Kovboyun evi neresi?
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Ekim ayının önemli haberlerinden biri USC’den (Güney Kaliforniya Üniversitesi) geldi. Bir grup öğrenci, üniversitenin sinema okulunda (SCA-The School of Cinematic Arts) kurulan John Wayne sergisinin kaldırılması için kampanya başlattı. Kitle kültürü endüstrisinin başkenti Los Angeles’ta 1929’da Douglas Fairbanks tarafından kurulan okulun sergi bölümlerinde Clark Gable’ın ölüm maskından ünlü filmlerde kullanılan aksesuarlara kadar çok sayıda anı malzemesi var. İkinci kattaki John Wayne sergisi de 2012’de bir bağışçının isteğiyle açılmış. Neredeyse her salon ve sınıfı ünlü sinemacı ve bağışçıların isimleriyle adlandırılan okulda başka birinin değil de John Wayne’in hedef alınması, son yıllarda Trump sayesinde iyice berraklaşan ideolojik çatışmaların kültürel boyutunu oluşturuyor.

Hollywood kültür fabrikasının ideolojik açıdan en ‘Amerikan’ ürünleri western filmleridir -Türkiye’de bilinen adıyla ‘kovboy filmleri’. Westernler bizim ‘beyaz yayılmacılığı’ dediğimiz tarihsel olguyu ‘özgürlükler ülkesini kuran cesur insanların hikayesi’ olarak pazarlar. John Wayne bu film türünün tartışmasız en büyük, en beyaz, en Amerikalı aktörüydü -Onu Clint Eastwood takip ediyor, son seçimlerde Trump’ı desteklediğini açıkça dile getiren kovboy…

kovboyun-evi-neresi-642268-1.
Nixon ve Reagan’ın en ateşli destekçilerinden olan, beyaz ırkın üstünlüğüne inanan, Vietnam Savaşı’nı kanının son damlasına kadar destekleyen anti-komünist maço John Wayne’le ilgili kampanyanın yedi yıl gecikmeyle gelmesinin nedeni, Wayne’in faşist söylemlerinin öğrenciler tarafından yeni keşfedilmesi olsa gerek. Üniversitenin gazetesi Daily Trojan bu tepkide özellikle Playboy’un Mayıs 1971 sayısında yer alan Wayne röportajının yeniden gündeme gelmesinin büyük payı olduğunu belirtiyor.

Söz konusu röportajda ‘68 hareketlerinin bazı sinematografik yansımalarına -Easy Rider (1969) ve Midnight Cowboy/Geceyarısı Kovboyu (1969)- ‘sapık filmler’ diyerek saldırıya başlayan Wayne, gençlerin isyanlarıyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Öyle görünüyor ki, liberaller komünistlerin okullarda çocuklarını eğitmesi konusunda istekli. İşçilerimiz ileri ve müreffeh durumda olduğu için komünistler artık ABD’de bir işçi devrimi başlatamayacaklarını anladılar. Bunun üzerine yapabilecekleri en iyi ikinci şeye, okullar ve çocuklar üzerinde çalışmaya karar verdiler. Başardılar da! Zaten üniversitedeydiler, şimdi liselere de girdiler. Çocuklarıma teoride ve gerçekte komünizmin nasıl işlediğini anlatacaklarsa dert etmem. Ama çocuklarımın kafasına bir düşman doktrini sokmak isteyen Angela Davis gibilerini istemem.”

‘Angela Davis kim?’ derseniz, Nazım Hikmet’in arkadaşı Kübalı şair Nicolas Guillen’in 1975’te yazdığı dizelerde hitap ettiği siyahi komünist aydın: “Güzel olduğunu söylemeye gelmedim / biliyorum, güzelsin / ama konu bu değil şimdi, konu ölünü istemeleri / kafatasını istiyorlar, angela / jackson’un, lumumba’nın kafatasları gibi / büyük şef’in çadırını süslemek için.” (Çev: Ülkü Tamer)

Kızılderililerin filmlerinde sunuluş biçimiyle ilgili soruyu da şöyle yanıtlıyor büyük şef: “Bu büyük ülkeyi onlardan almamızın yanlış olduğunu düşünmüyorum. ‘Onların vatanını çalmak’ denilen şey aslında bir hayatta kalma mücadelesiydi. Yeni topraklara ihtiyaç duyan çok sayıda insan vardı ve kızılderililer her yeri bencilce kendilerine saklıyordu.”

USC öğrencilerinin karşı çıktığı sergi işte böyle bir adamla, yani aslında ABD’nin bugünkü özüyle ilgili...