birgün

18° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 22.02.2021 09:51

Kayyum çağı öyküleri

Kayyum çağı öyküleri

Geçen hafta Netflix’te çok sinir bozucu bir film gösterime girdi. I Care a Lot (Çok Önemsiyorum) adlı filmin sinir bozuculuğu, her geçen gün içine daha da gömüldüğümüz ‘kayyum düzeni’ni fazlasıyla gerçekçi biçimde anlatmasından kaynaklanıyor. ‘Hayatımız film gibi’ değil ama filmlerimiz hayat gibi!

Filmin baş karakteri Marla Grayson, birikmiş parası olan yaşlı ve yalnız insanları sahte doktor raporlarıyla ‘kendine bakmaktan aciz ve bunamış’ olarak gösterip mahkeme kararıyla bakımevine kapatıyor, sonra da tümüyle yasal yollardan kayyum olarak atandığı varlıklarını harcamaya başlıyor.

Hollywood sineması, Aristo’nun Poetika adlı yapıtında tanımladığı özdeşleşme (mimesis) kuralları üzerine inşa edildiği için senaryo, oyunculuk, çekim ve kurgu stratejileri, müziğin kullanımı gibi unsurlar seyircinin belli duyguları yaşamasını sağlayacak biçimde tasarlanır. Bu film de bunun çok iyi bir örneği: Profesyonel kayyum Marla Grayson’dan kolayca nefret ediyor, zavallı ihtiyarların bu sömürü çarkından kurtulmasını umuyorsunuz. En fenası da, yapılan tüm kötülüklerin yasalarca korunuyor olmasının yarattığı o dehşetli çaresizlik hissi… Ama bu film özdeşleşme gücünü -sinir bozuculuğunu!- sadece başarılı tragedya uygulamasından almıyor ne yazık ki, anlatılanları farklı bir düzeyde birebir yaşıyor olmamızın da bunda payı var.

Birkaç beş yıl önce, çok yaşlı ve akıl sağlığı yerinde olmayan bir teyzemize yaklaşan bazı yabancıların yol açtığı huzursuzluk sonucu, yakın aile fertlerinin isteğiyle teyzeye kayyum olarak atanmamla ilgili tuhaf bir mahkeme sürecine girdim. Belge işleri, sağlık raporları, adres kontrolleri, karşısındakilere son derece kaba bir üslupla seslenen mahkeme üyelerinin yönettiği duruşmalar vs. derken, neyse ki kimseye kayyum olarak atanmadım. Yasal süreç başladıktan bir süre sonra teyze yaşamını yitirdi, ama kadıncağızın ölümünden aylar sonra bile, kayyum atama davasının hâlâ sürdüğüne dair zarflar gelmeye devam etti.

Bu deneyimden, kayyum atama süreçlerinin epey zorlu olduğunu -en azından hakların korunmasıyla ilgili durumlarda- öğrenmiş oldum. Lakin halkın bir kısmının politik tercihleri ya da akademik kurumların özerkliği gibi durumlar söz konusu olduğunda işlerin hiç de öyle olmadığını hepimiz biliyoruz: Türkiye’de kayyum işleri, uzunca bir süredir sadece bir kişinin dudaklarından çıkacak sözlere bakıyor.

kayyum-cagi-oykuleri-844236-1.

Şu ya da bu nedenle hoşuna gitmeyen bir belediye yönetimi mi var, hemen kayyum atayarak el koyuyor. Bir üniversitede özgürlük ve bilimsellik gibi kavramlar mı öne çıkmış, hemen kayyum-rektör atayarak kurumu mümkün olduğunca aşağıya çekmeye çalışıyor. Kurumların içini boşaltmak ve her türden muhalefeti etkisizleştirmek için kullanılan harika bir araç bu kayyum uygulaması!

İşte I Care a Lot filmindeki karakterin kafası da tıpkı bu ‘başgan’ınki gibi işliyor. Mesele sadece kafa meselesi değil tabii; öyle bir sistem kurulmuş ki, kadının gözüne kestirdiği kurbanlar için istediği raporları hemen yazacak doktorları, istediği mahkeme emirlerini çıkaracak yargıçları, yaşlıların damarlarına istediği kadar ilaç basacak bakımevi müdürleri var. Her şey kötü, her şey alçakça ve her şey tümüyle yasal!

Neyse ki filmin hayatla benzerliği burada bitiyor. Bizde, başta Boğaziçili gençler olmak üzere, filmde bulunmayan birçok şey var. Bu sayede, Hollywood filmlerinin yarattığı duygular gibi gelip geçici olmayan bir direnç ve direniş enerjisinin sürekliliğinden söz edebiliyoruz. Sadece seyirci değiliz yani...

***

‘Kayyumlar çağı’, güç sahiplerinin halkla ilişkileri yönünden daha önceki yüzyıllara benziyor. İktidarlar, belki güç aklı da yozlaştırdığı için, dünyayı hâlâ yüzlerce yıl önceki hâliyle tanımlamaya ve sürdürmeye çalışıyorlar. İstedikleri makamlara istedikleri kişiyi atayarak çarkı eskisi gibi döndüreceklerini sanıyorlar.

Ama biz eskiden ezilenlerin sahip olmadığı bir güce sahibiz artık: İletişim. Taht değişikliklerinin bile ülkenin bir ucunda ancak günler, belki haftalar sonra öğrenilebildiği, saray tarihçileri ne yazmışsa tarihin öyle kabul edildiği günlerin halkı değiliz biz!

Bu varoluşsal gücün araçlarından olan BirGün’ün yeni abonelik kampanyalarına bir göz atmayı ihmal etmeyin lütfen.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol