Kadının fotoğrafı görünsün istiyorum

19.07.2019 10:26 KÜLTÜR SANAT
KADİR İNCESU Nalan Çelik’in Hamster Tedirginliği adlı inceleme kitabı ile uzun süren bir emek ile hazırladığı, içeriği itibariyle ilk olan Kartal Öyküleri ve Kaynana Şekeri adlı öykü seçkileri Artshop Yayınları tarafından yayımlandı. Çelik ile kitaplarını ve yazın yaşamını konuştuk. • Kendi halinde bir işçiyken yazma tutkusu nasıl uç verdi? Lisenin ilk yılı yaz tatilinde çalışma […]

KADİR İNCESU

Nalan Çelik’in Hamster Tedirginliği adlı inceleme kitabı ile uzun süren bir emek ile hazırladığı, içeriği itibariyle ilk olan Kartal Öyküleri ve Kaynana Şekeri adlı öykü seçkileri Artshop Yayınları tarafından yayımlandı.

Çelik ile kitaplarını ve yazın yaşamını konuştuk.

Kendi halinde bir işçiyken yazma tutkusu nasıl uç verdi?

Lisenin ilk yılı yaz tatilinde çalışma yaşamım başladı. Okul açılıncaya değin annemin çalıştığı konfeksiyon atölyesinde elişici olarak çalışıyordum. Bir tek yazmak yalnızlığımdan kurtarıyordu. Thomas Mann’ın yıllar sonra okuduğum Mario ve Sihirbaz adlı kitabındaki cümleler gibi yazmaya tutkuyla sarıldım; “Durum neşeli özelliğini yitirip insana güven verici olmaktan çıktı mı, yelkenleri suya indirip sizi bekleyen yaşantılardan kaçmak mı gerekirdi? İnsan yerinden ayrılmamalı, olup bitecekleri görüp bunları göğüslemeliydi. İşte böyle davranıldı mı, belki biraz bir şeyler öğrenebilirdi.” Ben de yerimden kıpırdamadım, elimde kalem dolanıp duruyorum hâlâ.

Kendinizi geliştirmek, yazacak duruma gelmek için neler yaptınız?

“Bir gün kendim için yaşayacağım!” diyordum. Oğlumla, annemin sıkça duyduğu cümlemin anlamını bilmiyor, onlar ne tahminlerde bulunuyordu bilmiyordum. Üç yüz kişinin çalıştığı bir firmanın muhasebe müdürüydüm. Emekliliğime bir yıl kalmıştı. Otuz yedi yaşındaydım. Okuduklarımı konuşabileceğim kimsem yoktu. İş dışında konuşmak insan olmak, yarışı yitirmekti. Arayış başlamış ki, gazetede bir ilan gördüm; Okuma yazma teknikleri-Cengiz Gündoğdu-Beksav Kuram Atölyesi. “Okumanın tekniği mi olurmuş” diye düşünürken kayıt oldum. Ahmet İnam’ın felsefe, Feyza Hepçilingirler’in öykü inceleme, Cengiz Gündoğdu’nun dersine katıldım, tarzı şaşırtmıştı. İlk derste otuz beş kişilik sınıfa bakıp ‘Bu ne kalabalık, bir an önce azalsanız, altı yedi kişiyle rahatça çalışsak,’dediğinde kalakaldım. Katılımcılar Gündoğdu’nun, verdiği ödevleri yapmaya üşendiklerinden altı kişi kalmıştık. İlk ödev olan portre çalışmasında duygu katmadan anlatım yapacaktık. Ben, iki kulağı, iki gözü filan diye yazmışım. Gündoğdu, kimi yazılardan örnekler veriyor kahkahalarla gülüyorduk. Benim cümlelerimi okuduktan sonra “Bunları yazan matematik profesörü galiba” dediğinde, “Hayır hocam, muhasebeciyim” diyerek kendimi ele vermiştim. Sonraki derslerde, arkadaşlar ‘”yine mi sen?” diyorlardı. Tolstoy’un Diriliş romanını okuyup altı arkadaş değerlendirme yazısı yazmış, Nehludov’un adım adım değişimini birlikte tartışmıştık. Beksav’dan sonra, on yıl İnsancıl Atölye’sinde estetik, felsefe, mitoloji, roman-öykü çözümleme, tiyatro, şiir atölyesi çalışmalarına katıldım. “Bir gün kendim için yaşamanın” ne olduğunu kavramış, yaşamaya başlamıştım. Oğlum, annem bendeki Nehludov’u, bazen sevinç bazen ürküntüyle takip ediyorlardı. Takip sürüyor.

Kendinizi geliştirdiğiniz düşünceyi edebiyat yaşamınızda tam olarak uyguladığınız düşünüyor musunuz?

Hayır düşünmüyorum. “Tam” olmak istemem, Platon’un okulundaki gibi süresiz öğrenci kalmalıyım. Platon, uzun öğrencilik yıllarından sonra öğrencisini okulun dışına gönderirmiş, yaşamın içinde öğrendikleriyle uyum sağlayabiliyor, yaşama uygulayabiliyor mu diye. Ölçüyü kaçırıp fazla içen, önünden geçen kediye tekme atmaya çalışan, öğrendiklerini insanlık yararı için değil, kendi günlük çıkarı için kullananlara, “hadi geri dön, sen olamadın” dermiş. Olamama halinin kabulüdür insan olmaya, yazmaya çalışmak. 

Şiirle başladınız, sonrasında öykü, eleştiri, deneme yazdınız. Bu türlerin birbirine olan etkisi üzerine neler söylemek istersiniz?

Şiir tek aşkım. Onunla vecd halindeyim. O bana ait değil, ben ona aitim. Yazdığım deneme, öykü, eleştiri yazıları “şiirsiz olmaz” derken aklıma Mustafa Öneş’in Şiirsiz Yazılar adlı inceleme kitabı geldi. Şiirsiz derken, “eyvah onsuz mu yazacağım” der gibi gelir bana.  Şiirsiz kalamam. Edebiyatın, sanatın bütün türleri birbirini varsıllaştırır. 

Yeni kitabınız Hamster Tedirginliği inceleme yazılarından oluşuyor. Tanıdığım pek çok şairin zamanla farklı türlere yöneldiğine şahit oldum. Sizde bu yönelme nasıl gelişti?

Cengiz Gündoğdu, inceleme yazıları yazmanın önemini vurgulardı. İnsancıl Atölye çalışmalarında, Furuğ, Sappho, AnnaAhmatova, Kazvinli Zerrin, Thales-Anaksimenes-Anaksimandros-Milet Okulu, hakkında sunum yapmıştım. Ardından kendi başlıklarımda yazmaya başladım. Senin de çok sevdiğin Güngör Gençay bir gün bana; “Nalan, kadınlar; kitaplar ya da konular üzerine çok az yazıyor. Erkeklere aitmiş gibi geliyor kimilerine inceleme ya da bir konuda yazma alanı, sen şiirinin yanında inceleme yazılarını hiç bırakma, şiirini daha da zenginleştirir,” dedikten kısa süre sonra “Yazılarını toparla, kitabını yayınlayacağım,” demişti. İlk kez yayıncıdan teklif almıştım. Coştum, uçtum, ilk deneme-inceleme kitabım Şiir Kadın Saçlar yayınlandı. Kısa sürede tükendi.

Şiir ve öykülerinizde ağırlıklı olarak “kadın”ı işliyorsunuz… İş ve edebiyat dünyasındaki kadının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadınların tarafındayım, kadın olduğum için değil, yazarın bilinç olarak çift cinsiyetli olmasının onu daha özgür kılacağına inanırım.  Sınıflı toplumun içinde cinsel ayrımcılığın mağduru, emek üretiminde işçi sınıfının ezilenin de ezileni, dünyanın ilk sömürgesi olarak gördüğüm kadını daha çok konu ediniyorum. İş-edebiyat dünyasında kadının durumu pek değişmiyor. Kadınlar fotoğraf karesinde erilin; omuz, dirsek darbesi, boy farkıyla arkada kalmış görünmeyenlerdir. Görünsün istiyorum emeğimiz, güzelliğimiz. Yazdıklarımla, eylediklerimle; işçiler, çocuklar, gençler, hayvanlar, ağaçlar, doğanın yanındayım.

Kartal Öyküleri ve Kaynana Şekeri adlı seçkileriniz de peş peşe yayınlandı. Çalışma alanınızın her geçen gün genişlediğini görüyoruz. Neler var bu seçkilerde?

Kartal Öyküleri bir yıllık çalışma, on beş yazarın Kartal semtinin içinde geçtiği öyküleri var seçkide. Kartal ilçesinin 1930’lu yıllardan başlayarak farklı fotoğraflarıyla başlıyor öyküler. Benim de bir öykümün yer aldığı, ilk semt öykü çalışması. Kaynana Şekeri altı aylık bir çalışma. On sekiz kadının kaynana öykülerinden oluşuyor. Ülkemizde anımsanmayan, hatta çoğunluğun bilmediği 15 Haziran Dünya Kaynanalar günü’ne adanmış yine bir ilk çalışma. İki seçki çalışması, birlikte üretim yapabilmenin, birlikte mücadele edebilmenin, birbirimizi dinleyip, okumanın, anlayabilmenin sevincini yaşattı.