde izleyicilerine sunan programın en büyük özelliği ayrım gözetmeden tüm takımlara yer vermesiydi. (Geçmişte yine bu köşede yazmıştım o enfes futbol programını)

1995-96 sezonunun başıydı, Manchester United, üç önemli futbolcusu Paul Ince, Mark Hughes, ve Andrei Kanchelskis ile yollarını ayırmış, yerlerine genç takımdan yeni yetmeler Paul Scholes, David Beckham, Nicky Butt ve Gary Neville getirilmişti. Kırmızı Şeytanların şampiyonluk şansını soranlara, “You can’t win anything with kids!” (Çocuklarla bir şey kazanamazsınız!) cümlesiyle cevap vermişti bizim yorumcu. Ancak fena yanılmıştı, United o sezon hem Premier Lig hem kupa şampiyonluğuna uzandı. Verdiği cevaptan pişman olup olmadığını soranlara, futbolun güzelliğinin tahmin edilmesinin zorluğunda yattığını, ancak o cümle sayesinde daha çok tanındığını, sokakta yürürken kendisine “You can’t win anything with kids!” diyenleri anlatıyordu gülümseyerek…

2014 senesinde, 22 seneden sonra yeni sezonda BBC’nin “Match Of The Day “programında yer almayacağını açıklıyordu Alan Hansen, Liverpool’un efsane kaptanı. Şampiyonluk kupasını en son onunla 1990 senesinde kaldırmışlardı, Şimdilerde sevdalısı olduğu Liverpool onca seneden sonra gelen şampiyonluğu kutluyor, Kırmızılı takımın tarihindeki yeri unutulmasın…

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız