birgün

10° AÇIK

GÜNCEL 17.04.2021 10:26

Köy enstitülerinden doğan edebiyat

Köy enstitülerinden doğan edebiyat

Atilla KÜÇÜKKAYIKCI

Köy Enstitülü öğretmen ve şair Bahar Dadaloğlu, BirGün gazetesindeki söyleşisinde şöyle demişti: “Yurdumuzda demokratik, ilerici ve aydınlanmacı bir kuşak yetiştiyse bunda Köy Enstitülü öğretmenlerin ve aydınların emeği çoktur. Bizim yetiştirdiğimiz öğrencilerimiz ve evlatlarımız Türkiye’nin en seçkin topluluğudur.” (BirGün, 19.04.2016)

Bahar Dadaloğlu’nun son derece önemli bu saptamasına şunu da eklersek, Köy Enstitülerinin ülkemiz aydınlanma sürecindeki yeri daha iyi ortaya çıkacaktır: Köy Enstitülerinden yetişen onlarca yazar, edebiyatımızın gerçekçi ve aydınlanmacı damarını zenginleştirerek 1950’den 1980’lere kadar ulaştıkları geniş okur kitlesiyle toplumu da bu yönde etkilemiş ve dönüştürmüşlerdir. Edebiyatımızın ülke gerçeklerine duyarlı ve haksızlıklara başkaldıran bu damarını, 70’lerden 80’lere ne yazık kiiki darbe ve onların yerleştirdiği sistemiçi, bireyci edebiyat, geri plana itmiştir. Fakir Baykurt’lar, Talip Apaydın’lar, Mehmet Başaran’lar, Yusuf Ziya Bahadınlı’lar bugün edebiyat tarihimizde hak ettikleri yeri alsalar da ticari yayınevlerinin yönlendirdiği yayıncılık ortamında yeni kuşaklara ulaşmaları gitgide zorlaşmıştır.

Türkiye’nin 24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül Darbesiyle çemberine sokulduğu piyasa ilişkileri, kültürel alanı, özellikle edebiyatı metamorfoza uğrattı. Topluma ve insana duyarlı edebiyatın yerini, büyük sermaye yayınevlerinin pazarladığı bestseller edebiyat aldı. Kapitalist zihniyete uygun bireycilik, akıl ve ilerleme düşmanı Postmodernizm, estetik ve ahlaki referansları kaybolmuş bu edebiyatın temel özelliklerini oluşturdu. Yeni kuşaklar, gerçekçi edebiyatın varlığından habersiz bırakıldı. Otuz kırk yıldır bu bayağı edebiyata maruz kalan dilimiz ve kültürümüz, bugünün dinci iktidarına karşı etkili direniş ve mücadele araçlarından yoksun kaldı. 1950’den başlayarak gelişen toplumcu-gerçekçi edebiyatımız ve onun bir kolunu oluşturan “köy gerçekçiliği”, devrimci 68 ve 78 kuşaklarının gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

KÖY ENSTİTÜLÜ YAZARLARI İNCELEYEN KİTAP

Köy Enstitülerinden yetişmiş yazarların yarattığı, toplum gerçeklerine duyarlı bu edebiyata, “Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat” adını veriyoruz. Kısa adı KAVEG olan Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitimi Geliştirme Derneği,yıllar önce Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı ile birlikte Foça Belediyesi’nin ev sahipliğinde 29-30 Kasım 2014 tarihleri arasında “Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat” konulu bir çalıştay düzenlemişti. Ferit OğuzBayır’a 115. doğum yılı armağanı olarak düzenlenen ve iki gün süren bu çalıştayda değerli araştırmacı ve yazarlar, Köy Enstitülü yazarları ve eserlerini ele alarak Türk edebiyatına yaptığı katkıları ortaya koydular. İki gün gibi kısa bir sürede sınırlı sayıda izleyiciye yapılan bu sunumlar, daha geniş ilgili çevrelere ulaşması için kitaplaştırıldı.Ferit Oğuz Bayır’ın yaşamı, felsefesi ve Köy Enstitülerine olan katkısı da ailesinin anlattıklarıyla ve onu ele alan yazarların yazılarıyla kitaba ayrı bir boyut katıyor. “Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat” adıyla Prof. Dr. Güler Yalçın, B. Sadık Albayrak ve Atilla Küçükkayıkcı’nın hazırladığı bu kitabın, Mehmet Bayrak’ın kapsamlı “Köy Enstitüleri ve Köy Edebiyatı” kitabından sonra ilk kez bu konuyu bütünlüklü bir biçimde ele aldığını söyleyebiliriz.

Köy Enstitülerinin yetiştirdiği yazarların 1950’den 1980’lere kadar toplumumuzun değişmesine ışık tutan roman ve hikâyelerini ele alan bu kitap,onları günümüzün okurlarınıngündemine getirmiş oldu. Hasan Âli Yücel’in deyişiyle “edebiyata kendi giren köylü”nün yazdığı bu yapıtların, kapsamlı bir yaklaşımla topluca ele alındığı bir kitap haline gelmesi, bu konuda bilgi edinmeye çalışan gençlere de bir başvuru kaynağı oluşturuyor.

Köy enstitülerinin kuruluşundan itibaren imece ve dayanışma içinde güçlerini birleştiren İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve Şube Müdürü Ferit OğuzBayır, Cumhuriyetin yarım kalan eğitim devrimini tamamlamaya girişmişlerdir. Yücel, Köy Enstitüleri yasalarını Bakan olarak en geri unsurlara karşı ustaca savunmuş ve Meclis’ten geçirtmiştir.Tonguç, kısa sürede sayıları yirmiyi bulacak köy enstitülerinin uygulamada ortak değer ve ilkelerini kurmak, korumak, geliştirmek üzere durmadan tek tek hepsini dolaşmış, sorunlarını gidermiş, öğretmen ve müdürlerine mektuplar yazarak yönlendirmiştir. Tonguç’un “beynimin yarısı” diyecek kadar düşünce düzeyinde kendisine yakın hissettiği, düşüncelerini ve enstitülerdeki uygulamalarını iyi bilen Ferit Oğuz Bayır ise kaleme aldığı genelge ve yazılarla bu çalışmaları aynı doğrultuda yönlendirecektir.

ENSTİTÜLERİN “ÖZERKLİĞİ”

Tüm Anadolu’yu kucaklayan Köy Enstitüleri de onların gerçekleştirdiği bu işbölümü ve anlayış doğrultusunda, kendi aralarında imece ve dayanışmayla bütünleşmişözerkenstitü topluluklarıydı.Birbirleriyle son derece uyumlu, kendi içlerinde kendi kararlarını kendileri alabilecek kadar “özerk”, devletle olan ilişkilerinde de son derece titiz, yasalara ve Anayasa’ya bağlı bir şekilde hareket ediyorlardı. 1940’ların Türkiye’sinde köylünün üretimden gelen gücünü ayağa kaldırmak için güçlerini birleştirmişlerdi. Topraktan, göllerden, denizlerden, ırmaklardan yeterince yararlanılamıyordu. Bunu başaracak tek güç köylüydü. Emperyalist cephede ise büyük bir savaş patlak vermiş; işgalci, paylaşımcı güçler birbirlerini boğazlamaya başlamışlardı. Türkiye bu emperyalist savaş dışında kalmış, kırsal alandaki köklü değişiklikler için “özerk” Köy Enstitüleri toplulukları çatısı altında büyük bir devrimci atılıma girişmişti. Doğudan batıya tüm ülkeyi kucaklayan bu “özerk” Köy Enstitüsü toplulukları, bir yandan üretim ve iş içinde eğitim görürken diğer yandan kendi içinden çok sayıda yazar ve şairlerin yetişmelerinin de önünü açmıştır. Bakan Hasan Âli Yücel’in girişimiyle Türkçeye kazandırılan dünya klasikleri, enstitülerde okuyan çocuklara kısa sürede ulaştırılarak hızlı ve yoğun bir okuma seferberliği başlatılmıştır. Bilinçsiz “Osmanlı” köylü çocuğu beş yıl gibi kısa bir süre içinde altı yüzyıllık bir okuma yazma susuzluğunu ve açlığını gidermiş köyüne, kuram ve uygulayıcılığı güçlü aydın bir “Cumhuriyet köylüsü olarak geri dönmüştür. Enstitülerde öğrendiği ne varsa öğretmenlik yaptığı köyüne, çalıştığı yerlere taşımaya başlamıştır. Bu aydın Cumhuriyet köylüsü öğretmenin eline bir de güçlü bir silah geçmiştir: Kalem.

KÖYLÜNÜN HALLERİNİ YAZAN KALEM

Bir üstyapı kurumu olan eğitim, bir altyapı kurumu olan ekonomiye, yani üretime ve üretim sonuçlarına müdahale edebilir mi, ederse nasıl müdahale eder, bunun yanıtlarını köy enstitüleri uygulamaları içinde görebiliriz. Köy enstitülüler, aldıkları eğitimle, içinde yaşadıkları topluluğun sorunlarını, çıkarlarını öne çıkaracak şekilde kendi yerel dillerini edebi ve yalın bir biçimde kullanarak ne istediklerini ve nasıl olması gerektiğini kalemleriyle dile getirmişlerdir. Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Yusuf Ziya Bahadınlı, Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu, Ali Yüce, Adnan Binyazar, Sami Gürel, Osman Bolulu, Osman Şahin, Hasan Kıyafet gibi Türk edebiyatında bilinen yazarların yanı sıra, edebiyatın her alanında yapıtlar veren, bu yazarlar kadar tanınmamış olsalar da yazmayı sürdüren onlarca Köy Enstitülü yazarın varlığını da bu kitaptan öğrenmiş oluyoruz.

Aslında onların kaleme aldıkları bir çığlık, bir isyandır. Bu çığlık ve isyanlarla toplanmışlar, birlik olup örgütlenmişler, mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Sadece yaşadıkları toplumu değil, köklü değişimlerin sürdürülmesinden yana olan gençliği de derinden etkilemişlerdir. Dönemin aydın, ilerici ve devrimci gençliği, köyü ve köylünün sorunlarını köy enstitülü yazarlardan öğrenmiştir. Köy Enstitüleri, bildiğimiz öğretmenler gibi değil, toplumsal bilisizlik ve haksızlıklarla savaşan üretici, aydın öğretmenler yetiştiriyordu. Köy enstitülerinde nasıl tarım ve hayvancılık yapılıyor; balıkçılık, ipekböcekçiliği geliştiriliyorsa, eli kalem tutan köy enstitülü yazarlar da yaşadıkları yöreleri ve insanları anlatıyorlardı. Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu Doğu Anadolu’yu;MehmetBaşaran Trakya’yı, Ege’yi; Talip Apaydın İç Anadolu’yu;Osman Şahin Güney Anadolu’yu;Fakir Baykurt Akdeniz ve Ege’yi anlatıyordu. Örneğin Fakir Baykurt ile Talip Apaydın’ın, Mahmut Makal ile Dursun Akçam’ın dilleri farklıdır. Köy Enstitülerinden doğan bu edebiyatta doğudan batıya ülke coğrafyasına yayılmış bu gerçeklerin yapıtlarına yansımalarını görürüz. “Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat” kitabında bütün bu yazarlar, değerli araştırmacı ve yazarlar tarafından ele alınmış, irdelenmiştir.

Bu kitapta en bilinen enstitülü yazar ve şairler ele alındı. Hepsinin en önemli özelliği, doğuda olsun, batıda olsun sömürenleri ve onlarla işbirliği içinde olanları göstermektir.Köy Enstitülü yazarlarımız hakkında kitapta yer alankimi saptamaları burada paylaşarak okuyucuların kısa da olsa bilgi edinmelerini sağlamak istiyorum.

Doç. Dr. Aynur Soydan Erdemir: Çağdaş Bir Ozan: Adnan Binyazar

“Duygusuyla, düşüncesiyle ağıt yakan bir toplumun yazarı olarak bu ağıtsal evrenden beslenen, doğunun içtenliğini, bilgeliğini, alçakgönüllülüğünü, hüznünü, direnişini yapıtlarına büyülü bir dille yansıtan çağdaş bir ozan Adnan Binyazar.” (Köy Enstitüsünden Doğan Edebiyat, s.77)

Berrin Taş: Sokrates’tir Başaran

“Bin yıl öteden bakan göz, yargıcı ürpertir. Birikimiyle çağların ötesinden yaşadığı güne bakan gözün ürpertici etkisi yargıcı düşündürür.

“Hep yargılanıyordu insan

Yüzler yüzlere karışıyordu

Her çağdan

Nerden tanıyordu bu yüzü.”

Dalıp giden yargıcı gözleyen gözdür Sokrates.

Başaran da toplumu, insanı gözleyen bir gözdür. Sokrates’tir Başaran.” (A.g.y., s.92-93)

Metin Turan: Röportajı Yazınsallaştıran Dursun Akçam ve Kaftancıoğlu’nun Dönemeç’i

Dursun Akçam, çağdaş Türk edebiyatında röportajı bir yazınsal metin olarak kullanabilen; başka bir demeyle röportajı yazınsal metin halinde sunabilen birkaç addan birisidir. Diğerleri kimlerdir derseniz, sayıları az olduğu için hemen sayabilirim: Yaşar Kemal, Fikret Otyam, Bekir Yıldız.”

“TRT 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında büyük ödül kazandığı Dönemeç, bir ilk yapıtın bütün güzel özelliklerini taşır: Çarpıcı bir konu, akıcı bir anlatım, gerçekçi bakış açısıyla doğaya dair betimlemelerin buluştuğu sanatsal incelik... Dönemeç,bir anlamda Kaftancıoğlu’nun kendi hayatıdır. Cılavuz Köy Enstitüsü’ne yazılma serüvenini anlatır.” (A.g.y., s.96, 109)

Erdal Atıcı: Dünyaya Yeniden Gelsem Yine Sosyalist Olurdum Diyen Fakir

Fakir,yaşamı boyunca ezilen halkın yanındadır. Özyaşamının 7. kitabı ‘Sıladan Uzakta’da son sözlerini söyler adeta:‘... Türkiye gerçekten güzel; ama parası olana, dayısı olana...” “Bu cennet üstünde halkın yaşamı haksız derecede çirkindir. Baskı, yoksulluk, sefillik, işkence, yargısız öldürmeler bu cennetin üstüne cehennem gibi çökmüştür. Halkım; yüzyıllardır çektiği acılarla mutluluğu çoktan hak etti. Çileden, yoksulluktan öğrenme diye de bir yöntem var; bu öğrenmenin mutluluğunu kan emicilerin elinden çekip alacak günlerin fazla uzak olmadığını düşünüyorum.’

Kimileri: “Bir daha gelsen yine aynını yapardım!” demeyi sever. Yinelemek anlamında değil, ben de aynını söyleyeceğim.Elbet gene öğretmen olurdum. Elbet gene yazar olurdum. Elbet gene sosyalist olurdum.” (A.g.y., s.129-130)

Hidayet Karakuş: Baykurt’un Sözcükleri Halaya Kaldırır

Fakir Baykurt’un 1970’te TRT Büyük Ödülü’nü kazanan Tırpan’ı, Türk kadınının bugün de bitmeyen sorunlarından birine; zorbalara, ağalara direnemeden peşkeş çekilen çocuk gelinlere dikkati çekiyordu. Tırpan’daki Uluguş Nine’yle Irazca az çok örtüşüyordu. Uluguş Nine biraz daha bilge, biraz daha görmüş geçirmişken, Irazca daha dik, daha yürekliydi. Ancak Tırpan, öteki romanlardan, romanın kahramanı Çimen’in kendinden önceki kızların yazgısına boyun eğmeyip gerdek gecesi ağayı öldürmesiyle ayrılıyordu. Sorun yazgıya boyun eğmemekti demek! Kaplumbağalar, Amerikan Sargısı, Yayla, 12 Mart cezaevlerindeki öykülerden oluşanCan Parası, İçerdeki Oğul… hepsi ülkemizin yakıcı gerçeklerini anlatan öyküler, romanlar olarak edebiyatımızda yerini almıştı. 1974’te Yeni Ortam gazetesinde gün gün yayımlanan Köygöçürenromanı da enikonu bir destandır. Hele Amerikan Sargısı’nda bir halay anlatımı vardır, okurken içim içime sığmamıştı. Sanki sözcükler ayaklanmış, bütün bedenimde beni ağlatacak denli bir coşkuyla halaya savurmuştu.”(A.g.y., s.138)

Atilla Küçükkayıkcı: Anadolu’yu Edebiyata Sokan Apaydın

Talip Apaydın’ın da diğer köy enstitülü yazarlar gibi işlediği konuların başında üretim gelir. Üretim süreci, üretim sürecinde kullanılan üretim araçları, üretim ilişkileri ve teknoloji asıl konusudur. Hepsinin en çok vurguladığı konu, üretilen ekonomik değerlerin paylaşılmasıdır. Haksızlık, adaletsizlik, eşitsizlik ve sömürüye karşıdırlar. Bu temaları seçtikleri için değil, zaten çıkıp geldikleri coğrafyada bu sorunlarla iç içe yaşadıkları için doğal ve gerçekçi bir dille kaleme almışlardır. Hasan Âli Yücel’in dediği gibi ‘edebiyata köylünün kendisi girmiştir.’Talip Apaydın,‘Cumhuriyet eğitimi ve Köy Enstitüleriyle, eğitim ve edebiyat Anadolu’ya yayıldı. Çukurova’dan Yaşar Kemal, Orhan Kemal; Yozgat’tan Abbas Sayar çıktı. Köy Enstitüleriyle bizler çıktık ve Anadolu’yu edebiyata soktuk’ der.” (A.g.y., s. 154)

Özge Çelik: Sınıf Bilincini Önemseyen Hasan Kıyafet

“2. Kuşak köy enstitülü gençler, giderek sınıf bilincini önemsemeye başlarlar. Fakat bu görüş sadece okulda değil, bütün yurt düzeyinde tehlikeli ve yasaktır. Sınıf bilincini önemseyen bireylerden biri de Hasan Kıyafet’tir. Fakat Hasan Kıyafet’in onlardan en önemli farkı, olaylara antifeodal değil antikapitalist bakmasıdır. Kapitalist bir dünya düzeninde, Kıyafet’in antikapitalist tavırlı olması, hiç de kolay olmaz. Hayatını sürgünlerle, işkencelerle, cezaevleriyle geçirir. Öyle ki ömür boyu hiç sürgünsüz bir atama yaşamaz. Yine kendi deyimi ile ‘Yazmaktan başka çarem yoktu!’ der” (A.g.y., s.158)

Cengiz Gündoğdu: Bizim Köy’ün Yazarı Mahmut Makal

“Ceyhun Atuf Kansu, Mahmut Makal için şöyle der:‘Mahmut Makal, Köy Enstitülerinin, onların neden kurulduğunu, neler yaptığını ve kapatılmasalardı yurdumuza neler getireceklerini Mahmut Makal’ın yaşamında buluruz.Mahmut Makal, Türkiye’ye gerçekleri gösteren, bu yüzden birçok insanı kızdıran bir simgedir.’Mahmut Makal kendisi için şöyle der:‘…beni bu düzeye getiren; duygularımı, düşüncelerimi besleyen Köy Enstitüsü’dür. Çünkügazete, dergi ve kitaplarla orda tanıştım, onları bol bol okudum ve okuduklarımın üstüne düşünerek kendimi geliştirdim. Köy Enstitüsü’nün coşkulu, demokratik payını da unutmamalı.” (A.g.y., s.165)

Mehmet Akkaya: Köy Enstitülerinden Yetişen Filozof Sami Gürel

Sami Gürel’in düşüncesini anlamada belirleyici olan ve bize ufuk açacak olan birkaç anahtar yapıdan söz etmek gerekiyor. Dolayısıyla Gürel’in felsefi söylemini bize açacak olan konu, kavram, terim, tema ve kategorinin altını çizmek kaçınılmaz görünüyor. Bunlar özet düzeyinde söylenecek olursa diyalektik, evrim, doğa, şiir, sanat, akıl, akış, ilerleme, bilim, politika, felsefe, aşk, insan… biçiminde sıralanabilir. Sami Gürel açısından ‘Bizim evrensel davamızın büyük açıklaması şudur: Diyalektiği şaşırmayalım… nasıl ki bir Kutupyıldızı gökyüzüne yetiyorsa bir Marx-bir Engels de yeryüzüne yeter.’ Felsefesine genel hatlarıyla bu söylem damgasını vurmaktadır Gürel’in. Köy Enstitüleri de Gürel’in düşüncesini şekillendiren mekânlar olmuştur. Gürel için kültürel iklim alanı olan enstitüler, teorinin pratikle birlikte ele alındığı yerler oldu. Diyalektiği bu süreçte öğrendiği ve içselleştirdiği söylenebilir.” (A.g.y., s.169)

Veysel Çolak: Şiirin Toplumcu İşlevini Vurgulayan Şair Ali Yüce

“Sanat, doğa ile insan, insanla insan arasındaki gereksinimden doğmuştur. Bir gün bu dengesizliklerin ortadan kalkacağını, bunun sonucu olarak sanatın da ortadan kalkacağını söyleyenler olmuştur. Ben buna inanmıyorum. İnsanın başka insanlarla arasındaki dengesizlik kalksa bile, kendi kendisiyle dengede değildir. Dünkü ben, bugünkü ben değilim. Eğer böyle olmasaydı gelişme diye bir şey olmazdı. Diyalektiğin anlamı havada kalmaz mı o zaman?”

Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere yazdığı şiirin bilincindedir Ali Yüce. Şiirin, sanatın toplumcu bir işlevinin olması gerektiğini vurgular. İdeolojik tutumun şiiri zedeleyemeyeceği düşüncesindedir. Haklıdır. Çünkü iyi bir şair, estetikten ödün vermeden her temayı yazabilir. Çünkü insanî değerlere bağlılık, emredileni yazmak değildir. Ali Yüce, toplumu ve doğayı anlayıp yorumlamanın yeterli olmadığını, bunları değiştirmek gerektiğini de ortaya koyar.” (A.g.y., s.197-198)

Ahmet Yıldız: Torosların Çocuğu Osman Şahin

“Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Arslanköy’de 1940 yılında bir Türkmen obasında doğan Osman Şahin, tam anlamıyla halk kültürünün bir çocuğu olarak büyümüştür. Osman Şahin’in müthiş gözlem gücüne beş duyu organının özel yeteneklerinin eklenmesi, Türk edebiyatına bir büyük yazarın katılmasına yetmiştir.Ne var ki Osman Şahin’i Osman Şahin yapan, Köy Enstitüsü’nü kazanması ve burada okuma olanağı bulmasıdır.(A.g.y., s.207)

Müslüm Kabadayı: Politik Temanın Yazarı Yusuf Ziya Bahadınlı

Yusuf Ziya Bahadınlı’nın romanlarında politika ağır basan temadır. Yazarın yaşamında politikanın belirleyici olduğu, uzun yıllar partili mücadele verdiği düşünüldüğünde, romanlarında bu temanın ağır basması gayet doğaldır.Yusuf Ziya Bahadınlı’nın romanlarında bir diğer önemli tema aşktır. ‘Güllüceli Kâzım’ ve ‘Güllüce’yi Sel Aldı’ romanlarında aşk öne çıkan tema değilken, yazarın, ‘Devekuşu Rosa’ ve ‘Lidya Gözleri Yaprak Yeşili’ romanlarında “aşk, sevgi, cinsellik” konularını yer yer felsefi düzeyde işlediği görülür.” (A.g.y., s.222-224)

B. Sadık Albayrak: Çağdaş Nasrettin Hoca Osman Bolulu

Osman Bolulu yalnızca kitap üzerinde bir yazar değil, yaşamının da yazarıdır. Yaşamının yazarıdır derken, anı yazarlığından söz etmiyorum. Osman Bolulu’nun, gerçeğe müdahale etmek için düşünülmüş, tasarlanmış ve uygulanmış ama bütünüyle bir derse, toplumsal jeste dönüşmüş, öykü, mesel olmuş eylemleri vardır. Yazıyla değil, eylemle yaşama kendini yazmıştır. ‘İnsanlığın Solmaz Gülleri’, öğretmenlik anılarından oluşur, bu anıların bazıları bu türdendir. Bu anılarda sanki karşımızda çağdaş bir Nasrettin Hoca vardır. Bu özelliğiyle Osman Bolulu’ya çağdaş Nasrettin Hoca diyebileceğimizi düşünüyorum.(Köy Enstitüsünden A.g.y., s.243)


Prof. Dr. Güler Yalçın, B. Sadık Albayrak, Atilla Küçükkayıkcı (Yayına Hazırlayanlar), Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat, KAVEG Yayınları, 2015, İzmir.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol