birgün

29° AÇIK

GÜNCEL 06.04.2020 08:20

Korona salgını bilim ve siyaset

Covid-19 dünyada ve Türkiye’de birçok şeyi değiştirecekmiş gibi görünüyor. Söz konusu olan, bilim ve teknolojinin ürettiklerinin insan ve toplum yaşamına yansıması, yansıma biçimlerinin neler getirip, neler götüreceği

Korona salgını bilim ve siyaset

SEZGİN TÜZÜN
Dr. Bağımsız Araştırmacı-Yazar

Covid-19 salgını Çin’de başlayıp, Çin’in yakın çevresinde dolaşıp sonra uzaklara doğru giderek tüm dünyayı etkisi altına almaya başladığında görüldü ki; bir yerde bir sorunu çözmek, her yerde o sorunu çözmek anlamına gelmiyor.

Salgınla mücadelede aşılması en zor evre, salgının başladığı yerdeki ilk mücadele olmalı. Çünkü o ilk noktadaki mücadele; sorunun saptanıp, onu yenmek için en etkin mücadele yollarının bulunup uygulamasını gerektiriyor. Uygulamaya konan mücadele eylem planının etkinleştirilerek salgının üstesinden gelinmesi zamanla mümkün olacak.

Çin korona salgınını, milyarı aşan nüfuslu ülkesine yaymadan Covid-19’u Wuhan’da kontrol altına alarak önledi. Hem de bunu, salgına doğru tanı koyup, hastalığın görülmeye başlamasından en az 20-25 gün sonra onbir milyonluk kentin giriş-çıkışlarını kapatıp, hastalarla hasta olmayanları birbirlerinden hızla ayırarak yaptı. Çin’in salgına salgın demesi, salgınla mücadele yollarını geliştirerek önlemler alması ve Hubei eyaletinin Wuhan kentinin salgından kurtulduğunun ilan edilmesi, kabaca üç ay içinde oldu. Çin korona salgınıyla mücadele ederken Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) önce konuyu pek önemsemeyip, sonra da salgının yayılma hızı ve konunun ciddiyeti anlaşılınca yaşanılanın bir dünya salgını / pandemi olduğunu ilan etti.

Güney Kore gibi Çin’in yakın çevresindeki ülkeler, yani Japonya, Tayvan, Singapur da korona salgınını, hastaları hızla test yoluyla saptayıp izole ederek, kısa zamanda ve az sayıda ölümlü vakayla kontrol altına aldılar.

ÇİN’İN YAKIN ÇEVRESİ

Pandemi Çin’den; önce yakın ülkelere, sonra da uzaklara doğru yayıldı. Bu süreçte artık dünya; Covid-19’un yayılma (insandan insana geçme) hızı yüksek, öldürücülüğü göreli olarak düşük korona türü bir virüs olduğu ve mutasyona uğrayıp yarasalardan insanlara geçtiği konusunda bilgi sahibiydi.

Bu bilgi dünyaya tek başına yayılmıyordu elbet, yanında bol miktarda komplo teorileri de taşıyarak çeşitlenip yayılıyordu:

  • Covid-19 laboratuvar ortamında geliştirilen, yanlışlıkla dışa taşınan, onun için de birkaç ayda hızla önlemi alınarak Çin’de yayılması durdurulan bir virüstür.
  • Amerika laboratuvarlarında üretilerek Çin’deki hayvan pazarından yayılması sağlanan Covid-19, Çin ekonomisini çökertmek için geliştirilmiş bir virüstür.
  • Covid-19 ekonomik krizleri aşmakta zorlanan hergün daha sıkışan kapitalizmin yerine yeni bir sistemi yerleştirmek için kullanılan bir araç. Bunun da en güzel göstergesi, başta İtalya olmak üzere Avrupa’nın içine düştüğü zor durumda ilk yardıma koşan ülkelerin Rusya, Çin ve Küba olması; bu konuda insanlara bir şeyler anlatmıyor mu?

