Kayırma Ekonomisi kitabını yazan Esra Çeviker Gürakar: Halktan alınan vergilerle AKP'liler zengin ediliyor

03.12.2018 07:33 RÖPORTAJ
Mega projelerin yandaş kayırma araçlarından en önemlisi olduğu yaygın ve doğru tespit olsa da, bu projelere daha geniş bir perspektiften bakmak ve Türkiye’nin de içinde olduğu, kentlerin iktidarlar tarafından sermayeye pazarlandığı neoliberal yaklaşımının bir parçası olduğunu görmek

CAN UĞUR

Kayırma ekonomisi kavramı siyasal literatürümüze yeni girmese de AKP dönemini anlatan en güncel ifadelerden bir tanesi. AKP’lilerin birinci dereceden akrabaları ve yakınları kamu kaynaklarını istedikleri biçimde kullanabiliyor. Halkın vergileriyle meydana gelen kamu kaynakları kayırma ağları sayesinde AKP'lilerin hizmetine sunuluyor. Bunun ekonomik boyutu olduğu kadar siyasal arka planı da var. Özellikle seçim dönemlerinde bu ilişki biçimleri iktidar partisi tarafından ‘kömür, makarna vb’ tahvil edilebiliyor.



Pazartesi Söyleşisi'nin bu haftaki konuğu Akademisyen Esra Çeviker Gürakar hayatımızın parçası haline gelen kayırma ekonomisinin bilimsel bir analizini sunuyor.

► Kayırma ekonomisi nedir? Neden böyle bir kavramsallaştırmaya ihtiyaç duydunuz?
Patronaj temelli politika ve rantiye ekonomisinin hakim olduğu Türkiye’de kamu ihalesi ile yolsuzluk kavramları öteden beri hep bir arada kullanılmış. İhale yolsuzlukları sadece AKP dönemi ile ilgili bir mevzuu değil. Eskinin yoz sisteminin yeniden hem de çok daha güçlü bir biçimde üretildiği AKP döneminin diğer dönemlerden farkı yolsuzluğun niteliği ve etkilerinde yaşanan değişim. Kitap için Kayırma Ekonomisi isminin seçilmesi de bu yüzden ... Çalışmanın ihale yolsuzluklarından çok öte bir yapıyı, bir makine tipi organizasyonu, siyasi, iktisadi ve hukuki yozlaşmayı anlatması ile ilgili. Kitap yolsuzluk kavramını da kapsayan çok daha geniş ve içinde kopuşlarla birlikte süreklilikler de içeren bir yapısal dönüşümün resmini çiziyor. Mevzuu Kamu ihalelerine fesat karıştırmanın çok daha ötesinde; belli kişi, grup veya sektörleri kayırmak adına siyasal karar alma süreci ile paralel bir şekilde kamu ihalelerinin yapılış usullerini ve sözleşmelerin tahsisini yönlendirmek adına yapılan yasal değişiklikler ile formel kurumsal bir yapı olarak karşımıza çıkan kayırma ekonomisi. Bir başka deyişle 1987’den sonra ilk defa tek başına iktidara gelmeyi başaran ve tek parti hükümeti olarak ülkeyi yönetme otoritesini 16 yıl elinde bulunduran AKP’nin rant yaratma ve dağıtma aygıtını 1990’ların kısa ömürlü koalisyon hükümetlerine nazaran orta vadeli hedefler doğrultusunda daha sistematik bir biçimde yeniden oluşturması ve geliştirmesinin kamu ihaleleri özelindeki hikayesi.

► Kamu ihalelerinde sizin en çok dikkatinizi çeken şey neydi, bilinmesini istediğiniz noktalar neler?
En çok dikkâtimi çeken husus AKP ile direkt bağlantısı olduğunu tespit ettiğim 1200’den fazla şirketin profiline ilişkindi - ki bunlar MÜSİAD vb. muhafazakar iş örgütlerine üye olan ve “ilişkili” olarak kodladığım 1300 kadar firmayı içermiyor. Öyle ki böyle bir bulgu ile karşılaşılacağımı bilmeden başladığım araştırmanın en nihayetinde geldiği nokta bağlantılı firmaları da kendi içinde “direkt bağlantılı” ve “ilişkili” firmalar olarak ayırmak oldu. Siyasi bağlantı tiplerini sınıflandırmayı gerektirecek kadar karmaşık bir yapı vardı ortada. “Direkt bağlantılı” firmalar öylesine firmalar değil. Sahipleri ya AKP’de siyaset yapıyor (il/ilçe başkanından – milletvekili/bakana kadar) ya da yapanların birinci dereceden akrabası.

Dahası “belki de bu şirketler köklü, rekabet gücü yüksek şirketlerdir” önermesi ile neden-sonuç ilişkisini daha sağlam temele oturtmak adına direkt bağlantılı şirketlerin kuruluş yılları bulundu ve bunların neredeyse tümünün siyasal İslam’ın yükselişe geçtiği ve Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı olduğu dönem ile AKP döneminde kurulan görece yeni firmalar olduğu tespit edildi. Dolayısıyla bu “direkt bağlantılı” firmalar devletten ihale almak için her iktidara gelen parti ile bağlantı kuran, her dönemin siyasi bağlantılı firmalarından değil. Daha farklı, kısmen planlı bir durum var ortada. Tabii AKP öncesi Türkiye yolsuzluk ve kayırmacılık tarihinden de öğrenilmiş ve yeniden ve daha güçlü bir biçimde üretilmiş bir mekanizmadan bahsediyoruz. Hülasa ihalelerde kayırmacılığı analiz edeceğim diye girdiğim yolda, bununla birlikte Türkiye’de devlet-özel sektör ilişkilerinin nasıl nitelik ve boyut değiştirdiğini de görmüş ve göstermiş oldum.

Bunun yanı sıra kitapta ulaşılan kayda değer somut sonuçların bazıları ise şöyle sıralanabilir:

♦ AKP hükümetleri döneminde hem yapılan ihalelerinin sayısında hem de kamu alımlarına ayrılan parasal kaynakların büyüklüğünde çok ciddi artışlar gerçekleşti. Kamu ihalelerine ayrılan kaynaklardaki artışın temel nedeni ise sözleşme bedeli onlarca milyon TL’yi bulan büyük ihalelerdeki artışlar. Sözleşme bedeli büyüdükçe ihalelerin neredeyse yarısını AKP ile direk siyasi bağlantıları olan 1200 firma alıyor. Buna MÜSİAD vs. gibi İslami iş örgütlerine üye olan firmaların aldıkları pay da eklenince toplam %65’e varmakta.

♦ Kamu alımlarında kayırmacılığın boyutları özellikle tadil yasaları ile rekabetin minimum seviyeye düşürüldüğü ihalelerde belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. AKP ile “ direkt bağlantılı” firmalar görece daha az rekabetçi olan ihalelerden aslan payını almaktadırlar.

♦ Yine kamu ihalelerinde kayırmacılık özellikle inşaat ve hizmet alımı ihalelerinde belirgin olmakla birlikte, mal alımı ihalelerinde klientalist ilişkilerin sürdürülmesi görece daha zor. Ar-Ge gerektiren yüksek tutarlı mal alımı ihalelerinin %60’ı TÜSİAD üyesi büyük holding şirketleri ile sözleşmeye bağlanmakta.

kayirma-ekonomisi-kitabini-yazan-esra-ceviker-gurakar-halktan-alinan-vergilerle-akp-liler-zengin-ediliyor-537534-1.► Bu ekonomik ilişkinin topluma yansımaları nasıl oluyor? Halkın yararına olduğu yerler de var deniyor?
Toplam bütçe gelirlerinin %85’i vergi gelirlerinden sağlandığına göre kamu ihalelerinin parasal kaynağı vatandaşın vergileri. Üstüne üstlük kazanan yerine harcayandan vergi alınan, bütçeyi kurumlar vergisi yerine ÖTV ve KDV’nin sırtladığı, adaletsiz bu sistemde bizler ödediğimiz vergilerin nereye harcandığının, ihalelerde rekabeti sınırlayan yasal değişlikler nedeniyle oluşan büyük meblağlardaki kamu zararının peşine düşemiyoruz. Bu sürecin en belirgin mağdurları ise işçiler ve memurlar, yani maaşı daha eline geçmeden kaynağında kesilenlerle, satın aldığı tırnak makasına dahi %20 ÖTV ödemek zorunda kalan halk.

Ve fakat AKP iktidarı kamu ihalelerinde kayırmacılığı, sadece siyasi patronajın ve siyasetin finansmanının bir aracı olarak değil, öncüllerine göre çok daha mütehassıs bir şekilde kullanmakta, özellikle yerel düzeyde seçmenlere kaynakları tahsis etmenin yeni biçimlerini geliştirmektedir. Hem kendine tâbi irili ufaklı özel sektör firmaları güruhu oluşturmakta hem de seçmen nezdinde iş yapan, hizmet üreten bir siyasi parti izlenimini korumaktadır.

İlk olarak her ne kadar 2 bin 500 adet bağlantılı ve ilişkili firma büyük ihalelerin aslan payını almakta ise de görece küçük kabul edilebilecek 1-5 milyon TL arasındaki ihalelerin yarısı da herhangi bir direkt siyasi bağlantısı tespit edilemeyen 10 bin kadar firma tarafından kazanılmıştır. Dolayısıyla küçük ihaleler yolu ile kaynakların yeniden dağılımından bahsetmek mümkün. Bunun yanı sıra iyi dizayn edilmiş bu karşılıklı bağımlık ağları içinde seçmene halkın gündelik hayatına değen toplu konut, duble yol ve belediye hizmetleri yoluyla “süratle” hizmet götürülmektedir. Yine düşük taksitli ve uzun vadeli kredi ile ev sahibi yapan TOKİ toplu konut uygulamalarının da bir yanı ile halkın yararına uygulamalardan biri olduğu söylenebilir. Tabii halk bunun karşılığında aynı TOKİ’nin kıyaslanamayacak kadar daha pahalı ve “TOKİ kendi kaynağını yaratıyor” diyerek ihale kanunu kapsamı dışında yapılan AK-GO projeleri nedeni ile kamusal varlıklarından vazgeçmek durumunda. Halbuki TOKİ’nin kendi kaynağını yaratmasını sağlayan kamu arazileri de pek tabii herhangi bir hükümetin tekelinde değildir, vatandaşın malıdır.

► Bu ilişki biçiminin (kayırma ekonomisi) hâkim olmaması için neler yapılabilir?
Benim en çok önemsediğim konu vergi bilincinin oluşması. Ancak ve ancak yerel ya da merkezi hükümetlerin bizlere sunduğu hizmetlerin vergilerimizin karşılığı olduğu bilincine ulaşabildiğimiz zaman hakkımızı da aramaya başlayacağız.
İkinci olarak yerle yeksan edilmiş adli işleyiş ve denge denetleme mekanizmalarının acilen tekrar işler hale gelmesi gerek. Sayıştay’ın bağımsız denetleme yetkisi mutlak surette korunması gereken bir sistemdir. Aksi halde projelere hep başkanın “olur” vermesi gereken ve Türkiye’den de bazı firmaların çok zor durumlara düştüğü Türkmenistan’dan farkımız kalmayacak.

Son olarak kamu ihaleleri özelinde tadil yasaları ile kevgire dönen Kamu İhale Kanunu yenilenmesi ve bir bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurum olarak siyasilerin kamu ihale piyasasındaki etkisinin ortadan kaldırmak amacı ile kurulmuş olan, fakat son on yılda bağımsızlığını ve otoritesini kaybetmiş ve Maliye Bakanlığı’na bağlanarak özerkliği de ortadan kaldırılmış olan Kamu İhale Kurumu’nun yetkilerinin tekrar kuruma geri verilmesi gerekir.

***

kayirma-ekonomisi-kitabini-yazan-esra-ceviker-gurakar-halktan-alinan-vergilerle-akp-liler-zengin-ediliyor-537535-1.Neoliberal yaklaşımın bir parçası

► Kayırma ekonomisi ile mega projeler sıkça yan yana kullanılıyor. Projelerin niteliğini nasıl etkiliyor bu durum?
Mega projeler klasik bir tedarik yöntemi olan kamu alımlarından ayrılırlar. Her ne kadar hazine garantileri nedeni ile geçtiğimiz iki yılda bütçe üzerinde pek âlâ yük oluşturduğu ayyuka çıkan bu projeler bütçeden ödenek ayırmak suretiyle değil de yüklenici firmanın kredi bulması yoluyla yapıldıkları için İhale Kanunu kapsamında olmayan Kamu Özel Ortaklığı yolu ile yapılırlar. Mega projelerin yandaş kayırma araçlarından en önemlisi olduğunun yaygın tespiti önemli ölçüde doğru olsa da, bu projelere daha geniş bir perspektiften bakmak ve Türkiye’nin de içinde olduğu kentlerin iktidarlar tarafından sermayeye pazarlandığı neoliberal yaklaşımının bir parçası olduğunu görmek önemli. Yani kayırma ekonomisinden bağımsız olarak bir çoğu çevresel, teknik ve ekonomik yatırım açısından uygun olmayan, çoğunun dolar/avro cinsinden yapılan sözleşmelerine “gizlilik” gerekçesi ile ulaşılamayan ve bir türlü ne öngörülen maliyetlerde kalabilen ne de tahmin edilen gelirlere ulaşabilen bu mega projeler nedeni ile kamu yararı, toplumsal etmenler ve yıkıcı ekolojik etkiler göz ardı edilmektedir.