Kibir ile kubur karşısında TARİŞ ile TEKEL “Dear Mister Prime Minister!”
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR
Sana böyle seslenmenin ilhamını dün gazetemizin arka sayfasında yayınlanan Pink şarkısından aldım. Çünkü bize özgü bir başbakandan

Sana böyle seslenmenin ilhamını dün gazetemizin arka sayfasında yayınlanan Pink şarkısından aldım. Çünkü bize özgü bir başbakandan ziyade artık küresel bir kapitalistsin, şarkıdaki gibi söylenişiyle “diır mistır pıraym minıstır”sın! Öylesine sıradansın.
Sıradan olduğun için de kibirlisin. Malum, akıl izan sahibi herkes görüyor; her diktatör heveslisi gibi kibirin her geçen gün kabarıyor.
Yahu öyle kibirlisin ki, lafının nereye gideceğini bile bilemiyorsun... Mesela “sivil faşist” lafını ederken, sivil faşistlerin yaptığının daniskasını bizzat yapmakta olduğunu akla getirmiş olmuyor musun?
Yani 40 yıl önce sivil faşistlerin yaptığını 40 yıl sonra tekrarladığını... Şimdi Ankara sokaklarında çadırlarda direnen TEKEL işçileri var ya... Tam 40 yıl önce, evet bundan tamı tamına 40 yıl önce bugün, yani 8 Şubat 1980 günü de, İzmir sokaklarında, fabrikalarında ve gecekondularında direnen TARİŞ işçileri vardı!
Henüz 12 Eylül yani üniformalı faşizm gelmemişti ama adına MC (Milliyetçi Cephe) denilen sivil faşizm zaten hükümetteydi. Devir onların devriydi. MC hükümeti başka yerlerde olduğu gibi TARİŞ’te de işçileri çıkarıp yerlerine MHP’li işçileri (sivil faşistleri!) yerleştirme peşindeydi. İşçiler derhal faşist kadrolaşmaya ve işten atılmaya karşı direnişe geçti. 22 Ocak günü jandarma, polis zırhlı araçlarıyla büyük bir saldırı başlattı. Bu saldırı sonucunda 50 işçi yaralandı, 600 işçi de gözaltına alındı. Bu ilk saldırının ardından TARİŞ işçilerinin öfkesi daha da arttı.
Direniş fabrikalardan dışarı taştı, İzmir’in Çiğli, Çimentepe ve Gültepe gecekondu semtlerine yayıldı. Devrimciler bu direnişin en önündeydi, işçilerle birlikteydi. 25 Ocak günü diğer işçiler 2 saatlik iş bırakma eylemi gerçekleştirdi, TARİŞ işçisini desteklediler. Bunun üzerine TARİŞ Genel Müdürlüğü, 6 Şubatta gazete ilanıyla üretime ara verildiğini açıkladı. Hemen ardından, 3.000 işçi işten çıkarıldı. Bazı üniteler tümüyle tasfiye edildi. Ama işçiler üretimi sürdürdü, fabrikadan çıkmayacaklarını haykırdılar. Çiğli ipek fabrikasının işçileri, fabrika kapılarını kapatarak barikat kurdu. Çimentepe mahallesinin halkı da sokaklarına... Çevredeki semtlerden giderek artan sayıda emekçi direnişe katıldı. İşçilerle polis arasındaki çatışmalar tüm şiddetiyle devam ederken...
7 Şubat’ta polis işçilere yine asker desteğinde saldırdı, çatışmalar üç saat sürdü; binlerce işçi gözaltına alındı ve karakollar yetmeyince... Alsancak Stadyumu’na, evet bir stadyuma dolduruldular. Ardından, direnişe destek veren işçi mahallelerinde, evler tek tek basıldı ve insanlara evlerinde işkence yapıldı. Bir hafta sonra, bu kez polis, 10 bin jandarma komandosu desteğiyle ve panzerlerle kapıları kırarak fabrika bahçesine girebildi. İplik ünitesini boşaltmak istediler. Çiğli-Çimentepe halkı yine karşılarına dikildi. Gültepe ve Altındağ’da halk sokaklara dökülmüştü, mahallelerde barikat çatışmaları yaşandı. Yüzlerce kişi gözaltına alındı. Bu arada mesela yağ kombinası da polis ile işçiler arasında sürekli el değiştirmekteydi. Lakin 14 Şubat günü iplik fabrikası da kuşatıldı ve boşaltıldı. Yüzlerce işçiye vahşice dayak atıldı.
İşte TARİŞ, yani bu direniş 12 Eylül faşizminin gerekçelerinden biri olarak gösterildi ve direnişin öncülerinden iki yiğit devrimci, İlyas Has ve Hıdır Aslan bu nedenle idam edildi. Sivil faşistlerin başlattığını resmi faşistler bitirmişti...
Sahiden bitirebilmiş miydi? Görüyorsun işte “pıraym minıstır”, 40 yıl önce de yendik sanmışlardı, ama 40 yıl sonra hâlâ karşınızdalar... Çünkü onlarda kibir yok, onlarda sadece ekmeğin ve emeğin onuru var... İşte orada, Kızılay’da şimdi TARİŞ işçilerinin de hayaleti geziyor. TEKEL işçileri olarak yeniden diriliyorlar. Bundan mı korkuyorsun “pıraym minıstır”?
Peki, 40 yıl öncekiler, yani işçi düşmanları “sivil faşistler” idi... Sen de sivilsin, ama sen necisin? Sen nicesin “pıraym minıstır”?
Elbette bu soruyu duymazdan geleceksin ve kibirlilere ibrik tutan kuburdakilerin gazete manşetlerinden, köşelerinden, ekranlardan ha bire ikram ettiği “demokrasi kahramanı” rolüyle böbürleneceksin.
Son olarak şunu da söyleyeyim sivil başbakan: Peki ya gün gelirse, devran dönerse ve hesap verme vakti gelirse... İşte o zaman...
Kibirli olabilirsin ama kabaramazsın başbakan!
Çünkü...
İşçiler güzel, sen çirkin!