Elbette benim duyup, görüp buraya aktaramadığım komplo teorileri de çoktur.

ÜLKELER NELER YAPTI?

İran, İtalya, İspanya, Fransa vb. ülkeler korona virüsü kentlerinde, ülkelerinde yayılmaya başladığında ne hastaları saptayıp, onları kitlelerden ayırarak Covid-19’un yayılmasını önlediler ne de hastalığın girdiği bölgeyi yalıtarak, oradaki insanları diğer yerleşim yerlerindeki insanlarla temasını önlediler. Böylece salgın başta az, giderek artan sayıda insana bulaşarak hızla yaygınlaştı. Ve bu yaygınlaşmanın sonrasında, bölgenin/ülkenin yoğun bakım üniteleri, solunum destek aygıtları yetersiz kalmaya başlayınca da virüsün öldürücü etkisi yükseldi.

Covid-19’un öldürücü etkisi; kronik hastalığı olanlar, yaşları 60-70’in üzerinde ve ağırlıkla erkekler arasında, daha çok görülüyor. Hastalığa yakalanmış olanların yüzde 80’i hastalığının farkında bile olmadan, fakat çevresindekilere Covid-19 bulaştırarak ayakta iyileşiyorlar. Bu biçimde hastalanıp farkına varmadan iyileşen her bir Covid-19 taşıyıcısı bu virüs’ü beş kişiye taşıdığında, bu kişilerden birinin ölümcül hasta olma olasılığı oldukça yüksek. Gazetelere ve TV haber kanallarına yansıyan haberlere göre (3 Nisan, Cuma) dünyada kayıtlara geçen vaka sayısı 1 milyon 18 bin’e ulaştı. Bu vakaların yüzde 26’sı iyileşme (% 80, 212 bin 357) veya (%20, 53 bin 211) ölümle sonuçlandı. Halen sonuçlanmamış vaka oranı yüzde 74 (yaklaşık 750 bin). İşte eğer o noktada; yoğun bakım üniteleri, solunum destek aygıtları yeterli değilse, hastalık bulaşlarının (sonuçlanmış vakaların %20’si düzeyinde olan) ölümle sonuçlanma olasılığı kaçınılmaz olarak yükselecek ve salgınla mücadele, salgının sönümlenme beklentisine bağlı hale gelecektir. Yani, salgına karşı mücadelenin kaybedildiği ve salgının kendi kendine bitmesinin beklendiği bir noktaya gelinmiş olacaktır.

TÜRKİYE’DEKİ DURUM

Söylenenler; Covid-19’un ortaya çıkışının, hastalıktan ölenlere yapılan dna testlerine göre en fazla 2019 kasımına kadar geriye gittiği biçiminde. Salgına tanı konup, Çin tarafından salgın olarak ilan edilmesi aralık ayının sonunda oluyor. Dolayısıyla Covid-19’la mücadelenin başlaması 2020 yılının, İran ve İtalya’nın bu virüsle tanışmaları şubat ayının başına denk gelirken, Türkiye’ye virüsün girişi ise martın ortalarına uzanıyor. Bu, ya Türkiye’nin virüsün ülkeye girişine engel olmak için aldığı önlemlerin başarısından; ya virüs taşıyıcılarının söz konusu dönemde Türkiye’ye uğramamış olmalarından; ya da şeffaflık eksikliğine dayalı bilgisizlikten kaynaklanan bir bilgi olabilir. Nedeni her ne olursa olsun, Türkiye’nin Covid-19’la erken tanışan ülkelerden biri olmamış olması önemli bir avantaj. Ne var ki martın sonuna gelindiğinde bu avantajın büyük oranda yitirildiği bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü İtalya’nın bir ayda geldiği 10 bin korona hastası sayısına, Türkiye -ne yazık ki-20 günde ulaşmış görünüyor. Bu da Türkiye’de hasta sayısının İtalya’dan çok daha hızlı arttığının ve artmaya devam edeceğinin bir göstergesi olduğu gibi, olabilir de.

Türkiye’de korona salgınıyla mücadele, Bilim Kurulunun önerileri, iktidarın uygulama ve kararlarıyla yürüyor. Bilim kurulu Sağlık Bakanlığı uzmanlarıyla, akademisyenleri bir araya getiren ve (doğru seçildiği varsayılan) tıp doktorlarından oluşturulmuş büyük ve önemli bir grup. Kurul salgınla mücadele algoritmaları, tedavi protokolları oluşturan, tavsiye kararları alan, önüne gelen sonuçları değerlendiren bir formatla çalışıyor olsa gerek. Ayrıca bu kurul başarılı olabilmek için görevlerini üstün bir çabayla yapma ve tüm sağlık çalışanlarını sürece etkin biçimde katma uğraşında olmak zorunda. Tüm sağlık personeli -meslekleri ve meslek etiği gereği- bu mücadelede özveriyle çalışıp, dur durak bilmeden görevlerini yapıyorlar. Ne var ki; son çözümlemede -yine de- bilim kurulunun payına, başarıdan çok başarısızlık düşecekmiş gibi görünüyor. Çünkü salgın hastalıklarda tıp doktorlarına çok önemli görevler düşse bile, salgınla ortaya çıkan sorunların tamamının sadece tıp ve sağlık konularıyla sınırlı kalması mümkün değildir. İşte; tıpla sınırlı olmayan sorunlar ve onlarla ilgili alınmış kararlar, doktorların karışmayıp - karışamadığı o kararlar, Covid-19 karşısında Türkiye’nin konumunu asıl belirleyecek uygulamalar olacaktır.

Halen yaşanmakta olan korona salgınının toplumsal, ekonomik, siyasal birçok yönü olduğu gibi teknik olan ve olmayan başka boyutları da var. Bu boyutlar yönetimden iletişime, toplumdan sınıflara, işyerlerinden konutlara, mekândan coğrafyaya, doğadan insana, mühendislikten güvenliğe uzanan geniş bir çerçevede ele alınıp, düşünülebilir. Böyle düşünülünce de salgın hastalıklarla mücadele edecek Bilim Kurulu’nun; disiplinler arası özellikler taşıyan uzman ve akademisyenler bir araya getirilerek, alt kurullarla işlev kazanan bir yapıda oluşturulması ve o yapının da içinde tıp doktorlarından oluşan alt kurula güç ve uygulamalarında etkinlik kazandırmış olacaktır. Oysa anti-demokratik iktidarların bunu istemesi ve böylesine bir uygulamaya kapı açması yazık ki, pek mümkün değil. Çünkü öncelikleri, her şeye rağmen elde edilmiş iktidarın yitirilme tehlikesiyle karşılaşılmadan devamının sağlanmasında.

Covid-19 dünyada ve Türkiye’de çok şeyleri değiştirecekmiş gibi görünüyor. Söz konusu olan, bilim ve teknolojinin ürettiklerinin insan ve toplum yaşamına yansıması, yansıma biçimlerinin neler getirip, neler götüreceği. Covid-19 aristokratla tarladaki köylüye, siyasetçiyle sendikasız işçiye, patronla çalışanına, bilim insanıyla umreden gelenine, sanatçıyla sporcuya ayrımsız, ağzından–burnundan–gözünden girip hasta yaptığında, hepiniz eşit ve ölümlüsünüz diyor. Bilimsel çabalarla önlenmeye çalışılan bu salgın, önlendiğinde öylesine bir dünyaya işaret ediyor olmasın.! Elbette biliyoruz kısa erimde, siyasete rağmen bilimin başarılı olmasının zor ve hatta olanaksız olduğunu. Ama uzun erimde bilim; siyasete rağmen insanlara sunduğu donatılarla yeni bir dünya / yeni bir ülke / yeni bir kent / yeni bir yerleşim anlayışı ve ilişkiler sistemi oluşturulmasında neden yepyeni etkinliklere kapılar açmasın ki?

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız