birgün

4° PARÇALI BULUTLU

Kayıp masumiyet

KÜLTÜR SANAT 25.01.2023 06:30
Abone Ol google-news

Kara mizahın çekiciliği… Kara mizah, özellikle bu çağa çok yakışıyor. Big Lebowski‘nin yanına konabilecek bir film olan ‚Banshees of Inisherin‘i izlerken, filmin üzerimdeki etkisi ferahlık oldu. Kara mizahın ferahlatıcı etkisi üzerine düşünürken buldum kendimi. Hayatı çok ciddiye almakla hiç ciddiye almamak arasında bir yerde duruyor sanki kara mizah. Gerçekçi olunca insanın içi kararıyor, gerçeklikten fantezilere kaçınca da pis bir boşluk… Kara mizah, insanın kendisi ve hayat hakkında daha rahat düşünmeye teşvik ediyor.

İrlandalı yönetmen Martin McDonagh tarafından yazılan ve yönetilen, 2022 yapımı bir kara-trajikomedi filmi, tanıtım yazılarında yazdığı gibi sadece dostluğa dair bir film değil, tam da günümüzde her şeyi içine alıp büyüyen ‚anlam krizi‘ meselesine dair düşünmeye teşvik eden bir yanı var. Hikâye 1923‘te İrlanda‘nın küçük bir adasında geçiyor. Bu huzurlu adanın dışında devam eden iç savaşı, uzaktan gelen silah sesleri ve savaşla ilgili anlatılan hikâyelerden öğreniyoruz. Filmin karakterlerinden Padraic, kız kardeşiyle birlikte yaşayan fazla saf ve rahat bir karakter, bir de küçük sevimli bir eşeği var. Kız kardeşi de, kendisi de hiç evlenmemiş. Padriac‘ın her gün uzun sohbetler yaptığı ve çok yakın dostu olan Colm ise bir halk müzisyeni, bazen barda dinletiler veriyor, evinde besteler yapıyor. Bir gün Colm, Padraic‘e soğuk davranmaya başlar ve en yakın dostunun kendisine bu tavrını anlayamayan Padraic, paniklemiş bir halde nedenini sorar. Colm ona “Artık senden hoşlanmıyorum” der ve olayların fitili ateşlenmiş olur. Padraic, kendisinden neden artık hoşlanmadığını bir türlü anlayamaz ve yıllar yılı en yakını olan kişiyi bu şekilde kaybetmiş olmak, onu varoluşsal bir krize sokar.

NİHİLİST BAKIŞ

Öncelikle iki dost da yalnız, birinin eşeği, diğerinin de köpeği var. Colm, neden yaşadığını sorgulayan, yanıt olarak da sanatıyla ölümsüz olmak istediğini söyleyen biri olsa da bir inat uğruna parmaklarını keserek müzik yapmaktan kendisini alıkoyabiliyor. Bir şeylerden her vazgeçiş, onu sanki daha özgür biri haline getiriyor ve hayatını daha gerçek kılıyor. Sahip olmanın fena halde abartıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Bir insanın amacı olması da bu sahiplikle ilgili bir durum ve sahip olduğumuz şeylerin gerçekte bizim sahibimiz haline gelmesine dair yıkıcı bir eleştiride bulunuyor film. Özellikle günümüzde yaşanılan kaygının ana nedenlerinden biri, sahip olduğumuz şeyleri yitirme korkusu değil mi? İşte bu korkuya kara mizah açıdan yaklaşıyor. Filmdeki sürekli sigara içen kâhin görünümlü yaşlı kadın da içimizdeki bize sürekli olacak felaketleri fısıldayan kaygımızı simgeliyor sanki, o ses de oldukça komik bir anlama kavuşuyor. Filmin ‚Big Lebowski‘ye benzeyen yönü, bu nihilist bakışla ilgili.

ÖNEMLİ OLMA HİSSİ

Biliyoruz ki, hiçbir insan önemli olma hissine sahip olmadan var olamaz. Önemli olmak da çoğu zaman sahip olduğumuz şeylerle ölçülür. Kaç takipçin olduğundan bankadaki hesabına, sevgilin ya da eşinin olmasından sahip olduğun kıyafetler ya da arabana kadar her şey… Rollo May ‚Güç ve Masumiyet‘ adlı kitabında şöyle yazmıştı: “İster caddede yürüyen rasgele bir kurbanı vurarak, ister olumlu bir çalışmayla, ister isyanla, ister bir hastanede psikotik taleplerde bulunarak, ister Walter Mitty fantezileriyle olsun, bu benim-bir-önemim-var hissini ve önem hissettiren şeyi sonuna kadar yaşayabilmelidir. Birçok şiddet eyleminin altında, bu önem hissinin olmaması ve bunun mücadelesi yatar.”

MASUMİYET

İnsan sahip olduğu şeyleri yitirme endişesinden daha çok sahip olmaya çalışarak kurtulmaya çalışır genellikle. Sevgilisini yitirme endişesi yaşayan biri ona daha çok sahiplenen bir kıskançlıkla yaklaşabilir ve tam da bu daha çok sahiplenme çabası onu yitirmesine neden olabilir. Amaç diye belirlediği şeyi kaybetmek istemeyen biri, amacı uğruna gerçekliği feda edebilir. Bu kaygı, kişiyi doyumsuz ve dolayısıyla mutsuz birine dönüştürür, kendisine yabancılaştırarak. Artık toplum kimseye kim olduğunu ve nasıl yaşaması gerektiğini söyleyemiyor, söylese de inandırıcı gelmiyor, çünkü sürekli değişiyor. Kim olduğumuzu sahip olduğumuz şeylerden bağımsız olarak bulabiliriz, şiirlerde ya da şarkılarda zaman zaman hissettiğimiz o kayıp gibi gözüken masumiyeti hissederek…

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun