birgün

28° AZ BULUTLU

EKONOMİ 24.12.2019 01:18

Kriz mi bunalım mı?

2018 yazında yaşanan kur şokunun ardından geçen 1 yıldan uzun süreye rağmen istihdam artmıyor, işsizlik ise rekor kırıyor. Bu durum akıllara, ‘İçinden geçilen süreci nasıl tanımlamalıyız’ sorusunu getirdi; kriz mi bunalım mı?

Kriz mi bunalım mı?

EKONOMİ SERVİSİ

Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik koşullarda uzun süredir belirgin bir iyileşme görünmüyor. Geçmişte yaşanan 1994 krizi, 2000 Kasım bankacılık krizi, 2001 şubat krizi, 2009 küresel finans krizi gibi dönemlerde özellikle istihdam göstergeleri bugünkü kadar uzun soluklu bozulmamıştı.

Buna karşılık geçmiş krizlerdeki kadar sert bir küçülme de henüz yaşanmış değil. Bu koşullar akıllara içinden geçilen süreç bir ekonomik kriz mi yoksa daha uzun soluklu bir ekonomik buhran/bunalım mı sorusunu da beraberinde getiriyor.

Bu soruyu ülkenin önde gelen iktisatçılarına sorduk. Cevaplar, içinden geçilen sürecin bir ekonomik buhran olarak tanımlanmasının daha doğru olduğunu işaret ediyor.


İşte uzmanların görüşleri…

***

Prof. Dr. Yalçın Karatepe (BirGün Gazetesi Yazarı, Ankara Üniversitesi)

2018 yılı ortasından beri Türkiye ekonomisinde yaşananların tanımlamak için kullanılacak sözcük krizdir. İşsizliğin yüzde 14’ün üzerinde seyrettiği, yıllık ortalama enflasyonun yüzde 15’in üzerinde olduğu, ekonomik küçülmenin yaşandığı bir dönemi başka türlü tanımlayamazsınız. Yakın zamanda da bu seviyelerden çıkış olasılığı pek görünmüyor. Bunun böyle olduğunu anlamak için iktisatçılara sormaya gerek yok. Son bir yıl içerisinde işini kaybetmiş bir milyon kişiye ya da kredi borçlarını ödeyemediği için konkordato ilan eden ya da iflas edenlere veya kullandırdığı kredileri tahsil edemeyen bankacılara bu dönemi nasıl tanımlıyorsunuz diye sorun. Onların vereceği yanıt bundan farklı olmayacaktır.

***

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu (BirGün Gazetesi Yazarı, Altınbaş Üniversitesi)

İçinden geçtiğimiz süreç kesinlikle faiz oranlarını değiştirerek veya bütçe dengeleriyle oynayarak içinden sıyrılabilecek konjontürel bir kriz değildir. Üretim yapısından , sermaye birikim sürecinden, bunlara ek olarak başkanlık sistemiyle kurumsal yapıların çöküşüne, liyakatin kaybolmasına, kuvvetler ayrılığı ilkelerinin ortadan kalkmasına dayanan yapısal bir krizdir . Dolayısıyla başkanlık sistemi içerisinde çözülmesi olanaklı değildir . Toplumsal muhalefetin yetersizliği bunun sistemik bir krize dönüşerek bir rejim değişikliğinin önünü açmasına engeldir. Bu nedenlerle uzun süreli, ekonominin sürünme halinin uzadığı, başta işsizlik temel göstergelerin bir türlü düzelmediği yıpratıcı bir süreç öngörüyorum.

***

Cüneyt Akman (Halk TV, İktisatçı, Yazar)

Buhran kelimesi 1873 Büyük ekonomik krizi dolayısıyla Fransızca ve İngilizce kriz kelimesini karşılamak adına Cevdet Paşa ve ekibi tarafından ilk defa kullanıldı. Yani krizin tam karşılığıdır. Bunalım ya da depresyon ise biraz daha farklı. Kriz tıpkı kalp krizi gibidir ve uzun sürmez. Buna karşılık bunalım ya da depresyon kriz sonrasında hızla iyileşmediğinizde içine düştüğünüz çöküntü dönemidir. Hem maddi hem de manevi bir çöküntü. Şu anda olan nispeten hafif seyreden bir depresyon surecidir. Tıpkı futbolda “atamayan yer gibi” ekonomide de eğer makul bir sürede depresyondan çıkış başarılamazsa yüksek ihtimalle yeni bir kriz gelir. O nedenle acil ve suni değil, gerçek bir krizle mücadele paketi uygulamaya konulmalıdır.

***

Prof. Dr. Öner Günçavdı (İstanbul Teknik Üniversitesi)

Kanımca ülkemizdeki sorun 2001 yılındaki gibi IMF ve Dünya Bankası destekli basit bir reform programı ile halledilecek bir problem değildir. Bugünkü sorunlar iktisadi bir sorun olarak görünse de, temelinde bir yönetim sorunudur; bir “politik” sorundur. Basit maliye ve para politikaları ile halledilemez. Sisteme yönelik eleştirileri içeren, çok daha kapsamlı tedbirleri gerekli kılmaktadır. Zaten mevcut iktidar da, karşı karşıya kaldığı sorunları çözebilmek için mevcut neoliberal politikalara zıt tedbirler alarak, sisteme yönelik üstü kapalı eleştiriler yöneltmekte. Ancak bu eleştiriler ve beraberinde uygulanılan problemler bugün maruz kaldığımız düşük büyüme, gelir eşitsizliği ve yoksulluk gibi problemleri gidermeyi amaçlamamaktadır. Aksine, bu yeni uygulamalar sistemin mevcut sorunlarının daha da derinleşmesine yol açmaktadır. Böylece siyasi manada da değişimi içeren geniş kapsamlı, sistemik bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

***

İbrahim Kahveci (Karar Gazetesi, İktisatçı, Yazar)

Bir sorun veya kriz sadece stok rakamlarla değil akım yani süre ile de ilgilidir. Mesela işsizlik sadece stok oran ile açıklanamaz: Türkiye'de yaşanan son ekonomik durum yüksek işsizlik ve daha da önemlisi uzun süreli bir işsizlik olarak ortaya çıkmıştır. Bu ise bir kriz ile değil bir buhran ile ancak izah edilebilir. Düşük büyüme, yükselen veya en azından düşmesi beklenmeyen mevcut işsizlik ile bizi uzun ve bunaltıcı bir ekonomik tablo beklemektedir.

***

Doç. Dr. Baki Demirel (Yalova Üniversitesi)

Türkiye'nin hali hazırdaki durumunun ekonomik buhran olduğunu düşünmüyorum. Mevcut makro veriler uzun sokulu bir durgunluk olduğu yönünde. Fakat ekonomi politikalarımızın sorunlara değil de sorunların sonuçlarını ötelemeye yönelik olması özellikle kur ve faizin uzun süredir baskılanması ve enflasyona yönelik gerçekçi politikalardan uzaklaşmamız bu krizin bir buhrana dönüşmesine yol açabilir. Bundan kaçınmanın yolu enflasyona odaklı ve kamu bütçe disiplini amaçlayan ve özel sektör borçlarına ilişkin gerçekçi bir yapılandırma ve uzun vadeli (makro) planlamadır.

***

Dr. Ali Rıza Güngen (Türk Sosyal Bilimler Derneği)

Ekonomik buhran yıllara yayılan bir daralma anlamına geliyor. Türkiye'deki kriz henüz bir buhrana dönüşmedi. Ancak son kırk yıldaki her kriz gibi çok ağır toplumsal sonuclar doğurdu/doğuruyor. Bir ekonomik buhran içinde olmamamız yüksek bedel odemedigimiz anlamına gelmiyor. Ayrıca krize verilen yanıt yeni bir refah ve büyüme modeli olmadığı için mükerrer çöküşler ve bir buhran ihtimali mevcut. Bir buhrandan ziyade bir buhranın eşiğindeyiz demek daha doğrudur.

***

Dr. Oğuz Demir (İstanbul Ticaret Ünviversitesi)

Kriz bir şok halidir. Ciddi bir etki yaratır ve o etkilerin ortadan kalkması her ne kadar zaman alsa da şok atlatıldıktan sonra kriz öncesi döneme dönüş sözkonusu olabilir. Ancak Türkiye ekonomisinin ucuz ve bol para döneminde yaşadığı dönüşüm bir kriz halinden öte uzun soluklu bir buhrana işaret ediyor. Bu buhran ne kadar çabuk anlaşılırsa çıkış da o kadar kolay olabilecekti. Ancak siyaseti odağına alan, karşılığı olmayan kazanca alışmış, borçlanmayı temel alan bir ekonomik düzen yaratıldı ve bu buhranı reddetmek bu düzenin bir süre daha zaman kazanması için en kolay strateji. Paranın bir miktar akışının durması bile bu sistemi darmadağın etmeye yetiyor. Oldukça kırılgan bir mekanizma bu kurulan. Hızla sistemin bağımlılıklarının tedavi edilmesi, fırsat eşitliğini temel alan bir ekonomik altyapının inşa edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde geçici iyileşmeler sadece buhranın daha uzun bir zaman daha devam etmesine neden olacak.

***

Prof. Dr. Veysel Ulusoy (Yeditepe Üniversitesi)

İçinde yaşadığımız ekonomik süreçte artık üretim ve tüketim kanallarında hemen her olumsuzluk bir yapışkan hal aldı. Diğer bir ifadeyle, 2 yıla yaklaşan kriz sürecinde enerjimizin çoğunu krizi kabullenmek/reddetmek üzerinde harcandı. Böyle devam ettiği takdirde bu krizin ekonomiyi bir ani duruşa sürüklemesi kaçınılmaz. Durumu sadece %7-8’lere varan ABD dolarının oynaklığı ile yorumlamayı, reel ekonomiyi bir kenarda tutarsak, korkarım en çok işgücü piyasası ve mutfak bundan etkilenecektir. Bunun da doğal sonucu, gelecek kuşaklara yüklediğimiz borç ile onları devamlı surette krizlere açık bir toplum haline getirmek olacaktır. Bu günü kurtarmanın alternatif maliyeti gelecek kuşaklara borç aktarmak olmamalıdır.

***

Dr. Murat Kubilay (Finans Uzmanı, Yazar)

2018’de patlak veren krizin henüz 2 yılını bile doldurmadık fakat rekor işsizlik ve satın alma gücünde keskin bir düşüş gözlemliyoruz. Üstelik tüm bu süre boyunca küresel risk iştahı yüksekti, piyasalar yurt dışında ralliye devam etti. Hükumetin TCMB’nin yedek akçesine göz dikecek duruma düştüğünü ve çırpınırcasına bedelli askerlik, imar affı ve vergi affıyla para aradığını hep beraber gördük; fakat sonrasına varlık fonu hariç pek bir şey bırakmadılar.

Bundan sonra ne olabilir? Daha küresel piyasalardaki çatırdamaya denk geleceğiz, hükumetin bütçenin yakasını tek seferlik gelirlerle de bir araya getiremeyişini izleyeceğiz, kim bilir belki de S-400 ve Halkbank ile birlikte yaptırımların başlamasını ve ülkenin çok daha başka bir evreye girişine tanıklık edeceğiz. Tüm bunların sonucunda bir durgunluk veya kriz değil; bunların çok ötesinde uzun ve derin bir bunalımın, yani ekonomik buhranın içinde olduğumuzu anlayacağız.
1994-2001 arasını hatırlayanlar, yaklaşmakta olanı hatırlayabilirler; ama onlar dahi bütünüyle anlayamazlar çünkü böylesini hiç yaşamadılar.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız