Kasap Nusret
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Çocuklar kendini ait hissettiği oyun kurgusunun parçası olmayı ister.

Oyun çocuğun yaşam kaynağıdır. Onu bundan mahkûm etmek, onu duygusuz ve cansız bir varlık haline getirmek demektir.

Çoğu çocuk gibi bizim dönemimizin yaşam kaynağı futbol oyunuydu.



Hepimizin örnek aldığımız ideal oyuncu kişilikleri vardı. Yasin, Sabri, Mehmet, Cemil, Osman… sadece oyunumuzu o ideal kişi gibi olmak üzerine kurgulardık.

Siyah-beyaz televizyondaki kısıtlı zaman dilimi içerisinde gördüğümüz hallerini ve oyun şekillerini idealize ederek kendimize kurgulamaya çalışırdık. Çünkü dünyamız o kadardı!

Şimdi ise idealler ve kurgular değişti. Çocuklar birer küresel aktör haline geldi.

Sadece Ronaldo, Messi, Neymar olmak onlara yetmiyor?

Onları bile motife ederek kendilerine farklı yapay bir kurgu oluşturuyorlar. Artık siyah-beyaz camın önünde ağzı açık hallerin dışında yeni bir çocuk modeli var: bilgisayar karşısında kendi oyununu kurgulayan ve bırakın yerli oyuncuları Ronaldo, Messi’yi bile yeterli görmeyen zekâya sahip, beklentileri yeni bir küresel aktör olmaya aday kitle var karşımızda.

Ve onlara yetemeyen ve anlayamayan bir yönetimler silsilesi…

Devlet kurgusu ile onu tamamlayan alt kurumların, bu çocukların önünü açacak ve onlara bir küresel aktör olma fırsatı yaratacak yönetim anlayışı artık zorunluluk haline gelmiştir. Bunu başaran ülkeler, dünya üzerindeki rol belirleyici aktör olmaya bu çocuklar üzerinden gitmektedirler.Bunun ana unsuru özgür, tartışılabilir ve demokratik bir yaşam ortamının onların gelişimine katkı sağlayacak doğrultuda kurgulanması ile olabilmesidir.

Her kurumun işleyişi ve insan faktörü bilgi liyakatini baz alarak kurumsallaşmaktadır. Artık bilgi hiyerarşik kurgunun belirleyicisi olmuştur. Tecrübe ve yaş donanımlarının geçerliliği bir yönetim işleyişi içinde nüans olarak kalmaktadır.
Buna cevap veremeyen kamu ve özel kurumların dünyada bir lobi elde etmeleri veya bir taleplerinin karşılık bulması mümkün değildir.

Tıpkı bizim Futbol Federasyonumuzun ve Olimpiyat Komitemizin karşılık bulamaması gibi…

Seksen milyonluk ülkede aktif sporcu sayısına bakıldığında durumumuzun ne kadar sıkıntılı olduğu açıkken, maketler üzerinden taleplerimizin karşılık bulmasını beklemek, hiç bitmeyen kooperatiflerde maket üzerinden kura ile daire seçmeye benzer durumu yaratmaktan başka bir şey ifade etmez. Bu bizim kültür kodumuzdur. Sporun felsefe olarak değerinin ve içeriğinin anlaşılmadığı ülkede, bilgi kıtlığı içindeki yorumcular üzerinden dizayn neticesinde, içi boşaltılmış talepler yaratılır ki bunlar ancak yöresel olarak karşılık bulur. Küresel anlamda ciddiye alınacak bir beklenti olması imkânsızdır.

Spor, küresel kültür kodları ile yönetilir. Yöresel kalan ülkelerin bir büyük organizasyon alması mümkün değildir.
Bu sıkıntılar, antrenör, sporcu ve yönetici olarak küresel spor kurumlarının içinde görev alamamasından ve entelektüel olarak bu sürece hazır olamamamızdan kaynaklanmaktadır. Spor, özgür ortam ve demokratik taleplerin karşılanması neticesinde ifa edilen bir organizasyondur. Çünkü tüm taleplerin karşılığı insandır. Bizdeki gibi devlet mekanizmaları ve mutlu azınlık değildir. Tüm bunları topladığımızda ortaya arabesk bir talep kurgusu çıkmaktadır.

Küresel tüm dinamikleri kaybeden bu arabesk yönetim mekanizmaları, özerklik kurgusunu da siyasi erke teslim etmeleri ile anlamlarını tamamen kaybederler. Onlar artık aktör olmaktan çıkıp aracı kurum haline gelirler. TFF’nin EURO 2024 seçiminde kendi dizayn iradesini kaybedip araçsallaşması gibi. Sanallaşan talep haliyle ortada kaldı. Devletin işin içinde olması, sanıldığı gibi bir artı değer değil, aksine özerk kurum ve yapacağı işler adına bir kaygı unsuru oldu. TFF maalesef bunu anlayamadı. Sonuç olarak; iş dönüp dolaşıp, seksen milyonluk ülkenin çaresizlik içinde kasap Nusret’in kol ve bilek hamlesi ile tuzun dökülme şeklindeki uyarılarının etkisinin içine sıkışıp kalmaya kadar gider.

Bir kasaptan medet umarak organizasyon kazanma beklentisi ancak bize nasip olan bir talep oldu.