birgün

15° KAPALI

BİRGÜN PAZAR 05.04.2020 09:27

Keşke tek dert ‘virüs’ olsaydı!

Küba’nın, yatırımını insana yapmasının ehemmiyeti apaçık bir gerçeklik, birçok halkın nazarında. Yeni insana giden yol, bencillikten azade olacak, besbelli. Kendi kadar, başkalarını da düşünenler çoğalacak, kapitalizmin, salt kendini kurtar tiradı, elbet bir gün son bulacak.

Keşke tek dert ‘virüs’ olsaydı!

Alper Turgut

Turgut Uyar demiş ya; “Yağmurlar yağar, günler batar, geceler gelir / Bir bitmez türkü başlar dışımızdan…”, bu dizeler üşüştü usuma, Helin Bölek’in türkülerimizi özgürce söyleyebilmek uğruna, son nefesini savurduğu o tarifsiz anda. Ah! İnsani taleplere sırt çevirmeyi matah sanan o ağır hamaset hali, zaten umutlar ve yarınlar adına kolumuzu kanadımızı kıran değil mi, düşman bellemek hani öteki dediğini. Özgürlük ve adalet için, insan tatlı canından vazgeçer mi, geçiyor işte! Ölüm orucu eylemini doğru veya yanlış bulsak ne fayda? Helin gidiverdi işte, günlerce, haftalarca, aylarca, suskun gözlerimizin önünde havada kalan sesiyle gitti. Türküler kaldı geriye, söylenmemiş türküler, bilesiniz.

Dünyadaki korona vaka sayısı, çoktan bir milyonu aştı, neredeyse tüm yerküre, bir gözle görünmez virüsün kontrolüne geçti. Öyle de bulaşıcı ki lanet, ömrümüz boyunca karşı durduğumuz tecride bizleri gönüllü etti, hücreler yok olsun derken dört duvar biricik gerçeğimize çevrildi. Altın çağ, bilim çağı, akıl çağı derken çıkageldi sevimsiz ve tekinsiz izolasyon çağı, hepimize geçmiş olsun. Elbette, inanç ile akıl arasında, kalp ve beyin arasında, hurafe ve dosdoğru arasında, gelecekte kıyasıya bir rekabet ve mücadele yaşanacaktı, bu tahmin değil, aşikâr olandı. Bu süreç, hunharca çekişmeyi öne çekmiş oldu, artık bu bir milattır, Covid-19’dan önce ve sonra diye belirlenecek hemen her şey, bariz bu, kaçınılmaz, kaçınılamaz.

Birkaç gün önce maskemi ve eldivenimi alıp acil ihtiyaçlar için güvenli alanı terk ettiğimde, postanenin önünde yaşanan karmaşaya tanıklık edeceğimden bihaberdim. Hayli kalabalıktı, sosyal mesafe sizlere ömür idi, gürültü çoktu, itiraz boldu. Sonra itiş kakış yaşandı, yoksul yoksulu tartaklamaya çabaladı, bir avuç para için çırpınan insanları görmek, ince bir sızıydı, halden anlayana. Fakirin tek derdi bu virüs adlı musibet değildi, daha da dayanılmaz olacak yokluk ve yoksunluk haline karşı, çabalamak idi, el yordamıyla. Nasıl da zordu, kaygı dolu suretlerde, en ufacık bir umut ışığını yakalamak, harbiden ne güçtü. Kazara oradan geçen varsıl biri, ya bırakın üçü, beşi, evde kalın dese, hali nice olurdu, bir düşünün derim.

Yuvamda kalayım, oh odam sıcacık, yemek ocakta, çay demleniyor, şöyle ayaklarımı iyice uzattım, internette sörf yapıyorum, akşama şarap mı içsem, bu arada dinlenmek de çok güzelmiş ha! Mevzu hepimiz için böyle olsaydı, zorunlu ev tatili der geçerdik, kira derdi yok, doğalgaz, elektrik, su, internet, telefon, hepsi açık, mutfak tıka basa dolu, öyle herkes kendini eyler. Mesele milyonların, yarını nasıl atlatırım tasasında yatıyor, bırakın yarınlara güvenle bakmayı, bugünü nasıl kurtarırım, bizim büyük çaresizliğimiz budur, başkaca bir şey değil!

Bu meşhur pislik, sevdiklerimizi boğarak öldürüyormuş. Nefes almak, nefes olmak ne değerli ne önemliymiş, solumak için evlere kapanmamız bahar aylarında, hepimize büyük bir ders imiş, aynı zamanda. Bu korku ikliminde, tüm insanlık hedefken, hala gündelik siyaset peşinde koşturmak, ne beyhude bir uğraşı, durmak, farkına varmak çok mu meşakkatli, zırdeli miyiz biz? İşte umreciler yaydı bunu, yok, yurtdışı tatilinden dönenler, karantina kurallarına uymadı böyle oldu, yine bölünmüş, yine iki kamp olunmuş, taraflar salt karşısındakini suçlar olmuş.

Arkadaşlar, sorun şudur, budur vakti midir şimdi, çözüm nedir, çözüm? İktidar odağının, ayırmak zaten en bildik işlevi, bunu yine ve yeniden bizlere kakalamasına, balıklama atlamak da nedir? Biz, hepimiz için ne yapabiliriz ne yapmalıyız? Reçetemiz tam olarak budur! Kapitalizm karşısında, sosyalizmin, ne denli güçlü bir formül olduğu baskın bir şekilde ortaya çıkıyor, daha da yeşerecek bir gidişat bu, görmüyor musunuz? Kurdukları her düzenek, çatırdıyor, en itibar ettikleri şeyler, ardı ardına yıkılıyor. Senelerdir abluka altında, çetin koşullarda tüm Latin Amerika’dan akın akın gelen sayısız öğrenciyi, bin bir emekle dünyanın en hatırı sayılır sağlık emekçilerine çeviren Küba’nın, yatırımını insana yapmasının ehemmiyeti apaçık bir gerçeklik, birçok halkın nazarında. Yeni insana giden yol, bencillikten azade olacak, besbelli. Kendi kadar, başkalarını da düşünenler çoğalacak, kapitalizmin, salt kendini kurtar tiradı, elbet bir gün son bulacak.

‘Şahsım’ ülkesinde, IBAN ile ilgili espri kasmak dahi, gözaltı ile karşılık bulabiliyor. “Beni virüs değil, düzeniniz öldürür” diyen bir emekçi kardeşimiz, apar topar derdest edilebiliyor. Bakınız, artık hakaret, küfür de aramıyorlar, en ufak bir eleştiri, cezai müeyyide ile karşılık bulsun istiyorlar. Endişeye dairdir bu, yanlışlar yaptıklarının ayırdındalar ki, etki-tepki meselesi, dönüşüp duruyor. Çünkü köşede kıyıda, zor günler için saklanan bir para yok, çalışanlar ne olacak, dükkanlar ne olacak, emekliler ne olacak, hiçbir fikirleri yok. Hazırlıksız yakalandılar, betona para gömmenin, yeni bir zengin sınıf yaratmanın, dev şirketlerin vergi borçlarını silmenin, her yere AVM dikmenin, Yeni Türkiye demek olduğu algısı, karın doyurmuyor, ne yazık ki.

Vakaya pozitif tanısı konulmuş, hayda, kaçmaya çalışıyor karantinadan, hastalık firar ile atlatılamıyor, insan, kendinden kaçamıyor. Başkalarına sirayet etmesin diye, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz zarar görmesin diye, bu belayı kapan insanın, sorumlulukları var, hepimizin var. Elbette zorlu günler, hatta ucunda yaşamak kadar ölmek de var. Ancak bugün sen, yarın ben, hepimiz hasta olabiliriz. Bu insana dair, en ağır sınav, keşke hepimiz geçebilseydik, keşke. Bu karabasan günler, bilinç aşılayacak belki bizlere, keyiften ve zevkten daha önemli şeyleri bilmeyi, bedel ödemeyi, sorumluluk almayı, düşeni kaldırmayı, başkalarının acılarını görmeyi, doğaya saygı duymayı öğreneceğiz, belki. Zaten bir çıkarımımız olmazsa, aptal özgüveniyle harekete geçecek ve her şeyin aynı şekilde devam edeceğini düşüneceğiz. İşte asıl hüsran, biz kibirli budalalar için o zaman başlayacak. Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız