birgün

0° HAFİF KAR YAĞIŞLI

Kanayan semboller

KÜLTÜR SANAT 05.12.2022 06:30
Abone Ol google-news

İlginç feminist korku filmleriyle bilinen yönetmen Travis Stevens’ın yeni filmi A Wounded Fawn (Yaralı Bir Yavru Karaca ) internet ortamlarında gösterime girdi nihayet.

Stevens’ın ilk filmi Girl on the Third Floor/Üçüncü Kattaki Kız (2019), tarihi erkek şiddetiyle dolu bir eve taşınmaya hazırlanan genç bir çiftin hikâyesini anlatır. 100 yıl önce genelev olarak kullanılmış, temelinden çatısına kadar her noktasında kadınların kan ve gözyaşları bulunan ev, canavarca doğasından bir türlü kurtulamamaktadır, çünkü eril şiddet hiç bitmemektedir. Hamile karısı Liz gelmeden önce evin onarım gerektiren sorunlarını halletmeye çalışan Don’un sembolik bir kadına dönüşen evle ilişkisi, erkeğin kadın üzerindeki baskısının somut bir versiyonudur artık.

Stevens 2021’de Jakob’s Wife/Jakob’ın Karısı adlı filmi yaptı. Mizahi yönü ağır basan bu hikâyede, ‘kadının evcilleştirilmesi’nde kilisenin rolü sorgulanmaktaydı: Küçük bir kasabada vaizlik yapan Jakob’ın karısı Anne başlangıçta ‘hanım hanımcık’ bir kilise kadınıyken, bir vampir saldırısı sonucu kendi arzularının ve özgürlüğünün peşine düşer. Toplumsal cinsiyetin kuruluşundaki mit ve sembollere özel bir ilgisi olan Stevens burada aslında bir ‘Adem ile Havva’ öyküsü anlatır; şeytan/vampir erkekleri değil kadınları dönüştürmektedir. Anne özgürlüğün tadını çok sever, ama insanların kanını emerek yaşama düşüncesinden rahatsız olur. Nihayet Jakob ve Anne el ele vererek vampiri alt ederler, ama Anne vampirliğinden ve özgürlüğünden vazgeçmeyecektir.

Yeni film A Wounded Fawn’da, kadınları hedef olarak seçen bir seri katilin ‘tabiat ana’nın güçleri tarafından cezalandırılmasını izleriz. Sanat simsarlığı yapan Bruce, mitolojik bir öyküyü konu alan çok pahalı bir heykelin peşine düşer ve çok korkunç bir biçimde bu yapıtın sahibi olur. Yunan mitolojisinde ‘cezalandırma tanrıçaları’ olarak tanımlanan üç Erinye’yi iş başında gösteren küçük heykel filmin merkezinde yer almaktadır. Bruce karşılaştığı kadınları acımasızca katletmekte, çoğunluğu sanat yapıtlarından oluşan mal varlıklarına da el koymaktadır. Ama bu sefer, heykelde öyküsü anlatılan Erinyeler, Bruce’u çıldırtarak kadınların intikamını alır.

***

Erinye adlı bu üç tanrıçanın yaratılışı da eril şiddete bir tepki olarak gerçekleşmiştir: Baba tanrı Uranos, Gaia’nın (tabiat ana) doğurduğu çocukları çirkin bulup gömmektedir. Bunun üzerine Gaia, Uranos’un şiddetine son vermek için onu erkekliğinden edecek bir plan yapar. Hesiodos’un ünlü şiiri Theogonia’da (Tanrıların Doğuşu) Erinyeler’in doğuşu şöyle anlatılır:

“Ve Uranos sürdürürken bu korkunç oyunu / Koca Toprak inim inim inliyordu zorundan / Kurnazca bir düzen kuruyor o zaman / Ak çeliği yaratıveriyor çabucak / Ve koca bir tırpan yapıp o çelikten / Kışkırtıyor oğullarını kızgın yüreğiyle:

‘Benden ve bir azılı varlıktan doğan oğullarım / Suçlu bir babanın cezasını verelim, / Dinleyin beni, ne kadar babanız da olsa bu varlık / Odur kötülükleri ilkin tasarlamış olan.’

Böyle dedi, korktu herkes, tek ses çıkmadı / Yalnız ard düşünceli koca Kronos / Şöyle söyledi anasına korkmadan:

‘Ana, ben göreceğim bu işi, sözüm söz, / Kötü bir babaya acımam, babamız da olsa, / Kötülükleri ilk tasarlayan odur madem.’

Böyle dedi ve koca Toprak için için sevindi, / Sakladı onu, pusuya yatırdı / Bir tırpan verdi eline, keskin dişli / Ve oynayacağı oyunu öğretti ona.

Koca Uranos geldi geceyle, / İndi yere arzudan yanıp tutuşarak / Yaklaşıp sardı Toprağı boydan boya. / Ama pusuda bekleyen oğlu / Uzattı sol elini ve sağ elindeki tırpanla / Koskoca, upuzun, sivri dişli tırpanla / Bir anda kesti babasının hayalarını / Ve kaldırıp attı arkadan bir yere.

Ama hoş bir şey değildi elinden savrulup giden: / Kanlar fışkırıp saçıldı içinden / Ve hepsi gömülü kaldı Toprağın bağrında / Ve bunlardan gebe kalan Toprak yıllar sonra. / Doğurdu yaman Erinys’leri, öç tanrıçalarını…” (Çev: S. Eyüboğlu-Azra Erhat, Türk Tarih Kurumu Yay, Ankara, 1977, s.110)

Sosyo-antropolojik ve etnografik çalışmalar gösteriyor ki tüm mitolojik öykülerin, halk hikâyelerinin, masalların somut çıkış noktaları vardır. Bir de somut ‘bitiş noktaları’ olduğunu görebilsek keşke…

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun