birgün

8° KISA SÜRELİ HAFİF YOĞUNLUKLU YAĞMUR

KÜLTÜR SANAT 14.10.2015 09:28

‘Kalkın ayağa, kalkın gidiyor bu çocuklar’

Ellerinde pankartlar, gidiyor bu çocuklar. Kalkın ayağa kalkın, gidiyor bu çocuklar. Bu Pazar kanlı Pazar. Dert yazar, derman yazar. Kalkın ayağa kalkın, gidiyor bu çocuklar. Bu meydan kanlı meydan. Ok fırladı, çıktı yaydan. Kalkın ayağa kalkın. Biz şehirden, siz köyden.
Ruhi Su.

Barış isterken, adalet isterken, oluk oluk akan kan dursun isterken, türküler söylerken katlediliyor bu ülkenin çocukları. Elele tutuşarak birbirlerinden güç aldıkları, omuz omuza yaslanarak korkularını biraz azalttıkları, içlerinde barışın, iyiliğin kazanacağına dair güçlü bir inancın olduğu anda kaybediyorlar geleceklerini. Barış için toplanmışken, biraz ötelerinde, Ruhi Su’nun o türküsünü ölümcül bir tesadüfle duydukları anda, “Bu meydan kanlı meydan” dizelerinin hemen ardından patlıyor, tarihimiz boyunca canımızı en çok yakan iki bombadan ilki. Ruhi Su’nun, 1 Mayıs 1977’de kana bulanan Taksim Meydanı’nda katledilenler için yazdığı ‘Ellerinde Pankartlar’, Ankara Tren Garı önünde katledilenlerin duyduğu son türkü oluyor belki de. Şehirlerden, köylerden ayağa kalkıp gelen, dertleri bir arada, huzur içerisinde yaşamak olan insanlar, kalkamamak üzere bir arada düşüyorlar yere. Ellerindeki pankartlar örtüyor, bir daha hareket edemeyecek olan, dört bir tarafa saçılmış bedenlerini.

kalkin-ayaga-kalkin-gidiyor-bu-cocuklar-79894-1.Hep kanlıydı bu ülkenin meydanları, sokakları. Barışın sesinin en çok çıkacağı yerde dökmeye çalıştılar en çok o kanı. Şiddetin karşısında durmaya çalışanlar gördü en çok şiddeti. Hesabı sorulamayan katliamlar için sokağa çıkılmışken, yeni katliamlara kurban gitti hep bu halk. Ama yine de barışın dilini kullanmaktan vazgeçmedi birçoğu. Bu ülkede huzur isteyenler, barış isteyenler bilinçli bir şekilde bastırılıyor ve tahayyül sınırlarımızı aşan acımasızlıklarla öldürüyorlar olsa da, o sesleri hiç kesilmeyecek. Etrafa saçılan paramparça bedenleri toplarken yüreğimiz parçalansa da, düşenleri kaldıracak birileri hep olacak burada. Karanlığı, pisliği, kötülüğü hırsızlığı, hukuksuzluğu kendi varlıklarının temeline koyanların karşısında, sabırla hakkaniyet aramaya devam edenler duracak hep. Barış isteyenlerin sesinin kısılmasına her daim göz yumanlara rağmen, korkuları yüzünden saklandıkları saraylarından verdikleri emirlerle bizleri korkutmaya çalışanlara rağmen, barış istemekten korkmayacağız.

‘Biz varız’ demek istiyorum o sese
Patlamanın hemen ardından çekilen, o bakamadığınız görüntülerde duyuluyor ya, sizi mahveden o ses. “Canlı var mı, canlı” diye feryat eden o ses. Görüntülerle beraber izlerken ilk duyduğunuzda, sizi yaşadığınıza utandıran o ses. Kalp masajı yapılan insanların etrafında, ümitsizce bağıran o ses. “Biz varız”, demek istiyorum o sese. Onlar geri dönüşü olmayan bir şekilde gitti ama biz varız. Boşuna gitmemiş olmaları, daha fazla canın gitmemesi için, hiç korkmadan, ‘şehirlerden’, ‘köylerden’ ‘ayağa kalkıp’, “BARIŞ” diye bağırmaya devam edeceğiz biz. Onlar huzur içinde yatsınlar diye. Huzur içinde yatsınlar.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız