Karanlık çağ ile hesaplaşma
Sanatçı Roger Ballen, mezbahadan müzeye çevrilen Mattatoio’daki ‘Animalism’ başlıklı sergide izleyeni, kökenine dair keşfe çağırıyor. Ballen, “Özellikle insanın bölünmüş ve savunmada olduğunu göstermek istedim” diyor.

Tamara Öykü BAYAR
Güney Afrika'da yaşayan ve 1970'lerden beri çevresinde çalışmalar yapan Amerikalı sanatçı Roger Ballen’ın İtalya'nın Roma kentindeki Mattatoio Müzesi'nde açtığı 'Animalism' başlıklı sergisi, insanla hayvan arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor. Bizi doğanın merkezine değil, kenarına yerleştiren bu karanlık ama dürüst evrende Ballen, “Hayvan içimizde bastırılmış hâlde varlığını sürdürüyor” diyerek izleyiciyi köken bağlarına dair bir yüzleşmeye davet ediyor. Post-antropolojik bir bakışı temel alan sergi, yalnızca sanatla değil, insan psikolojisiyle, bastırılmış dürtülerle, neoliberal çağın birey inşasıyla da hesaplaşıyor. Sanatçı ile 'Animalism' üzerine konuştuk.
'Animalism' sergisinin oluşumunu anlatan Ballen, insanın doğanın merkezinde yer aldığı düşüncesine karşı çıkıyor. Ona göre insan, hayvandan türeyen bir varlık ve bu kökeni bastırarak değil, kabul ederek ilerleyebilir. Ballen, “Hayvanlar işlerimde her yerdedir. Yatak altında, sandalyelerde, duvarlarda… Kaçamazsınız, çünkü hayvan içimizdedir. Bu sergi, insanın içindeki hayvanla yüzleşmesidir. Hayvan dediğimiz şey ise içgüdü, korku, kırılganlık ve güç arzusu gibi bastırdığımız yönlerimizi temsil eder. Aynı zamanda saf bir varoluş biçimidir. Hayvan rol yapmaz, sadece vardır. İşlerim, insanın üstünlüğünü yüceltmeyi değil, bölünmüş ve savunmada olduğunu göstermeyi amaçlıyor. İnsanın hayvanla olan bağını kabul etmesi, daha dürüst ve bütün bir benliğe dönüş olabilir” diyor.

BİLİNÇDIŞININ UZANTILARI
Serginin mekânı olan Mattatoio, geçmişte binlerce hayvanın kesildiği bir mezbaha. Ballen için burası sadece bir yapı değil, medeniyetin ilkel olanla kurduğu çelişkili ve çatışmalı ilişkiyi yansıtan bir simge. Mattatoio’nun bir sergi mekânından daha fazlası olduğunu vurgulayan sanatçı, “Burası şiddetin yönetildiği, ilkel olanın bastırıldığı bir alan. Benim işlerim de bu gerilimli bölgede konumlanır. Burada sergi açmak, geçmişte gizlenmiş olan şiddetin sembolik olarak tekrar yüzeye çıkmasını sağlıyor” diye ekliyor.
Ballen'ın eserlerinde hayvanlar yalnızca estetik bir unsur değil. Gençliğinde hayvan psikolojisi okumuş, yaşamı boyunca çeşitli hayvanlarla bir arada yaşamış. Eserlerinde hayvanların sahneye 'aktör ya da aktris' gibi girmesi bu nedenle şaşırtıcı değil. Ballen bunu şöyle açıklıyor: "Yılanlardan köpeklere, kuşlardan tarantulalara kadar birçok hayvan besledim. Onların içgüdüsel davranışlarını izlemek bana her zaman büyüleyici geldi. Fotoğraflarımda hayvanlar asla sadece bir dekor olmadı. Onlar kendi doğallıklarıyla hareket eden aktörler gibidir. 'Ballen Tiyatrosu' dediğim sahnede içgüdüsel biçimde hareket ederler ve bu da fotoğrafa özgün bir anlam katar. Hayvanlar, dilin ötesinde bir şeyi temsil eder. Bilinçdışının bir uzantısı gibidirler; bizim unuttuğumuz, bastırdığımız yönlerimizi yansıtırlar.”

PARÇALANMIŞ BENLİK
Ballen, insanın içindeki ilkel tarafla yüzleşmesini ne yüceltiyor ne de yargılıyor. Ona göre mesele, bu tarafı iyi ya da kötü diye ayırmadan tanımak. “Etiketlememeyi tercih ederim. Ayrıca 'dönüş' kelimesi de yanıltıcı olabilir. Çünkü hayvanlık zaten insanın içindedir, sadece bastırılmıştır” diyen sanatçı, eserlerinin insanı içindeki hayvanla yüzleşmeye davet ettiğini ve bu yüzleşmenin daha insanın parçalara ayrılmış benliğinde bütünleşme yaratabileceğini söylüyor.
Sergi kimi izleyiciler tarafından 'karanlık' ya da 'rahatsız edici' olarak tanımlanıyor. Ballen bu durumu şöyle açıklıyor: "Karanlık genelde olumsuzlukla, korkuyla, kötülükle ilişkilendirilir. Bu düşünce, Batı kültüründeki ikiliklerden gelir: aydınlık-karanlık, bilinen-bilinmeyen gibi. İnsanlar ‘karanlık’ dediğinde aslında görmek istemedikleri şeyleri kastediyorlar. Çalışmalarım bilinçdışındaki bastırılmış yönlerle ilgileniyor. Rahatsız edici olan o gizlenmiş şeylerin açığa çıkmasıdır. Karanlık, korkutucu olabilir ama aynı zamanda gerçektir. Jung’un dediği gibi 'Kişi ışıklı figürleri hayal ederek aydınlanmaz, karanlığı bilinçli hâle getirerek aydınlanır.' Özellikle insanları rahatsız etmek için sanat yapmıyorum. Ama işlerim izleyicide bir sarsılma yaratıyorsa bu, onların kendilerinden bir parça görmesindendir."
Sanatçının yapıtlarında grotesk figürler, yalnızlık ve yabancılaşma öne çıkıyor. Bu imgeler, Ballen’a göre çağın ruhunu temsil ediyor. Bugünün sisteminin bireyden sürekli kendini mükemmel gösterme beklentisi olduğunu belirten Ballen “Kaosa, kırılganlığa, deliliğe yer yok. Çalışmalarım, bu steril dünyanın dışında bırakılan o karmaşayı gösteriyor. Toplumun çirkin ya da ‘anormal’ diyerek bastırdığı şeyleri görünür kılıyor” diye konuştu.
KOLEKTİF BİLİNÇ YOK OLMAZ
Genç sanatçıların sembollerle derin ilişki kurabilmesi Ballen’a göre hâlâ mümkün ama kolay değil. Sanatçı bu durumu şöyle açıklıyor: “Sembolik derinlik her zaman mümkündür ama bunun için zaman, disiplin ve kişinin kendi bilinçdışıyla yüzleşmesi gerekir. Bugünün sanatında sıkça yüzeyde kalan şeyler görüyorum sosyal medyada görünürlük, dış dünyaya sunulan 'kimlik' gibi. Bunların çoğu yanılsama. Kolektif bilinç ise asla yok olmaz. Sanatçının yapması gereken, kendi iç dünyasına inmek ve oradan üretim yapmaktır. Bu kolay değil, cesaret ister ama gerçek sanat buradan doğar.”
Roger Ballen’ın Animalism sergisi, yalnızca hayvanlara değil, insanın bastırılmış benliğine de ışık tutuyor. Hayvanlarla kurulan bu sembolik evren, sanatçının sözleriyle özetleniyor: “İnsan, hayvandan gelir ve hayvan hâlâ içimizdedir.”

∗∗∗
İNSAN DA BİR TÜR HAYVAN
Animalizm kavramı her bir kişinin bir insan hayvanı olduğu görüşünden geliyor. Bu görüşe göre insan, bir tür hayvan. Mattatoio, Roma’nın en sıra dışı müzelerinden biri. Eskiden mezbaha olan bu yapı, günümüzde çağdaş sanat sergilerine ev sahipliği yapıyor. Yapının özgünlüğü, su depoları, hayvan kafesleri ve işleme mekanizmalarının korunmuş olmasında yatıyor. Giriş kapısında, mezbaha zamanından kalma bir çelik hayvan taşıma bandı bile var. Böylece yapının geçmişi, sergilenen eserlere politik bir arka plan kazandırıyor. Ziyaretçiler hem endüstriyel gıda üretiminin karanlık tarihiyle hem de bu tarihle hesaplaşan güncel sanatla yüzleşebiliyor.


