birgün

18° SAĞANAK

SİYASET 22.05.2020 04:00
author

Kamusallığı yeniden düşünmek…

İşaya Üşür’ün anısına…

Birkaç gün önce Prof. Dr. İşaya Üşür’ü kaybettik. İşaya Hoca, özelleştirme uygulamalarına karşı önemli mücadeleler verdiğimiz 1990’lı yıllardan bu yana TMMOB ve bağlı odalarının her türlü etkinliğine destek veren, kamucu anlayışımızın gelişmesinde önemli katkıları olan çok değerli bir bilim insanıydı. Fikri üretimini üniversitenin dışına taşırarak toplumun farklı kesimleriyle ortak zeminlerde buluşmaya gayret eden bir akademisyen kuşağının temsilcisiydi. Başta TMMOB Sanayi Kongreleri olmak üzere çok sayıda etkinliğimizde yan yana gelme fırsatı bulduğum İşaya Hoca, “Kamu” ve “Kamusallık” kavramlarına büyük önem verirdi. “Başka bir dünya” özleminin imkânsız bir ütopya değil, kamusallık anlayışı ekseninde bugünden kurulacak bir gerçeklik olduğunu sıklıkla dile getirirdi. Onu uğurlarken kamu kavramı üzerine yazmak yerinde olacaktır diye düşündüm.

KAMU KAVRAMI

Kamu kavramı, insana ait olan her şeyi kapsayan çok genel bir içeriğe sahiptir. Bu geniş içeriği nedeniyle de herkes bu kavramı, kendi ihtiyaçlarına ve kendi anlayışına göre şekillendirerek kullanır. Tarihsel gelişim göz önünde bulundurulduğunda, gelişmiş kapitalist ülkelerle kıyaslandığında, kamu kavramının ülkemiz açısından hem daha karmaşık hem daha önemli bir yere sahip olduğunu görebiliyoruz. Bunun nedeni ülkemizde kapitalizmin büyük oranda yukardan aşağıya devlet eliyle inşa edilmiş olmasıdır. Gerek Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki sermaye birikiminin yapısı gerekse İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyadaki egemen hale gelen refah devleti anlayışı, ülkemizde kapitalizmin ve devletin kendine özgü biçimde yapılanmasına neden oldu. 80’li yıllara gelene kadar ülkemizde devlet ile kamu neredeyse birbiri yerine kullanılan kavramlardı. Bu kavramsal örtüşme, bir yandan toplumun geniş kesimlerinin ekonomik ve sosyal anlamda desteklenmesi bakımından cumhuriyet projesini destekleyen olumlu bir yana sahipken, diğer yandan da devletin sınıfsal içeriğinin göz ardı edilmesine neden olan olumsuz bir yana da sahipti. 1980’li yıllardan itibaren uygulanmaya başlayan neoliberal politikalar, ülkemizdeki bu kavramlar arasındaki bu örtüşmeyi de değiştirdi. Neoliberal kapitalizm, devletin kamusal sorumluluklarını ve faaliyetlerini tamamen dışlayan bir yönetim anlayışını hakim kıldı.

DEVLETE KARŞI KAMU

Bugün içinde yaşadığımız tek adam rejimi ve inşa edilen parti devleti anlayışı, kamuyla örtüşen devlet anlayışının adeta tersyüz edilmiş biçimidir. Bugün ülkemizde devlet, kamuyla ve kamusal olanla adeta savaş halinde olan bir devlettir. Bizler bu mücadelede, kamunun haklarını, varlıklarını, zenginliklerini ve çıkarını koruyan tarafız.

TMMOB olarak neoliberal saldırıların önüne geçebilmek, kamusal mal ve hizmetlerin sermaye kesimlerine peşkeş çekilmesini önleyebilmek için büyük mücadeleler verdik. Birliğimizin Anayasa ve yasalardan kaynaklanan kamusal niteliği sayesinde, hem özelleştirme süreçlerini mümkün kılan yasal düzenlemelere hem de tek tek tüm özelleştirme işlemlerine karşı yoğun bir hukuki mücadele sürdürdük. Birlik ve bağlı odalar olarak özelleştirme uygulamalarına karşı binlerce dava açtık, çok sayıda bilimsel etkinlik düzenledik ve kitlesel kampanyalar düzenledik. Açtığımız bu davalar ve yürüttüğümüz kitlesel mücadele, özelleştirme uygulamalarını durduramasa da, sürecin bütünüyle yağmaya dönüşmesine engel oldu. Şunun altını çizmek gerekiyor ki, neoliberal dönemde, 90’lı yıllardaki küreselleşme teorisyenlerinin iddialarının aksine, devlet hiçbir zaman geri çekilmedi ve yok olmadı. Bireysel özgürlükler ve demokrasi genişlemedi.

Hem ülkemizde hem de dünya çapında devletler, sermayenin çıkarlarını korumak için, imtiyazların dağıtımı için, kamusal zenginliklerin paylaşımı için her zamankinden daha fazla kendisini hissettirdi. Toplumu kontrol altına almak için uyguladığı güvenlik ve şiddet politikalarıyla hissettirdi. Enerji kaynaklarını ele geçirmek için emperyalist müdahaleciliğiyle hissettirdi. Özellikle 2009 krizinden sonra ekonomideki müdahaleleriyle hissettirdi ve hissettirmeye devam ediyor. Bugün Türkiye’de neoliberal kapitalizmin aldığı biçimi konuşurken geldiğimiz aşamada durumun sadece özelleştirme politikalarıyla, kamusal varlıklarımızın tasfiyesiyle sınırlı olmadığının farkında olmamız gerekiyor. AKP’nin tek adam rejimi ile tasfiye ettiği en önemli kamusal değerimiz cumhuriyettir. Tek adam rejimi cumhuriyet fikrinin, cumhuriyet değerlerinin, cumhuriyet idealinin ve elbette cumhuriyet kurumlarının tasfiyesi anlamına gelmektedir. Cumhuriyetin tasfiyesi halk egemenliğinin, hukukun üstünlüğünün, seçme-seçilme hakkının, hukuk önünde eşitliğin ve sosyal hakların tasfiyesini beraberinde getirmiştir. Elimizden birer birer gasp edilen bu değerlerimizi geri alabilmek için, kamusallık zemininde mücadeleyi yükseltmemiz gerekiyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız