birgün

5° YER YER HAFİF YOĞUNLUKLU YAĞIŞ

KÜLTÜR SANAT 08.02.2020 02:00

Karanlık Sular: Bizi ancak biz koruruz

Senenin bu en mühim çevreci filminin kahramanı Rob Bilott’un çalışmalarının ve direncinin sonucu olarak bugün, PFOA ve diğer 600 kimyasalın soruşturulması adına dünya çapında girişimler bulunmakta

Karanlık Sular: Bizi ancak biz koruruz

Bu filmi herkes izlemeli, herkese bu filmden bahsetmeliyiz. Nathaniel Rich'in 2016 yılında New York Times'da kaleme aldığı makalesinden uyarlanan Dark Waters filmi, simgeleşmiş bir Amerikan şirketi olan DuPont’a karşı yürütülen amansız gerçek bir mücadeleyi anlatmakta. Dünyadaki en büyük kimyasal şirketlerden biri tarafından nasıl zehirlendiğimizi gözler önüne seren bu film, şirketler savunma avukatı olan Rob Bilott'un gerçek hayatta verdiği mücadeleye seyircisini de türlü duygularla dâhil ediyor. Hissedilen başlıca duygu ise öfke.

Şeytanın isimlerinden DuPont

1802’de kurulan DuPont, pek çok patenti elinde bulunduran devasa bir kimya şirketi. Hatta günümüzde, BASF’den sonra DuPont dünyanın ikinci en büyük kimya şirketi. Teflon 1938'de DuPont firması tarafından bulunmuş ve ’40 sonlarında piyasaya sürülmüştü. Bazı bilim insanları ve doktorlara göre teflonun kanserojen olduğuna dair bir delil olmasa da, teflonun yapısının 350 °C civarında tamamen bozulmakta ve sağlık açısından büyük bir sorun oluşturmakta olduğu artık kabul görmekte. Ama esas vahim olan kısmı, ki filme de konu olan, teflon üretiminde kullanılan PFOA (Perflorooktanoik Asit) olarak bilinen asidin insan sağlığını bozup hatta tehdit ediyor oluşu. Yapımı sırasında kanserojen gazlar çıkaran teflonda PFOA maddesi ABD çevre kuruluşu EPA’ya 0028Amerikan Çevre Koruma Örgütü ) göre kanserojendir. PFOA’nın dünya üzerindeki bütün canlıların kanında bulunduğuna inanılıyor, insanların %99’unda.

Obsesyon filmi

Bir çiftçinin avukat Rob Bilott’a DuPont’a dava açması için gelmesiyle hikâye yavaş ve sisli bir şekilde başlıyor filmde. Ve yavaş bir şekilde yeni bilgiler eşliğinde film hikâyesini ısıtarak, olayın gerçekliğini netleştirerek, tehlike boyutunun artırıyor. Bana kalırsa film adeta bir korku filmine dönüşüyor. Korku filmleri beni güldürürken esas korkutan filmler her zaman gerçek hayat hikâyeleri olmuştur. Bir şeye takan karakterlerle ilgili obsesyon filmlerini çok seviyorum. Gerçek insanlar ve gerçek olaylar hakkında bir film yapmanın muazzam bir sorumluluğunu her anında hissettiğimiz Dark Waters filmi bir obsesyon filmi. The Post ve oscar ödüllü Spotlight’ın yapımcılığında, oscar adaylığı bulunan Tom Haynes’in yönetmeliğini üstlendiği filmde bu mücadeleyi hâlâ gerçek hayatta sürdürmekte olan Rob Bilott’u, Mark Ruffalo canlandırmakta.

Aktivist aktör

Bildiğiniz üzere Mark Ruffalo bir aktivist ve bu film adeta onun için yazılmış ve Robert Bilott’un hikayesi adeta onun için yazılmış. Yarattığı sessiz, sakin, haklı olduğu anlarda bile masaya yumruğunu vurmayan, ‘bakın size söylemiştim’ diye ego muhasebesi yapmayan bir karakter yaratmış Ruffalo. İşte tam da bu noktada benzetildiği Erin Brokovich ile film ayrılıyor. Brokovich ne kadar karizmatikse ne kadar kahramansa, Bilott o kadar silik ve o kadar beklenmedik kahraman ve bu da türdeş olan iki filmi birbirinden güçlü bir şekilde ayırıyor. Ayrıca filmde Tim Robbins’i görmek de harikaydı, kendisini özlemiştik. Tek eleştirim filmin biraz daha kısa olabileceği yönünde. Bir kez daha tekrarlamak istiyorum; bu filmi herkes izlemeli çünkü ne yazık ki başarısız tanıtım, kötü poster ve sıkıcı fragman sebebiyle hak ettiği ilgiliyi göremeyecek. Oysa ki senenin en önemli filmlerinden.

Senenin bu en çevreci filminin kahramanı Rob Bilott’un çalışmalarının ve direncinin sonucu olarak bugün, PFOA ve diğer 600 kimyasalın soruşturulması adına dünya çapında girişimler bulunmakta. İnsanı, doğayı zehirleyen şirketlere karşı savaşmaya başlayanlara bu büyük şirketler var güçleriyle öylesine saldırıyorlar ki adeta dünyaya ‘bunlara karşı savaşmanın faydası yok’ dedirtmek istiyorlar. Sistem ise bütün kollarıyla bizi koruduklarını düşünmemizi istiyor ama aslında korumuyor. Çünkü sistem hileli, çünkü devletler büyük şirketlerin esiri olmuş durumda. Nitekim bizi ne bilim insanları ne de hükümetler koruyamaz, bizi ancak biz koruruz. Biz.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız