Google Play Store
App Store

Yaklaşık bir yıldır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir, “Kent Uzlaşısı” soruşturmasında hâlâ iddianame hazırlanmadığını söyledi. Bianet’e konuşan Özdemir, yaşanan süreci “hukuki bir süreç değil, hukuksuz bir bekleyiş” olarak tanımladı.

Kent Uzlaşı'ndan tutuklu Ebru Özdemir: İddianamesiz tutukluluk yargılama değil, cezalandırmadır

Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir, yaklaşık bir yıldır tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden gazeteci Evrim Kepenek'in sorularını yanıtladı.

Bianet’e konuşan Özdemir, yaşadıklarının hukuki bir süreçten çok fiili bir cezalandırma olduğunu söyledi.

Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında tutuklanan Özdemir, yargı süreçlerinin belirsizliğine ve iddianamenin hâlâ hazırlanmadığına dikkat çekerek, yaşananı hukuki bir süreç değil hukuksuz bir bekleyiş olarak nitelendirdi.

Söyleşide Özdemir ayrıca cezaevi deneyimini, şehirle kurduğu zihinsel bağı, yerel yönetimde kadın politikalarını ve barış anlayışını da detaylarıyla anlattı.

CEZAEVİNDE DİSİPLİNLE GEÇEN GÜNLER

28 Mart 2025’ten bu yana tutuklu bulunan Özdemir, tek başına sürdürdüğü cezaevi yaşamını “sessiz bir direnme” ve zihni diri tutma süreci olarak tanımlıyor. Sabahları düzenli yürüyüş ve haber okumayla başlayan günlerin ardından büyük bölümünü kitaplara ayırdığını kaydeden Özdemir, yazmanın burada hem düşünmenin hem de direnmenin bir biçimi olduğunu belirtti. Cezaevinde televizyon izleme alışkanlığı edinmiş olmasına rağmen bunun bile bir “siyaset sosyolojisi dersi” gibi olduğunu düşündüğünü söyledi.

Özdemir, burada geçen süre içinde zihninin berraklaştığını, dışarıdaki hızlı ritme kıyasla düşüncelerine daha fazla odaklanabildiğini ifade etti. Zaman zaman avukat arkadaşlarının ziyaretleri sırasında başka tutuklularla kısa da olsa temas kurmasının “beklenmedik bir direnme gücü” verdiğini vurguladı.

ÖZGÜRCE YÜRÜMEYİ BEKLEMEK

Söyleşide Özdemir’in en çok özlediği şeylerden biri “özgürce yürümek”. Nereye gittiğini hesaplamadan, sadece şehrin akışını izleyerek yürümeyi, markete gitmeyi, Bomonti pazarında dolaşmayı, arkadaşlarıyla gözleme yemeyi örnek gösterdi. Bu “sıradan” anların, burada, cezaevi koşullarında daha da değerli hale geldiğini belirtti.

Özdemir, dışarıyı sürekli düşünmenin, bazen insanın içini yakan bir özleme dönüştüğünü ancak bununla sağlıklı kurgu yapabilmek için mesafe koymayı öğrendiğini söyledi: “İçinde bulunduğum koşulları, bütün dünyam gibi kabul edip buradan beni güçlendirecek bir deneyim çıkarmaya çalışıyorum.”

BARIŞ: SADECE TEMENNİ DEĞİL YAŞAMSAL İHTİYAÇ

Özdemir, söyleşide barış kavramına dair de güçlü bir vurgu yaptı. Bugün barışın pek çok kişi için soyut bir temenni hâline geldiğini; ancak bunun artık ertelenebilir değil, savunulması gereken yaşamsal bir hak olduğunu söyledi. “Barış artık soyut bir temenni değil; gündelik hayatımızı, haklarımızı ve birlikte yaşama ihtimalimizi doğrudan belirleyen yaşamsal bir ihtiyaç” değerlendirmesinde bulundu.

Günümüzün siyasi atmosferini de eleştiren Özdemir, kutuplaştırıcı ve dışlayıcı dillere rağmen kapsayıcı, onarıcı ve birleştirici bir siyasal dilin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal adalet gibi meselelerin barış mücadelesinin ayrılmaz parçaları olduğunu belirtti.

İDDİANAMESİZ TUTUKLULUK: “YARGILANMADAN CEZALANDIRILMAK”

Özdemir’in söyleşideki en çarpıcı bölümünü, ihraç edildiği soruşturmaya ilişkin değerlendirmesi oluşturdu. Hakkında hâlâ bir iddianame hazırlanmadığını belirten Özdemir, “Bir hukuk devletinde insanlar neyle suçlandıklarını bilmeli ve kendilerini savunabilmelidir” dedi. İddianame olmadan tutuklu tutulmanın, “savunma imkânı tanınmadan özgürlükten mahrum bırakmak” anlamına geldiğini savundu.

Özdemir, söz konusu sürecin sadece bireysel bir mağduriyet olmadığını, aynı zamanda savunma hakkının askıya alındığı bir adalet sorunu olduğunu ifade etti. Yaşanan belirsizliğin sona erdirilmesi ve hukuki sürecin şeffaf, adil ve evrensel hukuk ilkelerine uygun biçimde işletilmesi gerektiğini dile getirdi.

YEREL YÖNETİM DENEYİMİ VE KADIN POLİTİKALARI

Söyleşide Özdemir, yerel yönetimde kadınların rolüne dair kapsamlı tespitlerde bulundu. Kent politikalarının teknik ayrıntıları üzerinden; sokak aydınlatmalarından toplu taşıma düzenlemelerine kadar kadınların deneyiminin gözardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Özdemir, yerel yönetimlerde alınan kararların kentin karakterini doğrudan etkilediğini; kadınların bu süreçlerde etkin söz sahibi olması gerektiğini vurguladı.

Şişli Belediyesi’ndeki dönemde kadın temsilinin sadece sembolik olmadığını, imar gibi genellikle erkek egemen alanlarda dahi kadınların karar alıcı konumda olduğunu kaydeden Özdemir, bu sayede toplumsal cinsiyet eşitliğinin yerel politikaların merkezine taşınabildiğini söyledi.

Özdemir ayrıca, kadınların güvenli ve özgür şekilde kent yaşamına katılabilmeleri için sadece iyi niyetin yeterli olmadığını; doğru planlama, mühendislik ve politik katılım süreçlerinin de gerekli olduğunu belirtti. Kreşler, kadın merkezleri, toplu taşımada servisler gibi somut uygulamaların kadınların kamusal hayata çıkışını kolaylaştırdığını söyledi.

ŞEHİRLE BAĞ VE KAMUSAL MEKÂNIN DÖNÜŞÜMÜ

Cezaevinde geçirilen sürenin şehirle kurulan bağını zihinsel ve duygusal bir düzeye taşıdığını belirten Özdemir, mekânın artık gidilen bir yer değil; düşünülen, özlenen ve yeniden anlamlandırılan bir bağlama dönüştüğünü söyledi. Bu süreç, yerel yönetim pratiğinde kentin eşitlik ve adalet odaklı dönüşümünün ne kadar kritik olduğunu da anlamasını sağladı.

Özdemir, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kentsel mekânlarda sistematik olarak üretildiğini ve bunun dönüşümü için yerel yönetimlerin politikalarıyla müdahale etmesi gerektiğini vurguladı. Kadınların kamusal alanda özgürce hareket edebilmesini sağlamanın yerel yönetimlerin asli görevlerinden biri olduğunu belirtti.

TAHLİYESİNİN ARDINDAN İLK YAPACAKLARINI SIRALADI

Cezaevinden sonraki planlarıyla ilgili de konuşan Özdemir, sevdikleriyle birlikte zaman geçirmek istediğini söyledi.

Kalabalık bir masa etrafında yemek yemek, sohbet etmek ve yeniden üretime dönmek istediğini ifade etti. Özdemir, özgürlüğüne kavuştuğunda yeniden kamusal alanda söz söylemek, yazmak ve düşünmek istediğini belirtti.

ÖZDEMİR'DEN KAMUOYUNA MESAJ: EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK

Özdemir, söyleşiyi kamuoyuna şu mesajla bitirdi: Eşitlik ve özgürlük soyut kavramlar değil; insanların yaşam koşullarını belirleyen somut gerçekliklerdir. Bu değerlerden vazgeçmenin güvenlik veya düzen adına meşrulaştırılamayacağını söyledi.

Özdemir, bu değerleri korumanın bilinçli bir politik tutum olduğunu ve sonunda eşitlik ile özgürlüğün kazanacağına inandığını vurguladı.