Google Play Store
App Store

Kültürel ve sosyal alanların vakıflara devredilmesine olanak sağlayan torba yasaya tepkiler sürüyor. İBB CHP Meclis Üyesi Antik, üniversite kampüslerinden tarihi garlara dek pek çok yapının tehdit altında olduğunu söyledi.

Kampüslere de el koyabilirler
Sibel Bahçetepe
Sibel Bahçetepe
sibelbahcetepe@birgun.net

Kamuya ait kültürel varlıkların merkezi kurumlara devrinin önünü açan torba yasaya yönelik tepkiler büyüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) CHP Meclis Üyesi Barış Antik, yeni düzenlemeyle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün el koyma yetkisinin genişlediğini söyledi Antik’e göre üniversiteler ve eğitim kurumlarına ait binalar, İBB’nin mülkiyetinde veya İBB tarafından restore edilen kültür varlıkları, kamu hizmet binaları ile bakanlıklar, KİT’ler ve TCDD’ye bağlı yapıların önemli bir bölümünün mülkiyet devri riski altında.

SAYISIZ YAPI DEVRALINABİLİR

Mevcut Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi, bir taşınmazın mazbut vakıflara devredilebilmesi için yapının vakıf yoluyla meydana geldiğinin açık belgelerle kanıtlanmasını şart koşuyor. Vakfiye, tapu, kadastro ve arşiv kayıtlarıyla desteklenmeyen hiçbir iddia kabul edilmiyor. Ancak yeni düzenleme, bu şartı ortadan kaldırarak yerine “geçmişte bir dönem vakıflar tarafından yapılan bakım, onarım veya katkı” gibi sınırları belirsiz bir kriter getiriyor. Antik’e göre bu durum ‘‘Tescil kapsamını sınırsızca genişletecek, kaybolmuş ya da dönüştürülmüş yapıların dahi mazbut vakıflara devrine kapı aralayacak, belediyeler ve kamu kurumları lehine oluşmuş meşru mülkiyet düzenini altüst edecek."

Antik, ortaya çıkacak kamu zararının “telafisi güç” sonuçlar doğuracağını belirterek ‘‘Galata Kulesi, Gezi Parkı, Yerebatan… Kararlar değişikliğin sebebi mi?’’ diye sordu. Galata Kulesi davasında bilirkişinin kulenin Ceneviz yapısı olduğunu ortaya koyması, Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası’nın vakıf bütçesiyle yapılmadığının açıklığa kavuşması, Yerebatan Sarnıcı’nda ise “geç dönem vakıf yapıları” gerekçesinin zayıf kalması gibi nedenlerin Antik’e göre yeni yasa arayışının temel nedenleri arasında. Üniversitelerden tarihi gar binalarına kadar yüzlerce yapının yeni düzenleme ile tehlike altında olduğunu kaydeden Anitk, ‘‘Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yetki alanı; Hazine, bakanlıklar, TCDD, KİT’ler, üniversiteler, belediye şirketleri dahil geniş bir kamu ağına yayılıyor. Böylece İstanbul’daki sayısız kamusal yapı devralma” riskiyle karşı karşıya kalıyor" dedi. Antik, şöye devam etti:

‘‘İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü, Galatasaray Üniversitesi Ortaköy Yerleşkesi, Mimar Sinan GSÜ, İTÜ Taşkışla ve Maçka, Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü, Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Vefa Lisesi, PTT Sirkeci Büyük Postane, Sirkeci Garı, Haydarpaşa Garı, Yedikule Hisarı, tarihi istasyonlar, İstanbul Valiliği, Fatih–Eyüpsultan–Üsküdar’daki çok sayıda tescil adayı yapılar ile İBB’nin restore ettiği Anadolu Hisarı, Rumeli Hisarı, Yerebatan ve Şerefiye Sarnıçları, Feshane, Müze Gazhane, Yedikule Gazhanesi, Tekfur Sarayı Müzesi, Bukoleon Sarayı, Metrohan, Haliç Tersanesi, Emirgan ve Yıldız korularındaki köşkler, Moda–Kadıköy–Beşiktaş iskeleleri ve daha birçok alan…Bu yapıların tümü, yeni düzenleme ile VGM’nin devralabileceği mülk listesinde tehlike altında.’’

DAVA SÜREÇLERİ ARTAR

Antik, düzenleme ile birlikte İstanbul’da ve Türkiye genelinde dava süreçlerinin katlanarak artacağını, kamu kurumları arasında ciddi yetki çatışmaları doğacağını, mülkiyet belirsizliği nedeniyle restorasyon ve yatırım süreçlerinin durma noktasına geleceğini söyledi. Bu durumun yalnızca yerel yönetimleri değil, bütün kamu kurumlarını etkileyen yapısal bir krize dönüşeceğini kaydeden Antik, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Amaç kültürel mirası korumak değil, mülkiyeti devretmek. Kültürel mirasın korunması ancak şeffaf, bilimsel ve kamusal yararı gözeten bir düzenlemeyle mümkündür. Bu teklif ise korumayı değil, mülkiyet devrini merkeze alan bir anlayışı büyütüyor. Rejimin siciline ve bugün İstanbul’da pek çok alanda devam eden projelerine baktığımızda rant odaklı olduğu da açık. Bu alanların mülkiyet devri kamusal alanları sermaye olarak gören bir rejim için için yeni yatırım alanları olmaktan başka bir şey olmadığı da çok açık. Türkiye’de bugün herhangi bir şekilde vakıflarla ilişkilendirecek kent mirası bulmak zor. Özellikle CHP’li belediyelerin kamusal alan niteliği kazandırdığı ve halkçı, toplumcu bir anlayışla tüm yurttaşların kullanımınına sunulan, alanların salt turizm ve daha yüksek gelir kaygısı ile ticarete açılmasına karşı tüm yurttaşların direnç göstermesi ve biz toplumcu politikacıların, bu direnci örgutlemek gibi çok temel bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. Kent muradımız ve kamusal alanlarımız, gölgesini satamadığı ağacı kesen bir zihniyete mahkum edilemez. Bu alanlar sahip çıktıkça bizim. Bizler bu mirasın müşterisi değil, sahibiyiz.’’