Kırılsa da kanadımız
SERKAN ÖNGEL SERKAN ÖNGEL

Türkiye sermaye için ucuz emek cenneti. Sömürünün en yüksek düzeyde yaşandığı bir ülkeyiz. Uzun çalışma süreleri, düşük ücretler, güvencesizlik, örgütsüzlük.

“Bunu neye dayanarak söylüyorsun?” diye sorabilirsiniz. İş cinayetleri, ücretler, kâr oranları, çalışma süresi istatistikleri, emeğin milli gelirden aldığı pay. Bütün bu göstergeler, çalışma koşullarının giderek ağırlaştığı bir tabloyu önümüze koyuyor.

>> Mesela finansal olmayan şirketlerin kâr oranları bakımından Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırdığımızda en yüksek kâr oranına sahip şirketlerin olduğu bir ülke. İşletme artığının, katma değere oranı üzerinden yapılan hesaplamaya göre Türkiye’de şirketlerin kâr oranı yüzde 60’ın üzerinde. Avrupa Birliği ortalaması için ise bu değer yüzde 40 seviyesinde kalıyor. Türkiye’yi şirketlerin kâr oranlarının yüksekliği bakımından İrlanda, Malta ve Romanya izliyor (Kaynak: Eurostat).

>> OECD verilerine göre 50 saat ve üzeri çalışanların oranın en yüksek olduğu ülke Türkiye. Türkiye’de yüzde 33,7 olan oran, Almanya’da yüzde 4,6, Güney Afrika’da yüzde 18,68, Brezilya’da yüzde 7,15, Rusya’da yüzde 0,16. OECD ortalaması yüzde 12,62.

>> Türkiye, AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında, oransal olarak iş cinayetlerinde en çok can kaybının yaşandığı ülke. Ölümlü iş kazası oranı AB ortalamasının 5-6 katı.

>> Emeğin toplam katma değerden aldığı pay (sektörlere göre) bakımından, aralarında Çin, Rusya ve Hindistan’ın da olduğu 43 ülke arasında yüzde 36 ile sondan üçüncü sırada. Hindistan verisi güncel değil. Kalan ülkeler arasında Türkiye, sadece Meksika ve son dönemde emeğin payında ciddi bir gerilemenin yaşandığı İrlanda’yı geçebilmiş durumda. Bu oran ile Kolombiya’nın hemen altında. Avrupa Birliği ortalaması için emeğin ürettiği katma değerden aldığı pay yüzde 53. Çin’de yüzde 51,57.

>> Türkiye için inşaat sektöründe emeğin üretimden aldığı pay daha da düşük. 2000 yılında yüzde 45 olan oran, 2017 yılında yüzde 26 seviyesine gerilemiş durumda.

>> Türkiye için özel sektörde sendikalaşma oranı yüzde 5’in altında. Bu oran inşaat sektöründe neredeyse yok düzeyinde.

Bu tablo altında 3. Havalimanı inşaatında çalışan işçilerin eylemlerine ve taleplerine bakmaya ne dersiniz? Sorun sizce sadece inşaat sektöründe mi? İnşaat işçilerinin talepleri bütün bu sürecin parçası değil mi?

İnşaat işçileri neden eylem yapıyor, devlet neden bu kadar sert müdahale ediyor sorusu, bu verilerin içinde gizli değil mi?

Türkiye’de sorun sadece 3. Havalimanında çalışan inşaat işçilerinin sorunu değildir. Bu sorun her sektörden ücretli çalışanların sorunudur. Bu sorun milli gelirden kimin ne kadar pay alacağı ile ilgili bir sorundur. Bu sorun iş kanunu ile sendikalar ve toplusözleşme kanunu ile ilgili bir sorundur. Bu sorun siyasal iktidarın kimin yanında konumlandığı ile ilgili bir sorundur. Bu sorun yasaların kimin lehine şekillendiği ile ilgili bir sorundur.

İş arkadaşı işten atıldığında suskunluğa bürünen, patron ücretsiz mesai istediğinde, iş yetiştirme baskısı altında mide ilacı kullanan profesyonel meslek gruplarından ücretli ofis çalışanı, yaşadığın sıkıntı inşaat işçisinin sorunundan bağımsız değildir.

Ücretleri geciken, üretim düştüğünde ücretsiz izine çıkartılan, krizin bedeli üstüne yıkılan sanayi işçisi, yaşadığın sıkıntı inşaat işçisinin sorunundan bağımsız değildir.

Mesele en geniş anlamıyla işçi sınıfının (ücretlilerin), mühendisin, öğretmenin, operatörün, ofis çalışanın, tezgahtarın, maden işçisinin ortak sorunudur.

Türkiye’de işsiz kaldığında işsizlik sigortasına başvuran her iki kişiden biri bu haktan faydalanamıyor. Bunun nedenini düşündün mü? Niye Türkiye en uzun sürelerle çalışanların ülkesi bunu düşündün mü?

İnşaat işçisi “kırılsa da kanadımız” diyor, Livane’nin türküsündeki gibi, asiye çıksa da adımız bize iyi gelecek yegâne şey dayanışmadır.