Kafası iyi insanların ülkesi: İrlanda
FIRAT TOPAL FIRAT TOPAL
Mütemadiyen ‘kafası iyi’ olarak bilinen bu milletin içinden de nice kaliteli müzisyen, oyuncu, yazar, şair ve sanatçıdan oluşan insanların çıkmasına şaşırmamalı

İrlanda kültürü sadece Türkiye’de değil tüm dünyada sempatik bakılan bir kültür. Örneğin Aziz Patrik Günü, İrlanda’nın koruyucu azizinin tahmin edilen ölüm yıldönümünde kutlanan ve tamamen Hıristiyan kültürüyle alakalı olan bir festival olmasına rağmen tüm dünyada çılgınca aktivitelere sahne oluyor. Ve bu kutlamalara diğer etnik ve dini gruplardan birçok insan katılıyor. Bu festivalde de göreceğiniz gibi İrlanda’nın yoğun alkol destekli bir eğlence anlayışı var, hatta bira ve viski söz konusu olduğunda kalitesi dünya çapında olan ürünleri mevcut.



Bugün dünyada sınırları içerisinde “Irish Pub” bulunmayan bir ülke nerede ise kalmadı, Nepal, Moğolistan veya Arjantin’in Patagonya Bölgesi dahil. Mütemadiyen “kafası iyi” olarak bilinen bu milletin içinden de nice kaliteli müzisyen, oyuncu, yazar, şair ve sanatçıdan oluşan insanların çıkmasına şaşırmamalı.

Tabii bir de “Serbest İrlanda” kısmı var. Bu terimi uluslararası futbol turnuvalarını 80 ve 90’larda TRT’den takip etmiş olanlar bilirler, zira o yıllarda İrlanda Cumhuriyeti ülkemizdeki yayınlarda böyle tanıtılırdı. Birleşik Krallık’ın bir parçası olarak değil, o 2 adada kraliçenin hâkimiyetinde olmayan tek ülke, yani “serbest” olarak. Kısacası İrlanda Cumhuriyeti her şeyiyle dışarıdan bakıldığında kafalarda “sempati” yaratan bir ülke. İrlanda sokaklarında dolaşmadan önce bir kavram karmaşasını da düzeltelim. İrlanda, aslında bir ülkenin değil İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda’yı üzerinde barındıran adanın ismi.

Portrelerle karşılanıyorsunuz
Dublin Havalimanı’na indiğinizde sizi çıkış koridorunun iki yanına yerleştirilmiş portre fotoğraflar dizisi karşılıyor. Bunların arasında modern İrlanda tarihinde iz bırakmış, sanatçı, spor, yazar, ressam ve şairler mevcut ki koridorun sonuna geldiğinizde U2 grubunun solisti Bono “Dublin’e hoş geldiniz” diyor adeta size.

Öncelikle belirtelim Dublin, yukarıda bahsettiğimiz kültür sebebiyle aynı zamanda turistler için birçok tuzak da içeren bir şehir. Temple Bar Bölgesi bunun en net örneklerinden bir tanesi mesela. Başkente gelen hemen her turist Parliament Sokağı’nda bir süre geçiriyor ve bu bölgenin gerçek İrlanda’nın bar kültürünü tecrübe etmek için ideal yer olduğunu düşünüyor. Kabul etmek lazım sokağın fotojenik bir tarafı var, ancak bu, bölgedeki barların dışındaki fotoğraf makineli turistlerin barlardaki müşterilerden daha fazla olmasını beraberinde getiriyor.

The Temple Bar Pub, kırmızı tabelası ve klasik Irish Pub konseptiyle bu bölgenin simgesi durumunda, ancak içeride genellikle oldukça sıradan bir İrlanda folk grubu ve yabancı turistler var. Hâlbuki Dublin’in gerçek pub kültürünü tatmak istiyorsanız merkezden biraz uzaklaşıp yerel halkın favorisi olan mekânları tercih etmek daha yerinde bir hareket olacaktır.

kafasi-iyi-insanlarin-ulkesi-irlanda-529708-1.
Guinness Fabrikası.

250 yıldan uzun bir geçmişi olan İrlanda’nın simgelerinden Guinness fabrikası ve müzesini ziyaret ederek bu kültür üzerine yaptığınız yolculuğu taçlandırabilirsiniz, ancak belirteyim artık hemen her ünlü bira markası müze ile eğlencenin birleştiği bir turist aktivitesi yaratmaya başladı. Guinness de bundan nasibini aldı tabii ki, dolayısıyla bu biraya özel bir gönül (ya da damak) bağınız yoksa, şehre gelen her turiste “mutlaka yapılması gereken” olarak önerilen bu aktiviteyi es geçebilirsiniz.

Viski imalathaneleri ise halen daha muhafazakâr ve geleneksel havalarını koruyorlar. Bu açıdan daha az kalabalık ve eğlenceden çok içkinin yapımına odaklanan programlarından hareketle Teeling ve Jameson imalathanelerini öneririm.

***

Kutsal Kitapların Ataları

TrinitIy Koleji görülmesi gereken yerlerden. Dünyanın en nefes kesici kütüphanelerinden birisini bünyesinde bulunduran Dublin Üniversitesi’nin koleji o kadar ünlü ki söz konusu kütüphanenin fotoğrafı hediyelik eşya dükkanlarında magnet veya kartpostal olarak satılıyor. 65 metre uzunluğundaki, kütüphanedeki 5 milyon kitabın 200 bin tanesini raflarında bulunduran ana salon tam 20 yılda inşa edildi ve hakikaten nefes kesen bir görüntüye sahip. Kütüphane aynı zamanda 9. yüzyılda Kelt rahiplerinin uzun ve titiz çalışması sonucunda yaratılan Yeni Ahit’in 4 İncilinin el yazmasını da bulunduruyor. Kells Kitabı olarak adlandırılan bu el kitabı sadece İrlanda’nın kültürel hazinelerinden birisi olarak sayılmıyor, dünya mirasında da önemli bir yere sahip.

Kutsal kitapların yazımında işçilik ve sanatın, zaman içinde nereden nereye geldiğini görmek için harika bir kaynak Kells Kitabı. Üstelik Dublin sadece Hıristiyanlar için paha biçilmez eserler barındırmıyor. 1957’de fahri İrlanda vatandaşı olarak kabul edilen Sir Alfred Chester Beatty’nin kişisel koleksiyonu İslam ve Uzakdoğu kültürü için oldukça çarpıcı bir koleksiyona sahip. Tam 260 tane el yazması Kur’an’ın bulunduğu bu koleksiyonun en dikkat çekici parçası, İslam tarihinin en hatırı sayılır kaligraflarından kabul edilen İbnü’l-Bevvab’ın elinden çıkma Kur’an-ı Kerim ki dini inancından bağımsız olarak her sanatseverin bu eşsiz eseri görmesi gerekiyor. Koleksiyonun sergilendiği odaların ışıklandırması ve düzeni ile oldukça mistik bir hava yarattığını da eklemem gerekiyor. Dublin’in gizli hazinelerinden birisi bu koleksiyon.

***

Kilkenny

kafasi-iyi-insanlarin-ulkesi-irlanda-529709-1.
Kilkenny Kalesi.

Dublin’e 125 kilometre uzaklıktaki Kilkenny’e, karayolu ile 1,5 saatte ulaşmak mümkün. 550 bin nüfuslu Dublin’le karşılaştırıldığında, sadece 27 bin nüfusa sahip bu küçük kasabanın simgesi, yapımı 10 yıl süren Kilkenny Kalesi. Bir Ortaçağ Kalesi’nin taşıyabileceği tüm özellikleri taşıyan kalenin mimari tarzı, kasabayı çevreleyen duvarlarda da görülebiliyor. Bu gri duvarların içinde rengarenk kapıları ve dış cephe renkleri ile Kilkenny evleri sokakları bir cümbüşe çeviriyor. St. Canice Katedrali ve hemen yanındaki kuleye çıkıp tüm kasabanın manzarasını izlemek mümkün. Yapmanız gereken son şey de, akşam üstü Dublin’e dönmeden önce Kilkenny barlarından birisine girip kasaba ile aynı adı taşıyan kırmızı birayı tatmak.

kafasi-iyi-insanlarin-ulkesi-irlanda-529710-1.
Kilkenny sokakları.

WIcklow Geçidi ve Glendalough
Dublin’den sadece 60 kilometre uzaklıktaki Glendalough’da ve etrafındaki Glenalo Vadisi müthiş manzaralara ve doğal güzelliklere sahip. Vadide bulunan 6. Yüzyıldan kalma yerleşim yerlerini ziyaret sonrası harika bir doğa yürüyüşü ile Glendalough gölüne ulaşıyorsunuz. Doğa turizmini sevenler için harika bir fırsat.

kafasi-iyi-insanlarin-ulkesi-irlanda-529711-1.
Glendalough

***

Phoenix Park’ta piknik

Dublin birkaç gün içerisinde önemli bir kısmını gezip görebileceğiniz bir şehir. Şehrin içerisinde doğal güzellik veya nefes almanıza yarayacak parklar düşünüldüğünde çok fazla seçeneğiniz yok. Başkentin ortasından geçen Liffey Nehri, Prag, Budapeşte ve St. Petersburg’u ikiye ayıran nehirlerle karşılaştırıldığında biraz zayıf kalıyor. Güneşli günlerde şehrin kalabalığından uzaklaşmak ve öğle yemeğini ufak bir piknikle birleştirmek için devasa bir alanı kaplayan Phoenix Parkı’nı öneriyorum. Eğer Dublin’de birkaç günden fazla kalacaksanız size önereceğim 2 günübirlik yolculuk var. Birisi meşhur İrlanda kültürünü daha lokal ve ufak çapta bir lokasyonda göreceğiniz şirin kasaba Kilkenny, diğeri de Orta Çağ tarihi ve doğal güzellikleri birleştiren Wicklow Geçidi.

Bunlara kısaca değinmeden önce yazıyı bağlayalım. İrlanda halkı İngilizler ile karşılaştırılmayacak derecede daha cana yakın ve yaşadıkları ülkenin henüz İngiltere’nin kozmopolit yapısının seviyesine gelmemesi sebebi ile de köklerini daha iyi korumuş bir millet. Ve evet 24 saat boyunca sokakta çakırkeyiften, zilzurna sarhoşa kadar hep “kafası iyi” birileriyle karşılaşıyorsunuz. Gece yarısından sonra yanlış yöne giden tramvaya bindiğinde, inip karşı yönden gelen tramvaya binmesi gerektiği söylenince bunu yapmak yerine aynı tramvayda dönüp ters yöne yürümeye başlayan İrlandalı güzel abimize de selam olsun.