birgün

15° YER YER HAFİF YOĞUNLUKLU YAĞIŞ

DÜNYA 20.04.2020 08:41
author

Koronavirüs ve korku imparatorluğu

Hafıza-ı beşer nisyan ile malüldür. Ortalama olarak en fazla 10 yıl öncesini hatırlıyoruz. O yüzden kayıtlı tarihte ne kadar berbat olduğunu bildiğimiz pek çok kişi ve kurum yıllar sonra kel ölür sırma saçlı olur misali karşımıza çıkabiliyor.

Örneğin Ankara’nın şu veya bu tepesindeki şişman veya zayıf, uzun veya kısa adam ve kadınların hepsi üç aşağı beş yukarı eşit derecede işçi düşmanıydı. Ancak gazete arşivlerini deşince bu hafıza tazelenebiliyor. Yoksa bu kişilerin güler yüzlü rahat pozlarından göz gözü görmüyor.

Hatırlayan var mı? Neden havaalanlarında kemerlerimizi çıkarıyoruz? Neden 100ml minik şişelerle şeffaf poşetlere koyduğumuz tuvalet malzemeleri test ediliyor? Neden daha sofistike vücut görüntüleme makinelerinden geçiyoruz?

11 Eylül New York ve 7 Temmuz Londra saldırılarından dolayı.

Elimizde hiç bir kanıt yok 100ml değil de 125ml parfümle bir uçağı ele geçirecek veya düşürecek bomba yapıldığını görmedik ama o güvenlik taramasını yapan memur sizi gözaltına alabilir itaat etmezseniz. New York bombalamasının faillerinin çantalarından kocaman ruj takımlarını çıkarıp, bellerinden kemerlerini sıyırıp bu uçakları kaçırıp Dünya Ticaret Merkezine çarpmadıklarını biliyoruz. Ama her yıl kuzu kuzu milyarlarca insan bu kontrollere tabi tutuluyor.

Aradaki neden-sonuç ilişkisinin de önemi yok. ‘Teröristler’ dendiğinde akan sular duruyor. Ne rujla ne parfümle ilişkisini kuramadığımız bu terörizmin ilişkisini kurabildiğimiz çok temel bir nedeni var. Bu nedeni istatistiki olarak da ispatlayabiliriz, çıplak gözle de görebiliriz. Ancak önlem almıyoruz. Irak ve Afganistan’ın işgali ile bu terörizm arasında çok net bir ilişki var. Ama 11 Eylül’den sonra da 7 Temmuz’dan sonra aile boyu parfümle uçmayı bıraksak da buraları işgal etmeye devam ettik.

Uzun lafın kısası insanları korkuyla ıslah etmek pek çok başka yönteme göre daha etkili ve çabuk sonuç veriyor. Korku için de bilimsel kanıttan ziyade fısıltıyla söylenen abartılı dedikodular daha etkili.

Kovid-19 ile de sadece hastalık ve ölüm gelmiyor. Bu salgının kökeni, nedenleri ve nasıl başa çıkılacağı konusunda henüz bir uzlaşma oluşmadı ancak hayatımızı ciddi anlamda değiştirecek bazı örüntüler görünmeye başladı.

Hayatımız değişecek. Londra’da ve başka yerlerde bundan sonra sokağa maskesiz çıkmak mümkün olmayabilir. Bu süregiden bir tartışma. 100ml parfüm yasağı gibi bir durum. Etkili olduğunu düşünüyoruz ama bilimsel kanıtlar orada değil. Önemli değil, muhtemelen biz yine de yapacagız.

Havaalanlarına girerken ateşimizin ölçülmesi belki olağan hale gelecek.

Bu arada mantık silsilesinin dışında pek çok şey olacak ama kulağımıza fısıldanan korkutucu senaryo yeterince ikna edici. Gerisini duymayacağız. İş yerlerinde saat başı el yıkama zorunluluğu da düşünülebilir. Koşulsuz uyacağız. El yıkamama özgürlüğü literatüre girecek.

Kovid-19 krizi yabancı düşmanlığı ve ırkçılık için de çok geniş bulvarlar açtı. Olay çok taze, cenazeler henüz kalkmadı ama eminim aşırı sağcı, milliyetçi gruplar ilk antremanlarını, provalarını yaptılar bile.

Kovid-19 muazzam bir duygusallık ve dayanışma kültürüne de kapı açtı. Ayrımcılığın her alanda kök saldığı dünya da virüsün çok fazla ayrım yapmadan hasta ediyor olması bile ılımlı bir hava estirdi.

Ancak aynı zamanda çeşitli otoriter eğilimli ülke ve rejimlerin bu acil durum tedbirlerini demokrasi aleyhine istismar ettiklerini de görüyoruz. Eve kapatmanın ne kadarı bizi hastalıktan korumak için ne kadarı kontrol etmek için henüz ayırdetmek zor ama bu fark bundan sonra karşımıza gelecekleri de belirleyecek.

Önümüz yine de bahar ve yaz. Umudu yeniden yeşertmeye çalışmak gerek.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız