Kötülüklerin en büyüğü sığlıktır
MELTEM GÜRLE MELTEM GÜRLE
Sevgilisini çoktan kaybetmiş olsa da, sevgiden asla vazgeçmeyeceğini söyler, Wilde. “Hapishaneye aşksız girersem, ruhum buna nasıl dayanır?” diye sorar. Aşkı hayatından çıkarırsa, yazmaya veda etmek zorunda kalacağını bilir. Yaratıcılığının sevgiden geldiğinin farkındadır. Nefretle üretemez insan, gelişip büyüyemez.

Geçenlerde De Profundis’i elime alınca heyecanlandığımı fark ettim. Oscar Wilde, arada bir dönüp yeniden okuduğum sevgili yazarlardan oluşan meclisin üyesi değil. Bir gençlik aşkı desek daha doğru olur. Belki de bu nedenle, onun kitaplarına geri dönmek, meclisteki dostlardan biriyle söyleşmeye benzemiyor. Artık çok gerilerde kalmış eski bir sevgiliyle karşılaşmayı andırıyor daha çok. Aynı anda hem tanıdık hem yabancı. Kusurların ve dikiş yerlerinin açık bir şekilde görüldüğü, herkesin daha yaşlı fakat daha dürüst olduğu bir karşılaşma bu.

Oscar Wilde, onu önce baştan çıkarıp sonra terk eden ve sonunda felaketine sebep olan sevgilisi Lord Alfred Douglas’a hapishaneden yazdığı bu uzun mektupta niyetini daha en başından açık eder. “Sevgili Bosie” diye seslendiği genç adama, ilişkilerine ve yaşantısına dair düşünmesini önerir: “Ben kendi geçmişimle yüzleşmek zorunda kaldım. Sen de kendi geçmişinle yüzleş,” der ona, “Sessizce oturup düşün. Kötülüklerin en büyüğü sığlıktır.”

Edebiyat tarihinin en büyük aşk mektubu sayılabilecek bu metin böyle bir davetle açılır. Ne var ki Bosie, değil kendisiyle ve yaşantısıyla yüzleşmek, en basit insani duyguları bile hissetmekten acizdir. Züppe, acımasız ve akıl almaz derecede boş bir gençtir. Wilde’a “Kaidenden indiğin zaman çok sıkıcısın,” diyecek kadar zalim, onu hasta yatağında bırakıp gidecek kadar bencil, yazarın hapishaneden yazdığı mektuplara cevap vermediği gibi, onları basına sızdırıp prim yapmak isteyecek kadar ahlâksızdır.

Wilde yine de sever onu. Bir aşığın sonsuz alınganlığıyla kusurlarını üşenmeden bir bir sıralamasına rağmen bütün kalbiyle sever. Dolayısıyla, bu yıkıcı aşkın hikayesi De Profundis’e damgasını vurmuş olur. İkisinin yaşantısına dair ayrıntılar, ardı arkası kesilmeyen tahliller ve sonu gelmeyen yakarışlar metnin büyük bir kısmını ele geçirir. Bunlar metnin zaafları sayılabilir. Ancak De Profundis, sadece bunlardan ibaret değildir. Sıradan bir mektup gibi başlayan bu metin, yavaş yavaş hayat ve sanat hakkında uzun bir tirada dönüşür ve bizi şaşırtır. Değer verdiği her şeyi kaybetmiş olan Wilde, bu tecrübeyi kendi hakikat arayışının başlangıç noktası haline getirir. Bu uzun mektupla, başına gelenler için başkalarını sorumlu tutmayı reddederek (halbuki tutsa hiç de haksız olmayacaktır), hapishanedeki hayatını içsel bir yolculuğa ve en nihayetinde bir sanat eserine dönüştürmeyi seçer.

Bu sanat eserinin merkezinde sevgi vardır. Sevgilisini çoktan kaybetmiş olsa da, sevgiden asla vazgeçmeyeceğini söyler, Wilde. “Hapishaneye aşksız girersem, ruhum buna nasıl dayanır?” diye sorar. Aşkı hayatından çıkarırsa, yazmaya veda etmek zorunda kalacağını bilir. Yaratıcılığının sevgiden geldiğinin farkındadır. Nefretle üretemez insan, gelişip büyüyemez. Olsa olsa kötücül bir tümör gibi taşır onu. Bosie’ye, dünyaya karşı nefretini ve hıncını bir kenara bırakması gerektiğini anlattığı bölümde şöyle der: “İnsanın ruhunda bu iki duyguya birden yer olmadığını anlayamadın. Bu narin yapıya ikisi birlikte sığamazlar. Sevgi hayal gücünden beslenir. Onun sayesinde düşündüğümüzden daha bilge, hissettiğimizden daha iyi ve soylu kişiler haline geliriz. Böylece, hayatı bir bütün olarak görebiliriz. Sadece ve sadece onun sayesinde, insanları gerçek ve ideal ilişkileri içinde anlayabiliriz. Sevgiyi yalnızca güzel şeyler, incelikli düşünceler besler. Ama nefreti herhangi bir şey besleyebilir.”

Kötülük ve çirkinlik gibi sahtelik de sevginin düşmanıdır Wilde’ın gözünde. Ona bütün benliğimizi açtıktan ve hikayemizi anlattıktan sonra, dünyanın bizi sevmesinin mümkün olmadığını söyler. Halbuki De Profundis’te tam da bunu yapar. Hikayesini büyük bir açık sözlülükle anlatır. Genç bir erkeğe olan aşkını kimse anlamayacaktır. Çektiği acıyı da öyle. “Dünya bizim yaşantımızı anlayamaz,” der Bosie’ye. Fakat biz yine de kendimize ve sevdiklerimize sadık kalmak, sahici olmak zorundayızdır. Bunun üzerine, hapishanede onu ziyarete gelen bir dostuyla arasında geçen konuşmayı aktarır. Onun tamamen masum olduğunu ve bir komploya kurban gittiğini düşünen arkadaşıyla konuşurken, söz konusu suçlamaların çoğunun iğrenç bir düşmanlıktan kaynaklandığını kabul etmiş ama toplumun asla sindiremeyeceği tutkuları ve arzuları olduğunu da gizlememiştir.

“ [...] bunu benim yaşamımın gerçeği olarak kabul etmez ve tümüyle kavramazsa, kendisiyle artık belki arkadaş olamayacağımızı, hatta bir araya gelemeyeceğimizi söyledim. Bu sözlerim, onu alt üst etti; ama biz, arkadaştık ve ben onun dostluğunu yalanla, sahte tavırlarla kazanmadım. Sana daha önce söylediğim gibi, doğruyu dile getirmek, acı verir, güçtür. Yalanlar söylemeye zorlanmak ise, çok daha kötü bir şeydir.”

Hayatını bir yergi ustası olarak geçirmiş Oscar Wilde, toplumun genel geçer değer yargılarıyla hiçbir zaman barışık olmamıştır. İçinde yaşadığı topluma güveni yoktur. Devlete ve yasalara inancı zayıftır, Victoria Dönemi’nin katı ahlak anlayışıyla düpedüz dalga geçer. Yine de onu en çok ürküten, kalabalıkların zalimliğidir. Bu korkuda ne kadar haklı olduğu, 1895’te “büyük ahlâksızlık” suçlamasıyla yargılandığı ve kürek hapsi ile sonuçlanan davada ortaya çıkar. Birkaç arkadaşı hariç herkes bu skandal davaya ya büyük bir iştahla dahil olacak ya da yazarın kalabalıklar tarafından linç edilmesini sessizce izleyecektir.

1897’de hapisten çıktığında, Wilde bambaşka bir adamdır artık. Son iki yılını, Reading Zindanı’nda C.3.3. numaralı mahkum olarak geçirmiş; itibarını, servetini, aile hayatını ve dostlarının büyük bir kısmını yitirmiştir. Daha fazlasına izin verilmediği için her gün birer sayfa yazdığı ve toplam 50.000 kelimeden oluşan bu mektuptan başka hiçbir şey yoktur elinde. Adı gibi “derinliklerden” gelen De Profundis, insanı gündelik hayatın sığlığının ötesine geçmeye çağırır; bunu yapabilmek için de gücünü sevgiden alan sanatı önerir.

Ancak dahası da vardır: En ağır koşullar altında bile, kendine ve başkalarına hakikati söylemekten vazgeçmemiş onurlu bir insanın manifestosu sayılır bu mektup. Kendimle yüzleşmeyi göze aldım diyerek başlar ve bu toplumda bana yer olmayacak ama var olmaya devam edeceğim diyerek sona erer.
Kim ne derse desin, gençlik aşkım Oscar Wilde yürekli biridir.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız