Kamu kaynaklarını kimin için kullanıyorlar?
YALÇIN KARATEPE YALÇIN KARATEPE

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 Ağustosta açıkladığı birinci 100 günlük eylem planının süresi bu hafta doldu. Şimdi ikinci 100 günlük planın açıklanması bekleniyor.

Açıklanan birinci plandaki eylemlerden büyük çoğunluğu hayata geçirilemedi. Bu da zaten beklediğimiz bir şeydi. Bu planda yer alan aylığı bin liranın altında olan yaklaşık 150 bin emeklinin durumlarının iyileştirilmesi için emekli aylıklarının en az bin liraya yükseltilmesi vaadi de gerçekleştirilmedi.



Açlık sınırının yaklaşık 1.900 lira, enflasyonun yüzde yirmi beşin üzerinde olduğu bir dönemde, bin liranın altında emekli aylığı alanların temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılaması imkânsız. Böyle bir dönemde, bin liranın altında bir gelirle hayatta kalmaya çalışan emeklilerin aylıklarını iyileştirmek için “kaynak bulunamaması” açıklanabilir bir durum değildir.

Sosyal güvenlik sistemine aylık 30 ile 50 milyon lira arasında ek bir ödeme getirecek bu düzenleme için kaynağın “bulunamaması” kabul edilemez. Aslında burada sorun kaynağın olmamasından değil, kamu kaynaklarının kimin için kullanılması gerektiği konusunda hükümetin tercihinden kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar İnşaatçılara Aktarılacak
Bin liranın altında emekli aylığı alanlar için kaynak bulamayan hükümetin inşaat sektörü için milyar dolarlarca kaynak aktarmak için çalışma yaptığı biliniyor.

Ekonomik krizin en belirgin şekilde hissedildiği sektörlerin başında inşaat gelmektedir. Türkiye’de uzun süreden beri sağlanan kaynakların önemli bir bölümünün aktarıldığı ve “paranın betona gömüldüğü” bu sektörde yaşanan sorunlar artık sadece sektör açısından değil aynı zamanda bankacılık sistemi açısından da ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.


Şimdi hükumet hem inşaatçıları hem de bu şirketlere kaynak aktarmış olan bankaları kurtarmak için kamu kaynaklarının da betona gömülmesi için çalışmalara başlamış.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmaya göre Emlak Konut kendi değerlediği fiyat ile stoktaki konutları satın alacakmış. Satış bedelin yüzde 70’i ile şirketlerin banka borcu ödenirken, kalan yüzde 30’luk kısım ise firmalara verilerek kendiişlerinde kullanılması sağlanacakmış. Bu imkândan yararlanmak isteyen inşaat firmalarının ellerindeki stokları 7 Kasım tarihine kadar Emlak Konut ve Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği’ne (GYODER) bildirmeleri istenilmiş.

Piyasada satılamayan konut sayısının iki milyona yakın olduğu tahmin ediliyor. Bunlardan yaklaşık 900 bini tamamlanmış geri kalanı ise hala inşaat halinde. Ancak bu çalışma kapsamında hangi konutların satın alınacağı, bunların tamamlanma derecesi gibi koşulların olup olmadığı henüz bilinmiyor.

BDDK’nin Eylül 2018 verilerine göre inşaat sektörüne bankalardan kullandırılan nakdi kredi tutarı 218 milyar ve teminat mektuplarının miktarı ise 156 milyar liradır. Yani bankaların inşaat sektörüne kullandırdıkları kredilerin toplam riski 374 milyar lira.

Şimdi hükumet satılamayan konutları satın alarak inşaat şirketlerinin borçlarının önemli bir kısmını ödeyecek. Böylelikle hem şirketleri hem de kredi riskinden dolayı bankaları kurtarmış(!) olacak.

Ancak bu kurtarma paketinin faturası halka kesilmiş olacaktır. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılacak bu ödemenin bütçede karşılığı da yoktur. Buna rağmen bu çalışmanın sürdürülmesi, bin liranın altında emekli aylığı alan ve açlık sınırının yarısı kadar bile geliri olmayan emekliler için “kaynak bulamayan” hükümetin kamu kaynaklarını kimden yana kullanma tercihinin açık bir göstergesidir.