Google Play Store
App Store

Kadın mahpusların %80’i hayatının bir döneminde erkek şiddetine maruz bırakıldığı görülüyor. CİSST Derneği’nden Akyüz’e göre kadın mahpusların bir kısmı erkek şiddeti ile bağlantılı olarak suç işliyorlar.

Kadını şiddet suça itiyor
Sarya Toprak
Sarya Toprak
saryatoprak@birgun.net

Ülkede ve dünyada kadınların en az yüzde 40’ı hayatının bir döneminde erkek şiddetine maruz bırakılıyor. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Temmuz 2024 tarihi itibariyle Türkiye hapishanelerinde toplam 342 bin 526 mahpus bulunuyor. Bunların 14 bin 530’u kadın. Kadın tutukluların sayısı ise 3 bin 374. 0‑6 yaş arası 759 çocuk ise anneleriyle hapiste.

Dünyada yapılan araştırmalar kadın mahpusların en az yüzde 80’inin hayatının bir döneminde erkek şiddetine maruz bırakıldığını gösteriyor. Erkek mahpusların daha önce şiddete maruz bırakılma oranı ise yüzde 20. ABD’deki National Institute of Justice (Ulusal Adalet Enstitüsü) verilerine göre kadınların yüzde 43’ü çocuklukta fiziksel veya cinsel istismara maruz bırakıldı, yüzde 34’ü ise fiziksel veya cinsel şiddet yaşadı.

Türkiye’de resmi kurumlar bu verileri toplayıp kamuoyu ile paylaşmadığı için net verilerin elde edilmesi zorlaşsa da Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden (CİSST) Özge Akyüz’e göre kadın mahpusların hepsi hayatında en az 1 kere erkek şiddetine maruz bırakılıyor. Akyüz, “Kadınların birçoğu yaşamının bir döneminde şiddete maruz bırakılıyor. Bu oran mahpuslarda da yüksek. Kadınlar hapishaneye daha önce yaşadıkları şiddet kaynaklı travmalarıyla birlikte giriyor. Mahpusların bir kısmı ise hapsedilmeden önce karşılaştıkları eril şiddet ile bağlantılı olarak yasalarca suç sayılan fiilleri işliyorlar” dedi.

6284  Sayılı  Kanun  ile  kurulan  Şiddet  Önleme  ve  İzleme  Merkezlerinin  (ŞÖNİM)  görevleri  arasında  şiddete  maruz  bırakılmış kadınlara  psikososyal  destek sağlamak olduğunu kaydeden Akyüz, “Ancak hapishanelerde şiddet geçmişi olan kadınları güçlendirmeye yönelik herhangi bir çalışma yapılmıyor” dedi. Eril şiddete karşı mücadelede vakaların tespit edilmesinin çok önem taşıdığını belirten Akyüz, “Türkiye hapishanelerinde özellikle adli mahpuslar açısından bu tespiti yapmak bir hayli zor” diye konuştu.

İNFAZ SİSTEMİ DÖNÜŞTÜRÜCÜ DEĞİL

CİSST olarak kadın mahpusları şiddet türleri konusunda bilgilendirme çalışmaları yaptıklarını vurgulayan Akyüz, “Yakın çevreleri tarafından damgalanma ve yalnızlaştırılmaya maruz kalan kadın mahpuslar, ayrımcılığın farklı biçimlerini yaşamaya devam ediyor. Bu durum tahliye sonrasında da kadınların yaşamlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye’de kadın mahpuslara yönelik tahliye sonrası sürece dair destekleyici sosyal hizmet programlarının yok denecek kadar sınırlı, kadınları dışarıda barınma, geçim ve sosyal destek açısından ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya kalıyor” dedi.

Tahliye edilen kadınların iş bulmakta zorlanmaları, dışlanmaları, ekonomik şiddete uğramaları ya da şiddet gördükleri ilişki ağlarına geri dönmek zorunda kalmalarının çok yaygın olduğunun altını çizen Akyüz, “Kadınlar şiddete açık hale gelme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılıyor. Ceza infaz sistemi onarıcı ve dönüştürücü rolünü yerine getiremiyor” ifadelerini kullandı. Öte yandan Akyüz, erkek mahpusların kadınlardan her zaman daha fazla olmasının kadınların cinsiyetlerine özgü ihtiyaçlarının genel olarak ihmal edilmesine yol açtığını vurguladı.

CEZAEVİNDE BİLE TEK ROL ANNELİK

Akyüz sözlerine şöyle devam etti: “İnfaz rejiminde kadın mahpuslara özgü düzenlemeler yalnızca “annelik” statüsü üzerinden yapılıyor. Bu durum toplumsal cinsiyet eşitliğinin değil, kadını aile içine hapseden ve annelik üzerinden tanımlayan anlayışın yansıması. Regl, gebelik, düşük, doğum sonrası bakım, jinekolojik sağlık hizmetleri, mahremiyet, maddi durum gibi ihtiyaçlara dair bütüncül bir düzenleme bulunmuyor.”