Google Play Store
App Store

Ressam Semiramis Öner’in Metrohan’daki ‘Hatıra Kurucular’ sergisi, sanatçının ait olduğu topraklardan ayrı düşmesinin izlerini taşıyor. Eski fotoğraflara yağlı boya tablolarla hayat verirken objelerle anlatısını destekliyor.

Kayıplar, hasretler ve anılar bu sergide
Fotoğraf: BirGün

Tuğçe ÇELİK

12 Eylül darbesi sonrası Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan ressam Semiramis Öner’in sergisi sürüyor.

İBB Kültür ve İBB Miras’ın katkılarıyla hayata geçirilen Beyoğlu’ndaki Metrohan’daki sergide Öner, Osmanlı’dan modern Türkiye’ye evrilen bir sürecin yansımalarını ortaya koyuyor. Küratörlüğünü Gülseli İnal, Balkız İnal ve Beliz İnal’ın üstlendiği ‘Hatıra Kurucular’ geçmişin ve şimdiki zamanın sınırlarında gezinirken geleceğin de aydınlatıcısı olma işlevini görüyor. Sergide sanatçının bitpazarlarından ve sahaflardan topladığı fotoğraflardan yola çıkarak yaptığı tablolar yer alıyor. Ayrıca eski objeleri de sergide görmek mümkün. Üç bölümden oluşan ve 40’tan fazla eser içeren sergi, 31 Ağustos’a kadar açık.

KAYIPLARA KARŞI BİR REAKSİYON

Öner, 12 Eylül darbesinin ardından yaşamını yurt dışında sürdürmek zorunda kaldığını hatırlatarak şöyle diyor: “Ait olduğum topraklardan, sosyal çevreden, sevdiklerimden ayrı düşmenin yarattığı duygusal hasarları tamir etmenin bir yolu oldu bu eserler. Eski fotoğraflardaki karakterleri resim yoluyla anlatmayı seçtim.” Hollanda’da yaşadığı yıllarda bitpazarlarını gezerek obje ve fotoğraf toplamaya başladığını söyleyen Öner o süreci şu sözlerle aktardı: “Her şey benim Türkiye’den ayrılmamla başladı. 12 Eylül sonrası Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan bir kuşaktanım. Ayrılık demek kayıp reaksiyonu göstermek demekmiş. Çok sevdiğin birinin ölmesine gösterilen reaksiyon gibi. Hayatından çekilmek ve bir daha o hayatına dönememek… Yani hayatını kaybetmek. Bir çeşit geçmişini tamamen bırakmak oluyor. Ülkenden ayrıldığın zaman bir kesilme oluyor. O kesilmenin sonunda gittiğim ülkede vakit buldukça bitpazarlarında bir şey aramaya başladım. Kendimi o eski eşyaların arasında çok iyi hissediyordum fakat ne aradığımı bilmiyordum. Yıllar sonra anladım bunun ne anlama geldiğini. Meğerse kaybettiğim arkadaşlarımı, her şeyle birlikte ülkemi arıyormuşum. Derken annemde de olan bir tabak buldum. İlk defa sloganım şu oldu: orası burası. Orası, burası oldu. Ben yaşıyorum, her şey devam ediyor anlamına geldi. Topladıkça topladım. Haritalar, gravürler, fotoğraflar her şeyi topladım.”

"ARAMIZDA OLMAYANLARI  ONURLANDIRMAK İSTEDİM"

1900’lerin başından 1930’lara kadar giden bir dönemin eşyalarını biriktirmeye başladığını belirten Öner, Türkiye’ye geri dönebildiği zaman ilk işinin sahaflarda eski fotoğraflar aramak olduğunu söylüyor. Öner, “Sahaflarda İstanbul’a ait fotoğrafları buldum. Akrabalarıma ait bir şey bulmuş gibi sevinçle aldım. Giderek fotoğraflardaki karakterlerin eşyalarına benzer cep saati, kravat, papyon, el yapımı elbiselerin üzerine dikilen güller gibi şeylerin benzerlerini bulmaya başladım. Eski kutuların içinden fotoğrafları çekip o giden insanların hepsinin tablolarını yaptım. Onları onurlandırmak istedim. Bu aldı başını gitti. Serginin her yanında zamanı temsil eden analog saatler, kameralar yer alıyor. ‘Beni unutma’, ‘Hatıramı sakla’ gibi sloganları da tablolara taşıyarak seyirciye onların varlığını göstermek istedim” diyor.

ÜTOPİK DÜNYALAR SANATÇILARIN SIĞINAĞI

Serginin ‘İstanbul Portreleri’ başlıklı ilk bölümünde, Öner’in 1995’ten bu yana İstanbul sahaflarından topladığı ve 1890–1940 yılları arasını kapsayan eski Türkiye fotoğraflarını resmettiği yağlı boya tablolar yer alıyor. İkinci bölümde ise, resme dönüşen fotoğraflarda görünen objeler sergileniyor. ‘İstanbul Portreleri’nin üretimi sırasında fotoğraflardaki eşyalara da dikkat kesilen ve bu objeleri kendisine verilen emanetler olarak kabul eden sanatçı, sahaflarda ve bitpazarlarında bulduğu bu eşyaları uzun bir yemek masasına yerleştiriyor. Üçüncü bölümde ise izleyiciyi, umut dolu bir hayal dünyası karşılıyor. Türkiye’ye dair aklındaki ütopyayı resmeden Öner, geleceği parlak, renkli bir ülke ve mutlu, sevgi dolu portreler ortaya koyuyor. Öner bu bölümü “Dünya karışık dönemlerden geçtiği sıralarda, ütopik dünyalar sanatçının sığınaklarıdır. Sanatçı kaçtığı dünyayı yaratır ve izleyeni davet eder” diye anlatıyor.