birgün

25° PARÇALI BULUTLU

Koridor değil artık son durak

Dış politika yazarı Mehmet Ali Güller’in ülkedeki göç sorunun işlendiği “Tampon Ülke: Emperyalizmin Göç Stratejisi” adlı kitabı okurla buluştu. BirGün’ün sorularını yanıtlayan Güller’e göre, ülke tampon bölgeye dönüştü. Güller, “Türkiye koridor olmak yerine ‘son durak’ olmayı kabul etmiş oldu” diyor.

GÜNCEL 16.09.2021 09:19
Koridor değil artık son durak
Abone Ol google-news

Gökay BAŞCAN

İktidarın emperyalist güçlerle pazarlık aracına dönüşen göçmen politikası, ülkenin en tartışmalı gündemlerinden biri. Suriye’de yaşanan iç savaşın ardından başlayan göç, 10 yılı geride bırakırken Taliban'ın Afganistan'da yönetimi ele geçirmesiyle birlikte ülkeyi etkileyen yeni bir göç hareketliliği başladı. Peki, Türkiye’nin göç politikası nasıl tanımlanabilir? Yıllar içerisinde ne gibi değişikliğe uğradı? Emperyalizmin göç stratejisi ne? Bu sorular; dış politika yazarı Mehmet Ali Güller’in kaleme aldığı ve Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan ‘Tampon Ülke: Emperyalizmin Göç Stratejisi’ adlı kitapta yanıtlanmaya çalışıyor. Aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi Yazarı olan Güller ile hem yeni çıkan kitabını hem de AKP ile emperyalistlerin göçmen politikasını güncel gelişmeler ekseninde konuştuk.


İlk olarak, kitabın da adını oluşturan ‘emperyalizmin göç stratejsi’nden başlanabilir. Nedir bu strateji, son dönemde göç hareketliliği, emperyalist bir planın sonucu mu?

Türkiye, uzun yıllar boyunca doğu-batı göçünde bir koridordu. Ortadoğu ve Orta Asya’dan gelenler, Avrupa’ya geçmek için Türkiye’yi koridor olarak, bir ara durak olarak kullanırdı. 10 yıldır ise Avrupa’yla yapılan anlaşma gereği Türkiye koridor olmak yerine ‘son durak’ olmayı kabul etmiş oldu. Böylece Türkiye, Avrupa’nın önünde bir tampon ülke haline geldi.

Bu sürpriz değil. Aslında Türkiye’nin AB aday üyeliği aldatmacası da bir tampon ülke operasyonudur. AB başından beri almayacağı Türkiye’yi aday üyelik yalanıyla kapısında tutarak sınırlarının önünde bir tampon ülke yapmak istemişti. Kendisiyle sorunlu bölgeler arasında, terör tehdidini de, göç sorununu da üstlenen bir tampon…

Ne acı ki, Türkiye’yi yönetenler de bunu yerine getirdiklerini, Türkiye’yi tampon ülke yaptıklarını, gayet açık bir şekilde dile getiriyorlar zaten. Örneğin AKP’nin başbakanlarından Binali Yıldırım, 2016’da, “Türkiye olmasa mülteciler Avrupa’yı istila edecek” demişti. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019’da “Avrupa’nın huzur içinde olmasını, 4 milyon sığınmacıyı Türkiye’de tutmalarına” bağlamıştı. Bundan daha açık bir itiraf olabilir mi? Bundan daha net Türkiye’yi tampon ülke haline getirdikleri gerçeği anlatılabilir mi?

AKP iktidarının göçmen söylemlerinde değişmelerin yaşanıp yaşanmadığı da tartışılıyor. Buna Şam’la kısmi de olsa görüşmelerin başlaması örnek gösterilebilir. Bu dönüşün nedeni, seçmen baskısı mı yoksa Batı’yla yeni bir pazarlığın mesajı mı?

AKP’nin Suriye’yle istihbarat düzeyinde görüştüğü haberleri var ama bu politikada bir değişiklik anlamına gelmiyor. İki ülke savaşın ortasında da istihbaratçılar düzeyinde görüşür, buna çok anlam yüklememek lazım. Asıl anlam şuradadır: AKP hâlâ Esad yönetimini değil, kendi kurduğu sözde ‘Suriye Geçici Hükümeti’ni meşru görmekte ve desteklemektedir. Daha birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, o hükümetin başbakanını ve yetkililerini makamında ağırladı.

AKP’nin göç konusunda belki bir söylem değişikliği içinde olduğu dile getirilebilir. Zira gerçekten de daha bir ay önce Erdoğan, ‘finansmanını sağladık, sığınmacı kabul ettik; finansmanını ayarlayıp yeni sığınmacılar da alacağız’ demişti ama şimdi ‘daha fazla yük kaldıramayız’ demeye başladılar. Neden? Çünkü birincisi, ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, göçmenleri ‘istilacı’ olarak telaffuz etmeye ve göçmen sayısının artmasından rahatsızlık duyduğunu dile getirmeye başladı. İkinci olarak, AKP’nin tabanının da göç sorunundan diğer partilerin tabanları gibi rahatsızlık duymaya başladığı görüldü. Olası erken seçim sürecini de göz önünde bulundurursanız, Erdoğan’ın kırılgan bir ekonomiye ek olarak bir de rahatsızlık yaratan göç sorunuyla birlikte seçimden başarıyla çıkabilmesi mümkün görünmüyor.

Suriye’deki iç savaşın ardından başlayan göç, 10 yılı geride bıraktı. Ankara’nın Suriye politikası bölgedeki göç hareketini hızlandırdı mı?

AKP’nin Esad yönetimini devirme hedefi de, Türkiye’yi Kürtlerle Suriye’nin (ve Irak’ın) kuzeyine genişletme hedefi de, bu ikisi olmayınca bir ÖSO nüfuz bölgesi kurma hedefi de göçü teşvik etti, göçü büyüttü.

Diğer yandan istatistiklere bakılırsa, asıl büyük göç grupları, IŞİD’in ortaya çıktığı ve diğer cihatçı gruplarla IŞİD’in ve cihatçı grupların da ayrıca kendi içlerinde yaptığı egemenlik çatışmaları sırasında oluştu. Yani sığınmacıların çoğunluğu öyle propaganda edildiği gibi Esad’dan kaçmak için değil, bulundukları bölgelerin cihatçıların savaş alanına dönmesi nedeniyle Türkiye’ye geldi.

10 yıldır Türkiye’de yaşayan ve topluma kısmen de olsa entegre olan Suriyeliler üzerinden ‘geri gönderme planları yapmak’ sizce ne kadar doğru bir yaklaşım? Akabinde çözüm olarak onların topluma daha fazla entegre edilmesi ve yaşam şartlarının iyileştirilmesi sunulamaz mı?

Türkiye’deki 5-6 milyon Suriyeliyi Türkiye’ye entegre etme hedefi gayet insani bir hedef görünebilir ancak gerçekçi değildir, uygulanabilir değildir. En doğrusu, Türkiye’deki Suriyelileri kendi yurtlarına kavuşturabilmektir. Kuşkusuz tamamını gönderme şansı olmayacak ama önemli bir bölümü gönderilebilir. Birkaç nedenle entegrasyon uygulanamaz. Bir kere 80 milyonluk bir ülkede 5-6 milyon önemli bir orandır. Bu büyüklükteki bir grubu entegre etmek çok zordur. Diğer yandan Türkiye’nin ekonomisi buna uygun değildir. Ve bir diğeri de, Türkiye’nin etnik ve mezhep temelli sorunlarına her halükarda bir ilave olacaktır bu… Burada herkes açısından en yararlı çözüm, Suriyelileri kendi topraklarına kavuşturabilmektir. Bunun şartlarını siyasi ve ekonomik olarak oluşturabilmektir.

Kitabınızın göç sorununun çözümlerini ele aldığınız kısımında, “Yeni göçler önlenmeli” diyorsunuz. Taliban’da kaçan, ülkesini terk etmek zorunda kalanlara sınırı kapatmak doğru mu? Ayrıca kitapta, “Zorla sınır dışı son tahlilde uygulanabilir” da diyorsunuz…

Zorla sınır dışı yapmanın önünde uluslararası bir hukuki engel yoktur, o nedenle uygulanabilir ama uygulamayalım diyorum. Avrupa devletleri böyle bir hukuki engel olmadığı için zorla sınır dışı etmeyi uygulamaktadır ama biz uygulamayalım diyorum. Kitapta ‘zorla sınır dışı etmeyi’ savunmuyorum; gönüllülük ve rızayı, iknayı esas alıyorum.

Peki, “Zulümden kaçana sınırları kapatalım mı?” AKP hükümeti de “Kapatmayalım” diyor ve Türkiye’yi bir göç deposu haline getiriyor zaten. Türkiye ne yazık ki her zulümden kaçan milyonluk gruplara ev sahipliği yapabilecek bir potansiyele sahip değil. Bu yükü Türkiye paylaşmazsa, bu yükün altında kalır; ekonomik olarak da kalır, siyasi olarak da kalır, geçen yıllarda patlayan bombaları anımsarsanız, güvenlik bakımından da kalır…

Burada meselenin esasına odaklanarak çözüm bulunabilir; hem Türkiye açısından hem de bölge açısından. Bugün 3 milyonu İran’da, 3 milyonu Pakistan’da olan 6 milyon Afgan var. Bugün 5-6 milyonu Türkiye’de olan yaklaşık 10 milyon Suriyeli sığınmacı var. Çevre ülkelere dağılmış Iraklılar da var.

Peki, niye var? ABD emperyalizminin Afganistan işgali, Irak işgali olmasa, Atlantik’in AKP’nin desteklediği Suriye’yi parçalama hedefi olmasa, yaklaşık 20 milyonluk bu göçmen varlığı olur muydu?

Sorunun çözümü, bu gerçeği görmekten başlar. Bunu görmezsek, daha çok “zulümden kaçana sınır açılmalı mı açılmamalı mı” tartışması yaparız bu coğrafyada.

Son olarak Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak ‘güvenli’ bir alana gönderilmesini doğru buluyorsunuz. “Güvenli yere de olsa geri göndereceğiz” söylemi göçmen karşıtlığı yaratmıyor mu?

‘Güvenli’ bir alana göndermekten bahsetmiyorum. Tersine “Sığınmacıları Suriye’de güvenli bölgeye göndereceğiz” diyenler AKP iktidarıdır. Bunu da sığınmacıları düşündükleri için değil, onları Suriye’de bir ‘güvenli bölge’ kazanmanın aracı olarak gördükleri için dile getiriyorlar.

Benim söyledim farklı bir çözüm. Bir kere benim önerimde Suriye’de güvenli bölge yok, Suriye’nin tamamının güvenli olduğu bir durum var. Bunun için de öncelikle Ankara-Şam barışı var. Ve diyorum ki, Türkiye’nin çeşitli illerine dağılmış Suriyelileri sırf barış oldu diye ülkesine geri döndürmeye ikna edemezsiniz. İkna olabilmeleri için gerekli şartları sağlamak gerekir. O da şudur. Sınırın hem kuzeyinde, hem de güneyinde, hem Türkiye hem de Suriye vatandaşlarının yaşam şartlarını yükseltecek, bölgeye zenginlik getirecek bir ‘ortak ekonomi alanı’ inşa edelim. GAP’ı güncelleyerek ve geliştirerek bu bölgeyi endüstriyel tarım yapılan bir büyük bölgeye dönüştürelim. Bu çok geniş bölgenin kimi yerlerine orta vadede organize sanayi bölgeleri, uzun vadede de teknoparklar inşa edelim. Bu geniş bölgede büyük konutkentleri yapalım. Bu olduğu takdirde, İstanbul’daki bir Suriyeli ülkesine dönmek isteyebilir. Bu aynı zamanda kendi vatandaşlarımızın da refahının gelişmesine yarayacak bir projedir.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol