birgün

23° PARÇALI AZ BULUTLU

ÇALIŞMA YAŞAMI 29.06.2020 09:01

Kıdem tazminatı ‘birilerinin insafına bırakılamaz’

Madem amaç “kıdem tazminatı hakkını birilerinin insafına bırakmadan kalıcı bir sisteme bağlamak”, yapılması gerekenler belli. Öncelikle fon tartışmasını gündemden kaldırmak gerek. Kıdem tazminatında fona değil, kanun hâkimiyeti ve güvenceye ihtiyaç var

Kıdem tazminatı ‘birilerinin insafına bırakılamaz’

Kıdem tazminatının Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) adı altında fona devredilmesi ve belirli yaş gruplarına yönelik ayrımcı ve güvencesiz çalıştırma girişimleri, sendikalardan ve işçilerden büyük tepki gördü. DİSK ve Türk-İş ülke çapında eylem kararları aldı. Hal böyle olunca “aslında biz işçilerin kıdem tazminatı hakkını korumak istiyoruz” söylemi yeniden devreye girdi. Tecrübeyle sabittir ki kıdem tazminatının fona devri girişimi ne zaman tökezlese bu gerekçe devreye sokuluyor.

Deniyor ki “mevcut istemde işçiler kıdem tazminatına erişemiyor.” Oranları her dönem değişen “işçilerin yüzde şu kadarı kıdem tazminatı alamıyor” iddiaları ortada dolaşıyor. Bir ara bu iddia o kadar abartılmıştı ki mesela eski Çalışma Bakanı Faruk Çelik işçilerin yüzde 85’inin kıdem tazminatı alamadığını iddia etmişti (Habertürk, 22.3.2015).


Bu oranın abartılı olduğu açık. Üstelik bu konuda bilimsel bir değerlendirme ve veri de yok.

Ancak bu oranda olmasa da özellikle küçük ve orta ölçekli işyerlerinde çalışanların kıdem tazminatına erişim sorunu olduğu biliniyor. Dahası büyük ve sözde kurumsal şirketlerde de kıdem tazminatına erişim sorunu yaşandığı sır değil. Türkiye’de diğer işçi hakları ve alacaklarında olduğu gibi kıdem tazminatında da kanun hâkimiyetinin sağlanmasında ciddi eksikler var. İşçi alacakları korumasız.

EĞER MAKSAT KALICI HALE GETİRMEKSE...

Kıdem tazminatı ile ilgili son düzenlemenin amacının da bu olduğu söyleniyor. Kıdem tazminatı ile ilgili düzenlemeyle ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanı ile Aile ve Çalışma Bakanı 27 Haziran 2020’de “Amacımız kıdem tazminatı hakkını birilerinin insafına bırakmadan, kalıcı bir sisteme bağlamaktır” açıklamasını yaptı. Kesinlikle doğru. İşçinin alınteri, göz nuru, gelecek kuşakların hakları, 90 yıla yaklaşan bir işçi hakkı hiç kimsenin insafına bırakılamaz. Hukuk devletinde haklar insaf ile değil, kanun hâkimiyeti ile güvence altına alınır.

Devletin en yetkililerinin son açıklamalarından anlaşılmış oldu ki kıdem tazminatını TES adı altında fona devretme girişiminin asıl amacı Kalkınma Planı ve Yeni Ekonomi Programı’nda yazdığı gibi “ucuz, kalıcı ve TL cinsinden kaynak sağlanması” ve hükümetin yeni kaynak ihtiyacı değilmiş. Yine anlaşılmış oldu ki amaç işçilerin kıdem hakkını birilerinin [ki bunların insafsız patronlar olduğu sır değil] insafına bırakmak değilmiş. Gayet güzel. Sağduyunun galip gelmesi çok derece anlamlı. Doğru söze ne denir!

Madem amaç “kıdem tazminatı hakkını birilerinin insafına bırakmadan, kalıcı bir sisteme bağlamak”, yapılması gerekenler belli. Öncelikle işçilerin ve sendikaların 45 yıldır karşı çıktıkları fon tartışmasını gündemden kalıcı olarak kaldırmak lazım. Herhalde işçiler ve sendikalar kendileri için neyin yararlı olacağını bilecek durumdadır. Fon ve TES gibi modellerin işçiler ve sendikalar tarafından kabul görmediği ve bunların kıdem tazminatını korumadığı gerçeği artık kabul edilmeli. Ekonomi yönetiminin sosyal gerçeklerden ve çalışma dünyasından bihaber fantezileri durdurulmalı.

Kıdem tazminatında fona değil, kanun hâkimiyeti ve güvenceye ihtiyaç var. İşçilerin alınterinin ve birikmiş emeğinin karşılığı olan kıdem tazminatı birilerinin insafına bırakılmak istenmiyorsa yapılacak iş basittir. Önce kanun hâkimiyetini sağlamak lazım. İşverenler sigorta primlerini aksatıyor diye sosyal sigorta sisteminden vazgeçilebilir mi? Şüphesiz hayır! Ne yapılması lazım? Prim ödemeyenlerin üstüne gitmek ve bu primleri söke söke almak. Vergisini ödemeyen işverenler yüzünden kamu hizmetinden vazgeçilebilir mi? Hayır. İşveren ücreti geciktiriyor ve ödemiyor diye ücret hakkı ortadan kaldırılabilir mi? Elbette hayır.

kidem-tazminati-birilerinin-insafina-birakilamaz-750045-1.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün yaptığı açıklamada, “Amacımız işçilerin kıdem tazminatı haklarını birilerinin
insafına bırakmadan kalıcı ve garanti sisteme bağlamaktır” dedi.


KIDEM TAZMİNATI BİRİNCİ İMTİYAZLI ALACAK OLSUN

İşte bu örneklerde olduğu gibi işçilerin bir bölümü kıdem tazminatına erişemiyor diye kıdem tazminatının özünden vazgeçilemez. Kıdem tazminatının özü bir işveren yükümlülüğü olması ve işveren tarafından işçiye doğrudan ödenmesidir. Yapılması gereken 90 yıla yaklaşan bu hakka erişimde yaşanan sorunları ortadan kaldırılmaktır, yoksa kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldırmak değil. Kıdem tazminatı kanuni bir hak. Bu kanuna uymayan işverenler suç işliyor. Mevzuat ve uygulama kıdem tazminatı alacağını yeterince korumuyor ve sonuçta işçilerin önemli bir bölümü mağdur oluyor. O nedenle kıdem tazminatı alacağının güvencelerini artırmak lazım.

Madem devlette en üst düzeyde “kıdem tazminatını birilerinin insafına bırakmama” konusunda bir hassasiyet var, o halde ne yapmak lazım? Deneyimli ve titiz iş hukukçusu Dr. Murat Özveri’nin yılların uygulama deneyiminden de süzülen önerilerinde sık sık vurguladığı gibi kıdem tazminatı ve işçi alacaklarına kalıcı yasal güvenceler getirmek gerekiyor. Örneğin Ticaret Kanunu’nda gemi alacağının güvencesi var. Rehinle menkul mal verenlerin alacakları güvence altına alınmış. Bankaların alacakları ipotekle koruma altında. Finansal kiralama (leasing) şirketlerinin alacakları da güvence altında.

Kamu alacakları zaten güvence altında. Ancak işçi alacakları böyle bir güvenceye sahip değil. İşçinin alacağı, bir gemi ve leasing şirketinin malından daha değersiz. Yapılması gereken kıdem tazminatının imtiyazlı alacaklar arasında birinci sıraya konmasıdır. Kıdem tazminatı birilerinin insafına bırakılmak istenmiyorsa, işçinin hakkının ve alın terinin banka, leasing şirketleri ve gemi alacakları kadar değerli olduğunu gösterin.

Öte yandan kıdem tazminatı 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ek 1. madde kapsamına alınarak (İş Kanunu eski 33. Madde) işverenin ödeme aczine düşmesi durumunda güvenceye kavuşturulmalıdır. Bu maddede düzenlenen Ücret Garanti Fonu, kapsamı ve süresi genişletilerek kıdem tazminatını da kapsamalı, işverenin iflas ve ödeme aczi durumunda devreye girmelidir. Devlet daha sonra bu alacakları ilgili işverenden tahsil etmelidir. Bunlar yapılırsa kıdem tazminatı “birilerinin insafına” kalmaz. Bütün işçiler kıdem tazminatına ulaşır ve kıdem tazminatı kalıcı güvenceye kavuşmuş olur.

***

Gençlere ve yaşlılara ayrımcılık değil, güvence

kidem-tazminati-birilerinin-insafina-birakilamaz-750116-1.

Kıdem tazminatı ile birlikte gündemde olan “istihdam kalkanı” paketinin içeriği henüz açıklanmadı. Ancak sızan bilgiler bu paketin 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanlar için “bazı istihdam kolaylıkları” getireceği yönünde. Bu “kolaylıklar” arasında bu yaş gruplarının belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştırılmasının da olduğu tahmin ediliyor. Hükümet de bu yöndeki iddiaları reddetmiyor.

Şunun altını net biçimde çizmek lazım: Böyle bir ayrım Anayasa’nın 11’inci maddesinde yer alan eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır. Dahası gençler ve yaşlılar sosyal politikada özel olarak korunması gereken gruplardır. Bu yaş gruplarına diğer çalışanlara göre daha fazla hak ve güvence sağlanması, sosyal politika biliminin ABC’si ve Anayasa’nın sosyal devlet ilkesinin gereğidir. Çalışma yaşamında kadınların, gençlerin, yaşlıların ve göçmenlerin daha fazla korunması esastır. 25 yaş altı ve 50 yaş üstünü belirli süreli sözleşmelerle çalıştırmak, kıdem ve ihbar tazminatı ile iş güvencesini ortadan kaldırır. Lehte ayrımcılık yapılması gereken gruplar çok daha fazla ayrımcılığa uğramış olur.

FRANSA’DA GERİ TEPTİ TÜRKİYE’DE GÜNDEMDE

Öte yandan bu “buluş” hiç orijinal değil. Fransa’dan kopya çekilmiş bir girişim. Fransız hükümeti 2006’da İlk İşe Giriş Yasası (CPE) olarak bilinen bir yasa tasarısı hazırladı. Tasarı işverenlere istihdamlarının ilk iki yılı içinde herhangi bir sebeple veya hiçbir sebep olmaksızın 26 yaşın altındaki çalışanları işten çıkarma izni veriyordu. 26 yaş altı çalışanların işten çıkarılmasını kolaylaştıran yasa, Nisan 2006’da Fransa’da büyük gösterilere yol açtı. Düzenlemeye karşı çıkan öğrencilerin başlattığı boykot ve işçilerin protestosu, Başbakan Dominique de Villepin’i sarstı. Mart 2006’da on binlerce öğrenci protesto gösterileri düzenledi.

Fransız sendikaları Villepin’e yasayı geri çekmesini, aksi halde genel greve gideceklerini bildirdi. Sendikalar dediğini yaptı. 28 Mart 2006’da Fransa genelinde genel greve gidildi, milyonlarca işçinin katıldığı gösteriler yapıldı. Protestolara şiddet uygulandı ve 800 kişi tutuklandı. Başbakan Villepin CPE’yi geri çekmeyi reddetti; ancak artan protestolar karşısında 10 Nisan’da 2006’da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac CPE’yi geri çekti. Gençler ve sendikalar kazanmış, Chirac ve Villepin kaybetmişti.

Fransa’daki başarının altında geleceğe sahip çıkma ve kuşaklar arası dayanışma bilinci yatıyordu. Yasa değişikliği doğrudan 26 yaşından küçük işçileri ilgilendirmekteydi. Fransız gençleri ve özellikle öğrenci sendikaları buna geçici bir durum olarak bakmadılar. Yaşlı ve sendikalı Fransız işçiler de “yasa nasılsa bize dokunmuyor” bencilliğiyle değil, kuşaklar arası dayanışma ve yarın sıranın kendilerine de gelebileceği bilinciyle davrandılar.
Kıdem tazminatını TES adı altında fona devretmek, gençlere ve yaşlılara ayrımcılık, çıkar yol değil. Kıdem tazminatını da gençlerin ve yaşlıların kaderini de birilerinin insafına bırakmamak lazım. Kıdem tazminatına da genç ve yaşlı işçilere de daha fazla güvence lazım. Amaç kıdem tazminatını korumaksa yolu basit!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız