birgün

13° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 24.09.2021 09:24

Kim korkar boşluktan?

Lewis-Williams’ın ‘Mağaradaki Zihin’ adlı kitabının girişinde üç farklı zaman kesitinde, üç farklı mağaranın karanlık derinliklerine yapılan kurmaca yolculuklar anlatılır (YKY). Yazar bu yolculukları, arkeolojik ve antropolojik bulgulara dayanarak o zaman kesitlerinde yaşamış insanlara yaptırmıştır. “Derinlere doğru el yordamıyla giderken küçük bir yan oda bulur. Orada bir aslanla burun buruna gelir. Hayvan, üzerine kazındığı duvardan fırlayacak gibidir. Değerli nesnesini -bir mağara ayısı dişini- dikkatlice duvarın içindeki bir oyuğun içine sıkıştırır. Görevinin bir bölümünü tamamlamıştır ama hâlâ yapması gereken başka şeyler vardır”. Burada anlatılanlar, 13.000-14.000 yıl öncesinin kaya sanatı örneklerine ev sahipliği yapan Fransa’daki Volp Mağaralarında geçer. Bundan sonra anlatacaklarımız ise günümüzde, Büyük Valide Han’ın mağara dehlizlerini andıran boşluklarında geçiyor. Yolculuğu yapan kurmaca bir karakter değil, bir sanatçı. Sevinç Altan’ın, duvarları çatlaklarla dolu, kubbeli bir boşlukta gerçekleştirdiği “biz kuşları yedik” sergisi, insanı boşluğa davet ediyor; kimliklerle, resmi anlatılarla, klişelerle tıka basa doldurulmuş hayatların nefes alacakları, kendilerini keşfe çıkacakları boşluklar. İnsan kendini tanıyabilmesi için boşluğunu yaratabilmeli; aksi takdirde iktidarın yapılandırdığı bir evrende dolgu malzemesi olmaktan öteye geçemiyor.

Sevinç Altan, Büyük Valide Han’ın taş merdivenlerinden çıkıp loş koridorlarında ilerler ve taş duvardaki boşlukla burun buruna gelir. Boşluk, öznesini yutacak gibidir. Boşluğa karşı koyamaz, yutulur. Değerli nesnelerini -aile yadigârlarını- boşluğun duvarlarındaki oyukların, çatlakların içine sıkıştırır. Görevinin bir bölümünü tamamlamıştır ama hâlâ yapması gereken başka şeyler vardır. Bedeniyle birlikte yara izlerini de getirmiştir; aile yadigârları gibi özenle sakladığı, ruhunda derin yaralar açmış, dile getirilmeleri yasaklanmış toplumsal travmaların izleri. Yara izlerini özenle çatlaklarla dolu duvarların üzerine yerleştirir.
Boşluk, asla boş ve sessiz değildir. Duvarlarındaki palimpsesti andıran, katman katman sıvalar tüm zamanları içerir. Boşluk, duvarlardaki çatlaklardan sızan seslerle dolu; geçmişin şimdiyi ve geleceği biçimlendirecek kuvvetlerinin uğultusu. Bir süre sonra kulakları alışır; uğultu yerini, tek tek seslere bırakır.
Boşlukla konuşurken bulur kendini. Konuşanın boşluk mu yoksa içindeki çokluk mu olduğunu ayırt edemez. İçindeki sesler boşluğun sesleriyle, yara izleri boşluğun çatlaklarıyla karışır. Sonra geldiği yoldan mağaranın dışına çıkar.

Boşluktan çıktığında varlığın ve alışkanlıkların dünyasına geri dönmüştür. Boşluk ya da hiçlik, gündelik dilde varlığın karşıtı; o yüzden varlık her yeri tıka basa doldurmuştur. Satıcılar, alıcılar, çığırtkanlar, ekranlardan sokaklara taşan resmi anlatılar, basmakalıp melodiler, yargılar, yani gündelik hayatın doluluğu. Ve tabii ki kimlikler. Kimlik, varlığın içindeki çokluğu bastırmak, boşlukları doldurmak içindir. İktidar kimlikleri dolgu malzemesi olarak kullanır; bireyin ya da toplumun içinde, nerede bir boşluk varsa yapılandırıp kimliklendirir. Boşluğa tahammül edilmez. Boşluk, varlığa ve iktidarın yaslandığı varlıklar hiyerarşisine bir tehdittir çünkü. Varlığın dengesi bozulduğunda iktidar yerinde kalabilir mi? Şöyle de sorabiliriz: Hayat boşluksuz var olabilir mi? Boşluk; varlığın dengesini bozan ve yeni bir denge durumuna geçmesini ve biçim değiştirmesini sağlayan kuvvetler çokluğu. Varlıklar hiyerarşisindeki tutsaklığımız ve iktidarlara boyun eğişimiz, boşluğa düşmekten korktuğumuz için değil mi?

İnsanın üst paleolitik dönemde yeryüzünün çatlaklarındaki boşluklara yaptığı yolculuk ile günümüzde Eminönü’ndeki Büyük Valide Han’ın boşluklarına yaptığı yolculuk. Her ikisi de varlık hapishanesinden, varlık-olmayana, görünmez olana, dile getirilemeyene doğru yapılan özgürleşme hamleleridir. Konuşulması yasaklanmış, unutulmuş ya da henüz yüzeye çıkmamış hakikatler boşluğun karanlığında birikir. İnsan kendini boşluktaki çoklukta tanıyabilir ancak ve yaratabilir. Sevinç Altan’ın, Büyük Valide Han’daki “biz kuşları yedik” sergisinin boşluğuna düşmek için 15 Ekim’e kadar vaktiniz var. Kendi boşluğunuza ise her ân düşebilirsiniz.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol