birgün

18° AZ BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 06.09.2020 08:11

Kanal İstanbul Karşısında Kuzey Ormanları Yerleşimleri: Kimin Toprakları? Kimin Köyleri? III

Yaşadığı dönemde Avrupa kentlerinin sanayileşmelerini izleyen Lefebvre, kavramı ortaya attığında elbette her yere bina dikileceğinden ya da her mekânın kente dönüşeceğinden bahsetmiyordu. Parmak bastığı olgu, kentin çeşitli malzeme gereksinimleri, ulaşım ve altyapı projeleri için kırsala yayılarak, “dışarıya doğru patlayarak” kırsalı tahakkümü altına alıp sömürgeleştirmesiydi.

Kanal İstanbul Karşısında Kuzey Ormanları Yerleşimleri: Kimin Toprakları? Kimin Köyleri? III

Cihan Uzunçarşılı Baysal

“Dışarıya doğru patlayan kentleşme”

Kentin, altyapıdan enerjiye, madenlerden inşaat malzemelerine, hafriyattan çer-çöp atığının yok edilmesine ve sayamadığımız nicelerine, çeşitli gereksinimleri için kırsalı sömürgeleştirişini, teorinin pratikteki karşılığını, gözlemleye gözlemleye Kuzey Ormanları yerleşimlerine doğru yine yollardayız. Aracımızın iki yanından akan inşaat şantiyeleri, lojistik tesisler, asfalt üretim tesisleri, beton santralları, prefabrik üniteleri, taş ocakları, Rüzgar Elektrik Santralları (RES), elbette mega havalimanı ile eklentileri ve bil cümlesi, çevre kirlilikleri; tozları, çölleştirme etkileri ve gürültüleriyle Marksist Filozof Henri Lefebvre’i teyid etmekteler: “Gezegen boyu kentleşme”.

Yaşadığı dönemde Avrupa kentlerinin sanayileşmelerini izleyerek öngörüsünü yapan Lefebvre, kavramı ortaya attığında elbette her yere bina dikileceğinden ya da her mekânın kente dönüşeceğinden bahsetmiyordu. Parmak bastığı olgu, kentin çeşitli malzeme gereksinimleri, ulaşım ve altyapı projeleri için kırsala yayılarak, “dışarıya doğru patlayarak” kırsalı tahakkümü altına alıp sömürgeleştirmesiydi. Böylece, insafsız bir kentsel doku gezegen boyu yayılacaktı. Tıpkı bugün Kuzey Ormanları’na, kendi kırsalına doğru patlayan ve ormanını, suyunu, sahilini, tarım arazisini yiyerek obezleşen İstanbul gibi!

Emeğin Mekânları: Karaburun ve Durusu

Karaburun

Anayoldan çıkıp direksiyonu Karaburun’a çevirdiğimizde Terkos Gölü kıyısında yeşillikler içinde bambaşka bir dünya bize kucak açıyor. Güzergâhın bir yanı Terkos Gölü, bir yanı bahçe içinde az katlı konutlar. Mavinin ve yeşilin her tonu arasından, kimi yerlerde Terkos’un sazları eşliğinde Karaburun’a ilerlerken, yerleşime girişin de kim bilir ne kadar muhteşem olacağı hayallerini kuruyoruz. Oysa bizi bekleyen hayal kırıklığı olacak! Az önce içinden geçtiğimiz peyzajla ilgisi olmayan betonun ağırlıkta olduğu adeta şehirleşmiş bir alan üzerinden Karaburun’a geçiyoruz. Neyse ki sahile indikçe, beton arkada kalacak, seyrelecek.

Karaburun’un tarihçesi, bölgede hâkim olan dışarıdan göçlere ya da mübadeleye dayanmıyor. Komşusu Durusu gibi bir emek mekânı olan Karaburun’a diğer köylerden çalışmaya gelip buraya yerleşenler nedeniyle bir iç göçten bahsedilebilir. 1860’ta Fransızların deniz fenerini inşa etmelerinin ardından 1870’te İngilizlerin uluslararası gemi kurtarma-tahlisiye-teşkilatını kurmaları, yerleşimin kuruluşundaki kilometre taşları. Önce Karaburun Feneri’ne memurlar yerleştirilmiş, sonra tahlisiye teşkilatı için istihdam başlamış ve bir askeri garnizondan yerleşime dönüşmüş bu küçük balıkçı köyünde yaşamın dönüşümü de start almış. Karaburun’un Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na girişte ilk lokasyon olması hasebiyle 14 numaralı Rumeli Karaburun Feneri’nin önemi büyük. Fener, Cenevizliler zamanı inşa edilen tarihi kalenin bir ucunda yer alıyor. Bugün kaleden geriye bir şey kalmamış. Denizden 54 metre yükseklikteki fenerin kulesi 12 metre. 15 mil mesafeden görülebilen çakar fener her 5 saniyede yanıp sönmekte1. Işık gücü bakımından dünyanın üçüncü büyük feneridir2.

Eskiden Terkos Gölü’nün ağzı Karadeniz’e açık olduğundan göl korsanların saklanmasına elverişliymiş. Terkos Gölü bölgesindeki yerleşimlerin hemen hepsinde korsanlar, saklandıkları mağaralar ve hazineleriyle ilgili şehir efsaneleri ve ilginç anekdotlar dinledik. Halk arasında Karaburun’un kuruluş öyküsü de korsanlara dayandırılmakta. Osmanlı’nın korsanlara karşı buraya yolladığı askeri birlik görevini tamamlayıp bölgeyi terk ettiğinde, Karaburun’dan ayrılmayıp burada kalan Ahmet Yüzbaşı ile Mehmet Çavuş yerleşimin kurucu babaları olarak anılıyorlar. Tarihi kayıtlara göreyse 67. Piyade Alayı’nın buraya gönderilme nedeni Ruslara karşı Boğaz’ın savunulması. Nedeni ne olursa olsun, kurucu babalar ve kuruluş öyküleri, diğer yerleşimler gibi burada da karşımıza çıkıyor.

Yerleşik nüfusun çoğu, dedeleri ve babalarının izinden gidip Karaburun Feneri, Tahlisiye Teşkilatı (Gemi Kurtarma-Kıyı Emniyeti) veya dekovil hattında çalışıp emekli olanlardan oluşmakta. “Köyümüz eski. İngilizlerden kalma, Fransızlardan. Feneri kuruyor Fransızlar. Buraya gelip gidenler varmış, onları fenerci olarak almışlar… Fenerciler hala devam eder, babadan çocuğa, çocuktan çocuğa böyle devam eder. İngilizler tahlisiyeyi kuruyor. Ondan sonra dedelerimiz buraya gelmişler. İşte burası böyle kurulmuş. İnsanlar Kıyı Emniyet teşkilatında çalışmışlar… Bir de dekovil hattında çalışmışlar; kömür gidiyordu”. Karadeniz’den Karaburun’a gemilerle gelen kömür, bu dekovil hattıyla (1884) Durusu’daki İSKİ tesislerine, Terkos Pompa İstasyonu’na aktarılıyormuş. 1967’de kömürle çalışan makineler terk edilince, dekovil hattı da farklı bir işlev yüklenmiş. Karaburun plajına gelen gideni taşımak için 1975’e kadar kullanılmış. Daha sonra ne yazık ki lokomotifi ve vagonları çürümeye terk edilmiş, rayları da sökülmüş3.

Görevli askerler için yapılmış olan ekmek fırını ile askeri birliğin mühimmat deposuna ait binalar, birliğin burayı terkiyle 1850’de camiye çevrilmiş. Buradaki tarihi çeşmenin inşa tarihi de eş zamanlı olmalı. Bugün muhtarlık binasıyla köy kahvesinin bulunduğu alanda askeri birlikten kalan Osmanlı topları sergileniyor. Karaburun’da bir de kimsesizler mezarlığı bulunuyor. Burası, Tahlisiye Teşkilatı tarafından denizden çıkartılan ama kim oldukları bulunamayan ölülerin gömüldükleri mezarlık. Daha sonra ziyaret edeceğimiz Tayakadın’da da işgal döneminde bölgede görev yaparken hastalıktan ölen İngiliz askerlere ait bir kimsesizler mezarlığına rastlayacağız. Kimsesizlere de bağrında yer açmış bir coğrafyadayız.

