Korkusuz şehir (II): 'Müşterek Barselona' hareketi nasıl doğdu?

29.09.2019 09:19 BİRGÜN PAZAR
BECU’nun oluşum atmosferinin iyi bilinmesi açısından La Casa de Papel dizisini ele alalım. Profesör karakteri siyasal ve finansal elit karşıtlığını replikleri ile ifade eder. Bunlardan birinde, elindeki banknotu göstererek, 2008 krizi sonrasında AB merkez bankasının bundan milyonlarca bastığını ve finansçılar ile yöneticilere dağıttığını söyler. Yani krizi yaratanlar ödüllendirilmiştir.

ALPHAN TELEK -İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanPol) Akademi Direktörü, Sciences Po Paris CERİ (Uluslararası Araştırmalar Merkezi) Doktora araştırmacısı

Korkusuz şehir yazı dizisinin ilkinde 2008 sonrasında siyasal ve sosyal adaletsizliğin İspanya’yı nasıl etkilediğini ve bunun karşısında kent hareketlerinin bir tepki olarak ortaya çıktığı iddiasını ele almıştım. Bu yazıda ise yukarıdaki iddiaya dayanarak Barselona’da çıkış imkanı bulan Müşterek Barselona (BECU) hareketinin oluşumuna bakacağız.



İspanya’da 2008-2011 yılları arasındaki «Öfkeliler (Indignados)» hareketinin kentler düzeyinde evrimleştiği zincirin son halkası Barcelona en Comu hareketidir. Daha sonrasında bunun etrafında gelişen vatandaşlık insiyatifleri, belediye yönetimlerini bir başka deyişle kent yönetimleri kurumlarını almayı hedef edindi. 2014 yılının Haziran ayında kurulan BECU kendisi gibi düşünenlerin bir arada yer aldığı ve kentin kendisini kâr odaklı olmaktan çıkarıp halkçı bir konuma (müşterekçi) getirmeyi amaçlayan bir kent hareketiydi. Bu anlamda söz konusu hareket ciddi ciddi ideolojik olarak son 40 yıldır yaratılan neoliberal kentlere karşı da önemli ve ciddi bir karşı çıkışı oluşturuyordu.

Kısa bir parantez açalım. Nedir bu neoliberal kent projesi? Neoliberal kent projesi kentlerde servet birikimi yapılabilmesi için kentlerin yeniden düzenlenmesini esas alır. Söz gelimi, Türkiye’de kentsel dönüşüm neticesinde ortaya çıkan konut rantı bir servet birikimi aracıdır. Birileri güç ve para kazanıp servet birikimi yaparken, diğerleri bu servet birikiminden olumsuz şekilde etkilenir ve fakirleşme yaşar. Toplumsal eşitsizlikler de bu şekilde derinleşir. Ancak en nihayetinde toplumun kar ve servet birikimi etrafında kurulması toplumsal değerlerin çözülmesi anlamına gelmekle birlikte insanlarda gelecek kaygısı, güvencesizlik ve belirsizlik gibi yıkıcı etkileri olan hisler oluşturur. Rant hiç bir zaman sadece ekonomik rant olarak kalmaz, gündelik yaşamı çöküntüye uğratan bir canavar haline gelir. Öte yandan, söz konusu neoliberal projeler tek çıkış yolu olarak gösterilir. Buna başka alternatif yok politikası deniyor.

Ancak BECU gibi oluşumlar bu projeye karşı çıkan örnekleri oluşturuyorlar. Bu yönüyle, BECU İspanya’daki diğer şehirleri de etkilemeyi başardı. İspanya’da Cadiz, Madrid, Sevilya, Valensiya gibi şehirlerde aynı şekilde kent yönetimini talep eden vatandaşlık inisiyatifleri ortaya çıktı. Bu yazıda Barselona’daki harekete ve onun aksiyonlarına odaklanacağız. Bu yazı dizisinde BECU’nun oluşumuna, ortaya koydukları programa, öne çıkardıkları kişilerin kent hareketi için ne anlama geldiğine, BECU’nun ortaya koyduğu siyasi ahlak yasasına, Barselona Belediye Başkanı olarak aday gösterdikleri Ada Colau’ya ve onun belediye başkanı olarak yaptıklarına bakacağız.

BECU’ya giderken: Rant, konut, turizm ve öfke

Öncelikle BECU’nun oluşumundan başlayalım. BECU bir vatandaşlık inisiyatifi olarak Katalan bölgesinde yaşayan vatandaşlar tarafından kurulmuş bir platform. Varoluş sebeplerini birinci yazıda açıkladım, iki temel sebep onları bir araya getirmişti: Siyasal ve sosyal adaletsizlik. Bir başka deyişle, BECU’nun kent kararlarına dahil olmak istemesi, kentin geleceğinde bu açıdan kendilerine yer açmak istemeleri, yozlaşmış ve ranta bulaşmış ve siyaseti profesyonel bir şekilde geçrekleştiren siyasetçilerdense kendilerinin yönetimi almak istemeleri bir siyasal adalet talebi olarak öne çıkıyor.

Öte yandan, kentin onlarca yıldır neoliberal politikalara terkedilmiş olması, kentte servet birikimi isteğinin dominasyon kurması sonucunda oluşan sosyo-ekonomik eşitsizlikler ve bunların giderek derinleşmesi sonucunda sosyal stres ve öfkenin birikmiş olması BECU’nun sosyal adalet talebinin zemini hazırlamıştır. Barselona’da sosyal adaletsizliğin bazı veçhelerinin 2008 sonrası hız kazandığını yazmıştım. Bunlar yükselen işsizlik özellikle genç işsizliği, enflasyon ve ev kredilerinin ödenememesi ve ipoteklerin artması olarak kendini gösteriyor demiştim. Ancak bunların dışında kenti giderek kuşatan rant ev fiyatlarını – kira ve satılık – fiyatlarını artırmış. Sadece 2013’ten sonra Barselona’daki kira fiyatlarının % 49 artması rantın kent hayatını ve güvencesizleri nasıl vurduğunu gösteren önemli bir kanıt. Ancak aynı dönemde özellikle güvencesiz insanların elde ettiği gelirler ya da ücretlerin % 49 artmadığını biliyoruz. Kentlerin kâr hırsı etrafında yeniden şekillendirilmesi – neoliberal kent projesi – kentlerdeki ev fiyatlarını oldukça yukarı çekmekle birlikte sosyal konutların ve güçsüzlerin gücünün yetebileceği ev almalarının önünde ciddi engeller oluşturuyor.

Bu durumun bir çok diğer örnekte farklı yüzleri olabileceğini görüyoruz. Söz gelimi, İstanbul’da ve Türkiye’de m2 başına ev fiyatlarının tırmanışa geçmesinin Suriye krizine rastladığını görüyoruz. Ortadoğu’dan gelenlere kiralanan ve satılan evler bir bütün olarak özellikle İstanbul’da konut piyasasında önemli bir ranta neden oldu. İşin bir yönü bu. Ancak öte yandan, 2002 sonrasında başlayan büyük inşaat döneminin fiyatları geri döndürülemez bir şekilde yükselttiğini ve bunun en az Arap göçmenler kadar ev fiyatlarının yükselmesinde etkili olduğunu biliyoruz.

Barselona örneğinde ise, vatandaşlar turizmin ev fiyatlarını artırdığını görüyor ve turizm sektörünün rantçı doğasından ötürü buna karşı çıkıyorlar.

Barselona’nın bir küresel metropol olması ve dünya kent turizminin önemli bir mekanı olarak öne çıkması dünyanın her yerinden milyonlarca turisti buraya çekiyor. Gözünü kâr hırsı bürümüş siyasal ve ekonomik aktörler bu durumu büyük bir iştahla dinliyor ve hatta arzuluyor olabilir ancak çoğu kez kentliler için bu dayanılmaz bir hal alıyor. Her tarafı kuşatan rant zihniyeti (turizmden kapılmak istenen pay sonucunda) ile birlikte evini kent sakinlerine değil turistlere kiralamak isteyenlerin sayısının artmasıyla ev fiyatları yükselir. Bu da yetmezmiş gibi, kentteki kalabalığın artması ve gündelik hayatın esas dinamiğinin bu kalabalıktan para kazanma isteği olunca, kentliler bu durum karşısında isyan noktasına geliyorlar. Barselona’da gerçekleşen durum buydu. Bir kaç yıl öncesine kadar Barselona’da turizm karşıtlığı ile ilgili sayısız gösteri gerçekleştirildi. Bu tepki, yaratılan kâr hırsı karşısında insanların hayatlarını ve kendi değerlerini koruma isteğiyle alakalı bir savunma mekanizmasıydı.

2015 yılında Venedik kentini ziyaret etmiştim. Kentin labirenti andıran sokaklarında dolaşırken karşınıza sürekli küçük meydanlar çıkar. Yine bir sokağı bitirmiştim ki karşıma çıkan küçük meydanın duvarındaki bir yazı beni şok etmişti: Morte per i turisti! (Turistlere Ölüm!) Evet kar hırsı ile birlikte dünya elitlerini tatmin etmek için son yıllarda dönüştürülmüş Venedik duvarlarında bu kentin yaşayan son sakinleri tarafından bir nefret kusuluyordu. Aslında turist karşıtlığı tıpkı göçmen karşıtlığı gibi yaşanılan durumun bir facade’ını (cephesini) oluşturuyor ancak bunun temelinde kentlerin kar etrafında yapılandırılması ve bir proje olarak sunulması gerçeği yatıyor. İşte Barselona’da vatandaş insiyatifinin müşterek ve ortak Barselona tasavvuruyla ortaya çıkmasının ardında böylesi bir siyasal, toplumsal, ekonomik ve bireysel bir enerji bulunmakta. Barselona’da konut alanındaki rant hırsı öyle bir seviyedeki kiralarını ödeyemeyenler kolaylıkla evlerinden çıkarılıyor. Evden çıkarmaların sayısı özellikle 2010’lu yıllarda artış gösterdi.

La Casa de Papel ve öfke

BECU’nun 2015 yılında Belediye Başkanlığı’na aday gösterdiği ve Barselona’nın ilk kadın belediye başkanı olan Ada Colau’nun özellikle 2008-2014 arasında evden çıkarmalara karşı bir sivil aktivist olduğunu ve İspanya’nın dikkatini bu yönüyle çektiğini hatırlatalım. 1974 doğumlu Colau 2013 yılında İspanya’da parlamentoda yaptığı bir konuşmada İspanya Bankalar Birliği’nin bir üyesini göstererek bu adam suçlu ve ona gereği gibi davranmalıyız demiş ve kamuoyundaki yerini almıştı. Evden çıkarmalarda bankaların da önemli bir olü var çünkü pek çok evin sahibi konumunda olan bankalar evleri kar ve birikim elde etmek için kullanıyorlar. Burada güvencesizlere ve güçsüzlere bir yer olmadığı çok belli. Onların nerede uyuduğu ve kaldığı önemini yitiriyor. Colau ayrıca Plataforma de Affectados por Hipoteca (Ev kredileri mağdurları platformu)’nun da sözcüsüydü. Evden çıkarmalar, ipotekler, işsizlik, yaşamın pahalılığı ve fakirleşme insanlarda kuvvetli bir öfke ve stres yaratmış olmalı.

BECU’nun oluşum atmosferinin iyi bilinmesi açısından Türkiye’de de çokça hayranı olan İspanyol dizisi La Casa de Papel dizisini ele alalım. Bu dizi İspanyol Merkez Bankası’nın bir grup tarafından soyulmasına dayanır. Burada planlayıcı konumda bulunan Profesör karakteri soygunun hem plan hem de aksiyon aşamasında defalarca kez siyasal ve finansal elit karşıtlığını replikleri ile ifade eder (Bunu siyasal ve sosyal adaletsizliğe karşı bir çıkış olarak değerlendirmek gerekir). Bunlardan birinde, kendini komiser sevgilisine karşı savunurken elindeki banknotu göstererek, 2008 krizi sonrasında AB merkez bankasının bundan milyonlarca bastığını ve bankaları batıran finansçılara ve yöneticilere dağıttığını söyler. Yani krizi yaratanlar ödüllendirilmiştir. 2008 krizinde siyasal yapının meşruiyetinin yok olmasını sağlayan en temel öğe de buydu zaten. Avrupa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde’da uzmanlar dizinin devrime ve şiddete özendirdiğini söyleyecek kadar ileri gittiler. İspanyol prekaryasının içinde bulunduğu duruma sanatsal dokunuşta dahi çok kuvvetli bir anti-sistemik öfke barınmaktadır. Bütün bu öfke durumu BECU’nun ortaya çıkışının sosyo-politika altyapısını hazırlamıştır. Peki BECU nasıl oluştu?

Bir kent hareketi doğuyor

2015 yılı Haziran ayında İspanya’da bir yerel seçim gerçekleştirilecekti. Bu seçim öncesinde mevcut öfke ve siyasal birikim ile birlikte 15-M hareketinin örgütlüğü sayesinde vatandaşların bir kısmı bir araya gelerek neden kendi adayımızı çıkarmıyoruz dediler ve Barcelona en Comu böylece 2014 yılında yani seçimden bir yıl önce kurulmuş oldu. Platformun kurucuları arasında akademisyenler, hukukçular ve sivil toplum aktivistleri dikkat çekiyordu. Colau’nun kuruculardan biri olduğunu biliyoruz. Ancak diğer kurucular da oldukça ilginç profiller sunuyor. Joan Subirats bir siyaset bilimci ve akademisyen olarak harekette yerini almış durumda. Jaune Asans bir avukat. Gerardo Pisarello bir Anayasa uzmanı. Kendi deyimiyle % 99’un Katalan Cumhuriyeti’ni gerçekleştirmek isteyen biri. Raimundo Viego yine bir siyaset bilimci ve Indignados (Öfkeliler) hareketinin bir üyesi. Mercedes Vidal ise bir çevre bilimci. Öte yandan, harekete Podemos’un desteği de bulunmakta.

2015 yerel seçimlerinde Podemos Barselona’da aday çıkarmayarak ve bilfiil Ada Colau’yu öne çıkararak onu desteklemiş oldu. Bu açıdan Colau’nun 2015 başarısında Podemos’un ve öfkeliler hareketinin yadsınamaz bir payı bulunmaktadır. Burada açıkça görülüyor ki çağımızın kent ya da sosyal hareketleri hukukçuların, akademisyenlerin (özellikle bolca zaman bulan ve çok çeşitli konularda üretim yapan siyaset bilimcilerin), çevrecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortaklığına dayanıyor. BECU içerisinde ayrıca SomComuns denilen siber aktivistler ya da sistem karşıtı hackerlar ve ayrıca grafik sanatçıları da bulunmakta. Hareketin amacı ne peki?

Kenti geri kazanmak

Kendi deyimleriyle kenti geri kazanmak. Profesyonelleşmiş bir siyasal elitin kentlere hakim olup insanları karar alım süreçlerinden dışlamasına ve yolsuzluk yapmalarına karşı kenti geri kazanmaktan bahsediyorlar. Bu aynı zamanda bankaların ve şirketlerin kurmak istedikleri servet birikimi düzenine karşı bir çıkış. Neden? Son 40 yıllık süreç kentleri yaşanabilir bir alan olmaktan çıkarıp bir kâr birikimi haline getirmiş ve kentleri halkların kontrolünden almış ve onu bireysel zenginlik ile elitlerin (siyasal ve finansal) hükmüne sürmüştü. Bu durum karşısında BECU’nun çıkış sloganı Guanyem Barcelona! yani Barselona’yı geri almak oldu. Daha sonra bu Guanyem hareketleri diğer kentlere de sıçradı ve Barselona örneğini izleyerek kentlerin geri kazanılmasının umudu ve örgütlenme modeli oldu. Madrid, Malaga, Terrassa, Sevilya ve Bodia bu örneklerden bazıları. Kısacası tüm bu hareketler silsilesini kentleri geri alma hareketleri olarak da adlandırabiliriz.

Peki BECU’nun amacı ve programı nedir, bunun kadar önemli olan bir başka soru ise bu program nasıl oluşturuldu? Bir kaç aktivist, akademisyen ve hukukçunun bir araya gelip tepeden inme bir yaklaşımı mı söz konusu yoksa BECU bundan fazlasını mı bünyesinde taşımakta? Hareketin siyasal ve sosyal adalet çerçevesi ve motivasyonlarıyla ortaya çıktığını hatırlayalım. Ancak bunun için araçları nedir? Kısacası bunu gerçekleştirmek için BECU nasıl bir siyaset mekanizması öngörür? Bu noktada temsili modelden ziyade katılımcı demokrasi hareketin en önemli bileşenlerinden biri olarak kendini gösteriyor. Ancak bunu neden yapıyorlar ya da yapmak istiyorlar? BECU ya da Guanyem hareketlerine göre, oyuna girmek yeterli değil. Oyunun kurallarını değiştirmek gerekiyor. Yine bu hareketin parçası olan vatandaşlara göre, istenmeyen siyasal aktörlerin değişmesi asla yeterli değildir. İçinde olunmayan süreçler mutlaka yeni eşitsizlikler yaratıyor. Bu yüzden onlara göre siyaset yapma pratiklerinin değişmesi gerekiyor. Onlara göre, siyasal ve sosyal adalet unsurları bu şekilde sağlanabilir ve kentler yeniden kâr değil halk çıkarı etrafında kurulabilir ve/veya geri alınabilir. Oyunun kurallarının değişmesinden kasıt ise çok temel olarak hareketin tipik bir siyasal parti ya da siyasal hareket gibi dikey değil yatay örgütlenme modeli göstermesi yani halka yayılmasıdır, halkın denetiminde olması ve bunu gözetmesidir.

Kazanmak yetmez, pratiklerin değişmesi gerekiyor

Hareketin kurucuları 2015 belediye seçimlerini kazandıktan sonra dahi «Seçimleri kazanmak yetmez bu sadece bir başlangıç, bundan sonra bütün vatandaşların bizimle olmalarına, demokrasimizin koruyucuları olmalarına ihtiyacımız var» diye çıkış yapıyorlardı. Guanyem hareketlerinin farklı şehirdeki temsilcilerinin katıldığı bir tartışma da bunu oldukça iyi gösteriyor (Open Democracy). Buradaki katılımcılar siyasal yüzlerin değişmesi yeterli değil yeni pratikler gerekiyor derken buna işaret ediyorlardı. Çoğu genç olan bu insanlar karar alım süreçlerinde olmamanın hem kent hayatında hem de ulusal düzlemde hayatlarını nasıl etkilediğine tanık olmuş ve bu yüzden karar alım mekanizmalarını ve kurumlarını terketmemek gerektiğine kanaat getirmişlerdi. Toplumun bu yönde bir potansiyeli olduğunu keşfeden Guanyem hareketlerinin pek çok katılımcısı kentlerin sistemik bir savaşa sahne olduğuna ve kendi deyimleriyle kent mekanı üzerinde verilen savaşın bir hegemonya savaşı olduğuna kanaat getirmişlerdi. Bu yüzden de kent hareketi yaratmanın ve güvencesizleri sürece sokmanın ne kadar önemli olduğunu farkettiler. Yerel seçimler ve belediye meclisleri ile belediye başkanlıkları onlar için güvencesizleri güçlendirecek yeni savaş alanlarıydı.

Onlar için söz konusu savaş insanların kendi kaderleri üzerindeki kararlara katılmaları ve denetleme isteği olduğu kadar, kentte tasarlanan hırslı servet politikalarına da bir dur deme isteğidir. Platformun adı bu yüzden Müşterek Barselona. Bireysel zenginliğe karşı müşterek bir hayat tarzı savunusu adına kentte bir mücadele verildiği için. Mekanlar verili değildirler, toplumsal güç dengelerine göre üzerinde stratejiler yapılır ve düzenlenir. Prekaryanın güçsüzlüğü karşısında kenti dolduran ve düzenleyen finansal elitler ile siyasal kast buraları bir servet birikim düzlemi ile boyun eğdirme mekanizması olarak tasarlamıştır. Bu yüzden Guanyem hareketleri kenti geri alarak onu mevcut sosyal güç dengelerinde yeni, popüler ve sosyal örgütlenmeye çekmek istemiştir. Ancak bunu yapmak için kurumları almanın dahi yeterli olmadığını düşünüyor hareket. Peki bundan fazlası nedir? Elbetteki halkın örgütlenmesi.

Daha önce gazeteduvarda ABD’de Bernie Sanders’in belediye başkanlığı yaptığı döneme ışık tutan bir yazı kaleme almıştım. Orada da Sanders’in bütün güç dengeleri karşısında aynı şeyi tercih ettiğine şahit olmuştum: Güçlüler ve elitler karşısında çareyi elitler arasında değil halkın arasında ve onun örgütlenmesinde ve bilgilendirilmesinde aramak. Hattı elitlerin arasında değil sokakta kurduğunuzda hakiki bir dönüşüm yaratmak için şansınız olabiliyor. Devam edelim. Peki BECU böylesi bir örgütlenmeyi gerçekleştirebildi mi? Platformun ortaya çıkardığı aday ve belediye başkanı Colau şöyle diyor: «Öyle zamanlardan geçiyoruz ki cesur ve yaratıcı çözümler gerektiriyor ». Çok doğru bir tespit. BECU Barselona’da 2015 seçimlerini aldıktan sonra diğer kentlere de örnek olması açısından bir rehber oluşturdu. Bu rehbere bakarsak örgütlenme anlayışını ve mekanizmasını anlayacağız.

korkusuz-sehir-ii-musterek-barselona-hareketi-nasil-dogdu-630655-1.

Müşterek Barselona’nın örgütlenmesi

BECU’nun hazırladığı rehberin diğer kentler için örnek teşkil eden bir yanı olduğunu ve bu amaçla hazırlandığını yukarıda belirtmiştim. BECU’ya göre, kendilerinin ortaya çıkması bir ekonomik ve politik kriz ortamından kaynaklanıyor. Ve yine onlara göre, bu yaşananlar sadece Katalonya, İspanya ve hatta Güney Avrupa bölgesine has değil. Bu anlamda platform günümüzde yaşanan koşulların uluslarüstülüğünü savunuyor ve Guanyem hareketlerinin dünyanın pek çok yerinde gerçekleştirilebileceğini savunuyor. Öte yandan aynı rehberde, kentteki sosyal hareketlilik neticesinde sosyal ağların, sokakların ve meydanların ele geçirildiği ancak istenen değişim ve dönüşümün kurumları yöneten elitler tarafından tepeden engellendiği belirtiliyor. İşte böylesi bir durumda halk çıkarı için bir araya gelindiğine vurgu yapılıyor. Kurumların önemi burada devreye giriyor.

BECU bir yerelde örgütlenme modeli öne çıkarıyor. Bu örgütlenmenin nihai amacının saydam, hesap veren, denetlenen ve halkın kontrolünde olan bir yapı olduğu defaatle vurgulanıyor. Buna uygun olaraksa bildikleri ve hakim oldukları en iyi yerden başlamanın önemine dikkat çekiliyor: Sokaklar, semtler ve sosyal ağlar. Buradan başlanıp bir platform kurulur ve bu platform kararlarını halka dayanarak alırsa söz konusu platformun adayı yozlaşmış ve siyaseten kirli işlere bulaşmış yöneticilere karşı bir alternatif oluşturabilir. Burada önemli bir ekleme yapalım. Tüm bunlar yapılmak istenirken, kadın-erkek eşitliği ve dengesinin gözetilmesi BECU için son derece önemli. Öyle ki politikanın babasızlaşması ve kadınsılaşması hedefleniyor. Ada Colau bir seferinde şöyle dedi: «Güçlü ve kibirli bir erkek olmadan da politikada yer alabilirsiniz». Colau bu durumu şöyle açıklıyor: Her şeye cevabı olan ve kendinden son derece emin erkekleşmiş politikadansa; olaylardan ve kendinden şüphe eden ve ortak çıkar için mücadele eden bir politik değerler manzumesine ihtiyaç vardır. Kendinden son derece emin olanların ve kibirle hareket edenlerin bireysel acılar yaşaması bir yana, sosyal acılar yaşatması onların zihniyetlerinin karar alıcı konumlarda olmasıyla ilgili. Colau ve BECU’nun kadınsılaşmış politika çıkışları aslında sosyal bir karşı çıkış. Şunu da hatırlatalım: Colau belediye başkanı seçildikten sonra cinsiyetçi şiddete karşı kampanya bütçesini artırdı. Colau ayrıca yoksul kadınların durumunun daha da vahim olduğunu teşhis etti bu durumla ilgili çalışma sürdürecek belediye bünyesinde bir konsey kurdu. Ancak ne yapıp ettiğine geçmeden önce BECU’nun nasıl bir örgütlenme modeli gerçekleştirdiğine bakalım.

BECU öncelikle bir vatandaşlık insiyatifi olduğu ve bunun üzerinde yükselmek istediği için halkla doğrudan temas kurması son derece elzemdi. Bu yüzden elitlerdense vatandaşları dinlemek ve onların önerileriyle programını oluşturmak BECU’nun en önemli araçlarından biridir. Bu yönde, BECU semt toplantıları aracılığıyla insanları dinlemeye başladı. İmzalar topladı. Öneriler aldı. En önemli meselelerden biri bir hareketin programıdır. Özellikle de seçim programı. BECU’nun seçim programı bu toplantılar aracılığıyla belirlendi. İlk ortaya çıkışta 10 ay içinde 30.000 imza toplandı. 1000 gönüllü çalıştı. 100 toplantı yapıldı. 200 semt toplantısı gerçekleşti. İlk yaratılan seçim programı kentle ilgili yaklaşık 600 önlem içeriyordu. Kentle ilgili vatandaşların teklifleri alındı. Bunlar bazen uzak ve boş lakırdılar gibi geliyor olabilir. Ama İstanbul’da açıkçası benim de uygulanmasını istediğim bir çok teklifim var. Bunlardan biri kenti ağ gibi sarıp dolaşacak deniz yolu hatlarının aktif hale getirilmesi. Ancak şu anda bu teklifi sunacak mekanizmadan bile yoksunuz. İşte vatandaşlık girişimlerinin böylesi bir şansı bulunmakta. Kentle ilgili önlem paketi içeren teklifler kentlilerle birlikte kolektif olarak tasarlandı. Üçüncü yazıda ele alacağımız, BECU’nun çok önem verdiği siyasi ahlak yasası da 2014 yılında 10-11 Ekim tarihlerinde iki günlük bir toplantı sonucu ortaya çıktı. Öte yandan, BECU elektronik demokrasi kavramının nimetlerinden de faydalandı. On-line danışma mekanizmaları aracılığıyla semt toplantılarında oluşturulan teklifler daha geniş kesimlere yayıldı ve soruldu. Oluşturulan teklifler ve metinler internete kondu ve herkesin düzeltilmesi ve ekleme yapması için açıldı. Böylece ortaya çıkan metinlerde herkesin bir katkısı olacaktı.

Şunu eklemek gerekir, BECU bu yaklaşımıyla Barselona’da en çok oyu yoksul mahallelerden aldı. Bunda, insanların görüşünün sorulması ve seçim programının yoksul prekaryaya göre oluşturulmasının etkisi var. Colau göreve geldikten sonra da bu katılım mekanizmasını işletmeye devam etti. Belediye aksiyon planı için insanlardan teklifler istendi. Bir açık kaynak platformu oluşturuldu: Decidim Barselona - Barselona’ya karar verelim. O dönemde yaklaşık 10.000 teklif geldi. Öte yandan, BECU’nun örgütlenmesinde Semt Grupları oldukça önemli bir yer tutuyor. Tüm bu semt grupları semt koordinatörlüğüne bağlılar. Bu koordinatörlükte her semt grubundan iki kişi bulunmakta. Birleşik Devletler Senatosu gibi, her eyaletten iki senatör. Bunun dışında teknik komiteler adı verilen mekanizma BECU’nun işlemesi için gerçekleştirilen gündelik faaliyetlerin oluşmasını sağlıyor. Bu komiteler platformun çalışmasında son derece elzem olan, Lojistik, İletişim ve İçerik meselelerine eğiliyorlar.

Üçüncü olarak koordinasyon ekibi var ki bu ekip BECU’nun yürütme kuvveti gibi çalışıyor. Burada her teknik komiteden iki temsilci bulunuyor. Öte yandan, bütün platformu organize eden ekip de burası. Acil ve stratejik kararlar alınması gerektiğinde koordinasyon ekibi devreye giriyor. Bu anlamda sadece yatay bir örgütlenmenin karar alımları zorlaştırdığını biliyoruz, bu yüzden bununla birlikte bazı dikey karar alımlar da söz konusu olabiliyor. Son olarak «Kurul» adı verilen bütün üyelerin bir araya geldiği mercii söz konusu. Platformun geleceği ve yapılması gerekenlerle ilgili esas kararlar burada alınıyor. Bütün üyeler buraya istediği takdirde katılabiliyor. Bunun dışında örgütlenme içerisinde politika grupları, kampanya grupları ve yaratıcı ağlar da söz konusu. Bunlar arasında özellikle yaratıcı ağlar dikkat çekiyor. Bir kentin geri alınması sadece politika ve vatandaşların insiyatifi ile gerçekleşecek bir unsur değildir. Bu geniş çaplı mücadelede, sanatsal faaliyetler ve diğer grupların katkıları da son derece önemli. Siber aktivistlerin yer aldığı SomComuns ve sanatçıların da bu örgütlenmeye katkı sunduklarını ve alan açtıklarını biliyoruz.

Görüldüğü gibi BECU örgütlenmesi bir bütün olarak halkı harekete geçiren bir katılımcı demokrasi örneği olarak çalışıyor. Ancak BECU sadece örgütlenmesi ile değil siyasal ilkeliliği ile de önemli bir örnek sunuyor. Bir sonraki yazıda BECU’nun siyasi ahlak yasası ile birlikte Barselona’da başardıkları ve başaramadıklarına bakacağız.