kanal-istanbul-karsisinda-kuzey-ormanlari-yerlesimleri-kimin-topraklari-kimin-koyleri-iii-777459-1.
Karaburun ve Durusu’daki devlet tesislerinde dededen toruna, nesilden nesile istihdam aktarılmıştır. Köylerdeki emekli nüfusların önemli bir kesimi buralardaki hizmet ve üretim mekânlarından emekli olanlardır. Yörenin kolektif hafızasında bu emek mekânları önemli bir yere sahiptir.

Yazı dizisinin ilk bölümünde anlatılan Yeniköy’den, Karaburun’a kadar uzanan kumsalı önce kömür ocakları sonra da 3. Havalimanı hafriyatının dolguları bölmüş ve yer-yer mahvetmiş. Karaburun denizi, kumsalı, balığı ve deniz ürünleriyle mega kentten kaçmak isteyenler için günübirlik bir dinlence yeri olmasının yanı sıra pansiyonlarıyla da ekonomik bir tatil seçeneği. Yörede yamaç paraşütü de yapılmakta. Kanal’ın kuzey girişi olarak Karaburun’un seçilmesiyle yerleşim yeni bir dönüşümün eşiğinde. Yenişehir imar planlarına göre, “Kuzeyde Karadeniz kıyısında, su yolunun (Kanal) batısında bulunan dolgu alanlarında rekreatif amaçlı kullanımlar, doğusunda bulunan dolgu alanlarında ise lojistik bölge ve kıyı tesis alanları planlanmıştır”. İlk yazıda belirttiğimiz üzere doğudaki Yeniköy, lojistik bölgeye dönüştürülüp yaşam alanı olmaktan çıkartılacaktır. Karaburun’un sahilini de özel kumunu da mahvederek inşa edilecek 40 kilometrelik dolgu alan ise sahili betona gömecek ve balıkçılığı öldürecektir. İmar plan notlarında bahsedilen “rekreatif amaçlı kullanımlar”, yukarıda sıraladığımız mevcut ekonomik kullanımlar olmayacağına göre büyük olasılıkla bunlar üst gelir gruplarına yönelik pahalı faaliyetler ve lüks kullanımlar olacaktır. Bölgede soylulaştırmayı ve dolayısıyla yerinden etmeleri tetikleyeceklerini söyleyebiliriz. Yine ilgili plan notlarına dönersek, “Planlama alanının kuzeyinde havalimanı komşuluğunda yer alan turizm bölgesinde kongre ve fuar turizminin geliştirilmesi öngörülmektedir. Fuar ve kongre alanının konumunun belirlenmesinde havaalanına, teknoloji geliştirme bölgesine yakınlık ve diğer güçlü ulaşım bağlantıları göz önünde bulundurulmuştur”.

Karaburun’daki kahveden gözlerimizin önüne serilen enginliklere, yemyeşil yamaçlara ve uzayıp giden kumsala bakarken, tepeden inme Yenişehir imar planlarıyla neleri yitirebileceğimizi görüp ürperiyoruz. Bir Karaburunlunun vurguladığı üzere “Gelirken gölü geçiyorsunuz. Ormanı geçiyorsunuz. Bir tarafa bakıyorsunuz Karadeniz, ortada göl. Doğal olarak yeşillik var, tabiat var, göl var. Yani bundan daha ne!” Bundan daha ne? Rantınız batsın!

Durusu

Yörenin tarihçesini araştıralım derken, su kemerleri, isale hatları, İSKİ Pompa İstasyonu ve emekçileri ile Durusu’da İstanbul’un suyunun yolculuğunu ve su emekçilerinin izlerini sürdük:

Kuzey Ormanları yerleşimlerine ev sahipliği yapan Arnavutköy ilçesi, geç Roma döneminden itibaren İstanbul’un suyunu sağlayan ana isale hatlarından bir tanesinin geçtiği bölge olmuştur. Vize (Kırklareli) yakınlarından başlayan 242 km uzunluğundaki isale hattının Roma İmparatoru Konstantin tarafından inşasına başlandığı ve diğer hükümdarlar tarafından tamamlandığı düşünülmektedir. Terkos Gölü'nün güneyinden geçerek Tayakadın’a ulaşan hat, Alibeyköy Deresi’nin sağ kıyısından devamla Edirnekapı’nın 200 metre kadar güneyinden şehre girmekteydi. Yaklaşık bin yıl kadar kullanılan ancak depremler nedeniyle 12. yüzyılda terkedildiği sanılan hattın üzerinde bugün yarı yıkık ya da sadece temelleri kalmış yaklaşık 40 tane su kemeri bulunmaktadır4. Kuzey Ormanları yerleşimlerinin bazı sakinleri, her gün gözleri önünde yok olan bu kemerleri mülakatlarımızda dile getirmişlerdir.

İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak üzere 1883’de Terkos Gölü kıyısına, Durusu’ya Fransızlar tarafından bir terfi merkezi ve pompa istasyonu kurulmasıyla Durusu da aynen Karaburun gibi bir emek/emekçi mekânına dönüşür. Diğer yerleşimlerden Durusu’ya çalışmaya gidenlerle iç göç başlar: “Tabii ulaşım olmadığı için yerel halktan almışlar işçiyi. Kendini bilen oraya gitmiş. Orda rahat bir ortam oluşmuş çünkü hemen hepsi tanıdık. İyi bir ortam; köylü yaşantısına göre daha güzel bir yaşantı var, sosyal hakları var, emekliliği var vs.” Durusu’nun merkezinden birkaç dakika uzaklıkta, yeşillikler içindeki tek katlı ve iki katlı konutlarıyla bir Roman yerleşimi bulunmakta. Selanik ve Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin kurduğu bu yerleşimin sakinleri arasında İSKİ Pompa İstasyonundan ve dekovil hattından emekliler de bulunmakta. Onlardan biri olan 97 yaşındaki Nuri Bey, o günleri adeta tekrar yaşayarak anılarını paylaştı: “Gölde (Terkos) yedi metre derin, böyle binlik borular var. İçinde oturabilirsin böyle, bu kalınlıkta. Ta oradan gölün ortasına doğru kanallar var. Çalıştık orda biz. Böyle kanal aça aça fabrikanın içine kadar. Oradan fabrikanın dışından Kağıthane’ye kadar. Kömür ısısıyla istim yapardı; makinalar onunla çalışırdı. Tam düşer, fayrap ediyorsun. Kömür Zonguldak’tan gelirdi. Oradan ameleler alırdı vapurun içerisinden. Tren (dekovil) giderdi Karaburun’dan. Dekovil 7 tane vagon alırdı. Küfelerle dökerlerdi vagonlar içerisine. Bir vagon 7 ton alırdı. Demiryoluyla fabrikanın içerisine… Tekrar gider, tekrar alır. Hiç bitmezdi kömür”. Buradaki tesislerde de, aynen Karaburun’dakiler gibi istihdam dededen toruna devam etmiştir. Nitekim Tayakadın’dan bir sakinin belirttiği üzere: “Biz üç kuşak İSKİ’deniz. Ya babanız oradan geçmiştir ya dedeniz. İnsan gücüne dayalı çalıştığı için bu yöreden istihdam çok.” Bu nedenle, yöre halkı için İSKİ’nin yeri her zaman farklı olmuştur: “Biz Terkos İSKİ’yi kendi malımız gibi gördük. Burada hiç kimse bir çubuğuna, taşına bile dokunmamıştır yıllardır.” Bölgenin emek tarihindeki önemli isimlerinden biri İSKİ’nin tek kadın mühendisi olan ve “Mühendis Hanım” diye bahsedilen Münibe İnce’dir. İnce, hem İSKİ’nin tek kadın mühendisi olması hem başarılı çalışma hayatı hem de bölgede İSKİ’ye çalışan ve çalışmış herkesin ailesini tanıması nedeniyle efsane olarak nitelendirilmektedir. Bugün Münibe İnce ile ilgili hiçbir bilgiye rastlanmamaktadır. Umarız bir araştırmacı izine rastlasın.

İstanbul’un en önemli su kaynağı olan Terkos Gölü’nün kenarında 1883’te kurulan ve önceleri buharla, daha sonraları elektrikle çalıştırılan pompalar vasıtasıyla suyu şehir şebekesine pompalayan Terkos Pompa İstasyonu, İstanbul’un su ihtiyacının tesisin kapasitesini aştığı 1970’ler sonuna kadar çalıştırılır. Dev pompa makineleri ki bir tanesi Titanik’te bulunan pompaların dünyadaki sayılı örneklerindendir, yukarıdaki alıntıda Nuri Bey’in bahsettiği yeraltı su kanalları, tarihi binaları ve arşivi ile önemli bir endüstri mirası olan tesis, 2006’da “Su Medeniyetleri Müzesi” olarak projelendirilir ancak bitirilmesine rağmen müze nedense bir türlü açılamaz5. Yakınlarda Durusu’yu ziyaret eden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, müzenin açılmasına yönelik çalışmaları başlatacaklarını bildirmiştir.

Durusu şimdilik Yenişehir imar planlarının içinde yer almamaktadır. Öte yandan, Terkos Gölü ve çevresine yönelik başta ekoturizm, kamping tesisleri, macera turizmi ve benzeri faaliyetler, Yenişehir imar planları notlarında zikredilmektedir. Bir önceki yazımızda, imar planları dışında bırakılan Balaban ile ilgili olarak dile getirdiğimiz üzere, Balaban gibi Durusu için de yukarıda bahsedilen, turizme yönelik projeler, diğer plan etaplarında ortaya çıkabilir. Nitekim: “Bakanlık, göl ve çevresi ile korunan alanların yoğunlukta olduğu diğer 4 etap için de imar planı çalışmalarını sürdürüyor”.

Son Söz

Karaburun ve Durusu’daki devlet tesislerinde dededen toruna, nesilden nesile istihdam aktarılmıştır. Köylerdeki emekli nüfusların önemli bir kesimi buralardaki hizmet ve üretim mekânlarından emekli olanlardır. Yörenin kolektif hafızasında bu emek mekânları önemli bir yere sahiptir. Öte yandan kendi kent-kırsalındaki emek mekanlarından da, emeğin tarihçesinden de, izlerinden de bihaber mega kent, bunları öğrenemeden yitirmek üzeredir1

Sonraki Yazı: Tayakadın

*Bu yazı dizisi, Mekanda Adalet Derneği-MAD araştırma destek programı kapsamında, Eylül-Aralık 2019 tarihlerinde, yazarın, Kuzey Ormanları’nın sekiz yerleşiminde yürüttüğü sözlü tarih çalışmasına dayanmaktadır: “Kuzey Ormanları Yerleşimlerinde Sözlü Tarih: Kimin toprakları; kimin köyleri? Ağaçlı, Yeniköy, Karaburun, Durusu, Balaban, Tayakadın, Baklalı Dursunköy”.

1 C. Bilgin & İ. Yarış. İstanbul’un 100 Köyü (2010).

2 Rumeli Karaburun Feneri-Kıyı Emniyeti GM https://www.kiyiemniyeti.gov.tr/yer-detay/106/RUMELI-KARABURUN-FENERI#//kiyiemniyeti.gov.tr/Data/1/Files/Place/Images/jx/Lw/n6/Vm/Original/120_6b045abc-6d99-44a6-9506-2ed06556a6b4.jpeg

3 tayakadinli.blogspot.com , 1 Ocak 2019, Paragraf 19

4 TC Arnavutköy Kaymakamlığı. “Arnavutköy Tarihi”, http://www.arnavutkoy.gov.tr/arnavutkoy-tarihi.

5 Ömer Kanıpak. “Orada bir Su Medeniyetleri Müzesi var, açılmadan eskiyor!”; Radikal 17.07.2012. http://www.radikal.com.tr/kultur/orada-bir-su-medeniyetleri-muzesi-var-acilmadan-eskiyor-1094363/

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız